Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin müzakerelerde tavrının net olduğunu ifade ederek, “Bu müzakerelerde biz her zaman KKTC’nin ve Sayın Akıncı’nın yanında yer aldık. Bundan sonra da yer alamaya devam edeceğiz” dedi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu. Davutoğlu, görüşmelerin ortak anlayış ve ortak perspektif çerçevesinde geliştiğini ifade ederek, “Birinci husus KKTC-Türkiye arasındaki ilişkilerdir ki zaten herhangi bir Türkiye cumhuriyeti Başbakanı, başbakanlık görevini üstlendikten sonra eğer ilk ziyaretini KKTC’ye yamayı bir gelenek haline getirmişse bu şu anlama gelir. Türkiye, bir ülke olarak, bir millet olarak Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Türklerin hür iradesi ile kurulan KKTC’nin yanındadır. Bütün imkan ve kapasiteleri ile her şeyi ile her zaman olduğu gibi KKTC’nin yanında olduğumuz mesajını anavatandan, Anadolu’dan KKTC’ye soydaşlarımıza getirmekten de büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu çerçevede KKTC’nin sağlam demokrasisi, ekonomisi ve çok sağlam kültürel alt yapısı ile güçlü bir şekilde ayakta durması hepimizin en önemli hedefidir. Bugün Avrupa demokrasilerinde bile az görülen olgunlukta her zaman kendi iradesiyle kendi yöneticilerini belirlemiş olan Kuzey Kıbrıs Türk halkı bu anlamda ulaştığı siyasi olgunlukta örnek bir tavır sergilemiştir ve Sayın Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmesi ve sonrasında da bu demokratik atmosferin KKTC’de en belirgin şekilde yaşıyor olmasından ve hükümet yapısı itibariyle de geniş tabanlı bir hükümet kurulmuş olmasından büyük bir memnuniyet kurduk” dedi.

“KALICI, ADİL, BARIŞÇIL BİR ÇÖZÜM OLUŞMASI YÖNÜNDE HER TÜRLÜ KATKIYI VERMEYE HAZIRIZ”
KKTC’ye her türlü katkının verilmeye devam edeceğini ifade eden Davutoğlu, ”İkinci husus, sayın cumhurbaşkanının da beyan etmiş olduğu gibi, yürüyen müzakereler. Çok kapsamlı bir şekilde ele aldık. Son gelinen aşamayı, Kasım ayında 6 kez, sayın liderlerin bir araya gelerek yaptıkları görüşmelerdeki intibaı kendisinden dinlemekten, bilgi almaktan büyük bir mutluluk duydum. Görüşlerimizi paylaştık. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konudaki tavrı açıktır. Aynen 2004 yılındaki Annan Planı ve referandumunda olduğu gibi kalıcı, adil, barışçıl bir çözüm oluşması yönünde her türlü katkıyı vermeye hazırız. Ve bu çözüm içerisinde iki kesimliliğe dayalı, adil ve siyasi eşitliğe dayalı yeni bir Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğması ve iki kurucu devlet temelinde birlikte yaşamanın güzel bir örneğini sergilemesi hepimizin hedefidir. Bugün çevrede yaşanan büyük krizlere baktığımızda Suriye’de, Lübnan’da, Filistin’de bütün Doğu Akdeniz’de hatta bütün geniş coğrafyada yaşanan krizlere baktığımızda Kıbrıs’ta yürüyen müzakerelerin bir krizden bir çözüme gitmek bağlamında tek olumlu yönde seyreden süreç olduğu aşikar” ifadelerini kullandı.
Bu olumlu sürecin netice alınacak bir şekilde sonlanmasının herkesin dileği olduğunu kaydeden Davutoğlu, “Bu müzakerelerde biz her zaman KKTC’nin ve Sayın Akıncı’nın yanında yer aldık. Bundan sonra da yer alamaya devam edeceğiz. Gönül isterdi ki 2004 yılında muhtemelen ulaşılabilecek bir çözüme hayır diyen Kıbrıs Rum kesimi bu kez daha olumlu tavır takınsın ve kaybedilen bu 11 yıldan sonra adaya kalıcı barış ve istikrar getirecek olan iki halkı bir arada ortak bir adada yaşama imkanı verecek bir çözüme gidecek yolun önü açılsın. Bu noktada BM’nin yürütmekte olduğu görüşmelere Türkiye şimdiye kadar olduğu gibi katkı vermeye devam edecek. Diğer garantör ülkelerle birlikte Türkiye Kıbrıs’taki çözümün asli unsurlarından biridir. Bu katkı ile nihai bir çözüme ulaşılması konusunda da gerekli adımları atmakta tereddüt etmeyecektir” diye konuştu.

“BİR ÇÖZÜMDE UZLAŞABİLİRLERSE DOĞU AKDENİZ’İ BİR REFAH BÖLGESİ HALİNE GETİREBİLECEK BİR GELİŞİM OLUR”
Davutoğlu, Doğu Akdeniz’in çok önemli doğal kaynakları ve stratejik konumuna rağmen kriz bölgesi olarak anıldığını belirterek, konuşmasını şu şekilde tamamladı:
“Suriye’de 4-5 milyon insanın göç etmek zorunda kaldığı, yoğun bir iç savaşın yaşandığı, şehirlerin tarumar edildiği bir ortamda Lübnan’da iç barışın tam olarak kurulamadığı, Filistin’de Özgür Filistin Devleti ile iki devletli çözümün hayata geçirilemediği bir Doğu Akdeniz coğrafyası içinde Doğu Akdeniz’in asli unsurlarından olan Türkiye ve Yunanistan iki uzantıları anlamında Türk ve Rum halkı bir araya gelebilir, bir çözümde uzlaşabilirlerse bu Doğu Akdeniz’in gelecekteki kaderini de değiştirebilecek ve Doğu Akdeniz’i bir refah bölgesi haline getirebilecek bir gelişim olur. Biz KKTC’de hem Kıbrıslı Türk soydaşlarımızın barış ve huzur içinde yaşaması hem de Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin çıkarlarını korunması anlamında her türlü tedbiri aldık, almaya devam edeceğiz.”

“HER NE SURETLE OLURSA OLSUN İYİ VE KÖTÜ HER ŞARTTA TÜRKİYE’NİN KKTC’NİN YANINDA”
AB-Türkiye Zirvesi’nde AB-Türkiye ilişkilerinin son derece olumlu bir atmosferde yeni bir döneme girmiş olduğunu gözlemlediğini kaydederek, “Orada gördüğümüz olumlu atmosferin adaya da yansıyıp tarihin derinliğinden bu yana Avrupa halkları arasında yer alan Türklerin, Yunanlıların ve Rumların hep beraber yine Avrupa kıtası içinde birlikte barış bir havzası oluşturması yönünde adım atmalarının vaktinin geldiğini biz de düşünüyoruz. Türkiye’nin AB üyeliği bu anlamda sadece bir ülkenin birliğe katılması değil aynı zamanda bir kıtanın geleceği ve daha geniş anlamda da küresel bir barış açısından da dinler arası, kültürler arası barış anlamında da çok büyük bir adım niteliği taşıyacaktır. Bu adımı Kıbrıs’ta önce atabiliriz. Müslüman ve Hristiyanların, Türkler ve Rumların yan yana barış içinde yaşadığı bir Kıbrıs adası Ortadoğu’ya güzel örnek olacağı gibi Avrupa’da İslamofobinin yaygınlaştığı, ön yargının arttığı bir dönemde Avrupa’da yeni bir çığırın açılmasına vesile teşkil edecektir. Her ne suretle olursa olsun iyi ve kötü her şartta Türkiye’nin KKTC’nin yanında olduğunu 78 milyon adına bir kez daha buradan duyurarak önümüzdeki dönemde daha güzel vesilelerle bir araya gelmeyi temenni ederek sözlerime son veriyorum” dedi.

“KKTC TEMSİLCİSİ EKSİK OLDUKÇA AİLE FOTOĞRAFI EKSİK KALIR”
Açıklamaların ardından basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Davutoğlu, Brüksel’de Güney Kıbrıs Rum Kesimi lideri Anastasiadis ile bir araya gediklerine dair soruya, “Özel bir görüşmemiz olmadı ama bahsettiğiniz gibi tabi bütün diğer liderlerle olduğu gibi, ayaküstü bütün diğer liderlere görüştüğümüz gibi Sayın Anastasiadis’le de son derece medeni bir ortamda bir görüşme hal hatır sorma şeklinde görüşme gerçekleşti orada da vurguladım bütün AB forumlarında KKTC temsilcisi eksik oldukça aile fotoğrafı eksik kalır. İnşallah bir gün çözüm olur, bu forumlarda adanın bütününü temsil eden liderler bu forumda olur. Bunu bir çözüm iradesi bağlamında zikrediyorum ama dediğim gibi Anastasiadis ile ayaküstü diğer liderlerle yaptığım konuşmada da medeni sohbet mahiyeti taşıdı” yanıtını verdi.

“ÖNEMLİ OLAN MÜZAKERELERİN KARŞILIKLI ANLAYIŞ İÇİNDE DOĞRU İSTİKAMETTE SEYRETMESİ”
Davutoğlu, çözüme ne kadar yakın olunmasına dair soruya ise, “Akıncı’nın da vurguladığı gibi epey mesafe alındı. Tabi bir de arkada 2004 referandumu ve orada yaşana sürecin birikimi de var. Kıbrıs dosyası bir müzakere dosyası bağlamında en teferruatlı düşünülmüş, konuşulmuş, tartışılmış, dosyalarından biridir. Müktesebatı çok zengindir. Herkes karşının görüşlerini büyük ölçüde bilir ve BM müktesebatı da yeni çözüm üretmekte son derece zengin bir geçmişe sahiptir. Önemli olan Kıbrıs sorununda siyasi irade yani güçlü bir siyasi iradeyi ortaya koyup bu çözümün olması gerektiği. 2004 yılında çok zor şartlarda Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC’de yaşayan Türkler çok zor şartlarda güçlü bir siyasi irade sergilediler ve referandumda evet dediler. O güçlü iradeyi maalesef güneyde, Güney Kıbrıs Rum yönetimi tarafında görmedik. Umarım bu sefer bütün bu müktesebat üzerinde varılacak sonuçlar ki kritik konular hala devam ediyor, hala konuşulması gereken kritik var bunlarda mutabakata vardıktan sonra bu sefer güçlü bir netice alırız diye umut ediyoruz. Önemli olan müzakerelerin karşılıklı anlayış içinde doğru istikamette seyretmesi” dedi.

“BU SU KIBRISLI TÜRKLERİNDİR ARTIK”
Davutoğlu, suyun yönetimi konusunda Türkiye’nin tavrının ne olduğu sorusuna, ”Gerçekten asrın projesi 1974 yılında Anadolu çocukları Kıbrıs’a doğru bir yola çıktıklarında bir gün aynı güzergahtan dünyada gerçekleşmesi kolay görülmeyen bir projede bu sefer Anadolu’nun suyunun aynı güzergahtan Kıbrıs adasına bir bütün olarak ve Kıbrıslı soydaşlarımıza öncelikli olarak geleceğini kimse düşünemezdi. Geldi, gerçekleştirdik. Bu konuda hiçbir masraftan kaçınmadık. Çünkü bu bizim için herhangi bir ekonomik proje değil stratejik ve psikolojik boyutu son derece derin çok önemli bir mesaj projeydi. Anadolu ile Kıbrıs adasını tekrar bağlamak. Barış açısından da önemli bir proje. Çünkü biz daha ilk günden gelecek olan suyun sadece Kıbrıslı Türklere değil Kıbrıslı Rumlara da zamanla iletileceğini ve barış projesi olduğunu gündeme getirdik. Bu da gerçekleşti. Bir hayal gerçek oldu. Şimdi bu gelen suyun en iyi şekilde yönetilmesi ve Kıbrıslı soydaşlarımıza takdim edilmesi önem taşıyor. Bu yönetim modeli suyun gelmesi gibi önemlidir. Çünkü Türkiye’de daha önce yaşadığımız tecrübelerden de biliyoruz. Suyun varlığı ayrı bir şey ama suyun yönetimi konusunda doğru bir tavır olmazsa 1994 öncesinde İstanbul’da su olmakla birlikte yönetilemediği için su kesintileri vardı. Onun için bir model etrafında çalışıyoruz. Biraz sonra da Başbakan ile bunları konuşacağız. Bu su Kıbrıslı Türklerindir artık önemli olan en doğru yöntemle bunun kullanılması bir ara formüller, yöntemler üzerinde düşünüyoruz. Hiç merak edilmesin Kıbrıs’a işin zor tarafı geçti, su geldi. Bundan sonra bu suyun musluklara kadar geldikten sonra bir de alt yapıya ihtiyaç var. Boru hatlarının sağlıklı bir şekilde yenilenmeye ihtiyaç var. Bu konuda da Türkiye cumhuriyeti hükümeti olarak gereken çalışmaları yapacağız. Ek bir yatırım ile bütün alt yapıyı yenilerek bu suyun sağlıklı bir şekilde kullanılması tedbirleri alacağız. Birlikte en doğru yöntemi bulacağız” şeklinde konuştu.
(İHA)