6. Tasavvuf Anabilim Dalı Koordinasyon Toplantısı

KARABÜK (AA) - Karabük Üniversitesi (KBÜ) İlahiyat Fakültesince düzenlenen 6. Tasavvuf Anabilim Dalı Koordinasyon Toplantısı ve "Toplum Bilim ve Tasavvuf" çalıştayının sonuç bildirgesi açıklandı.

KBÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hür Mahmut Yücer, sonuç bildirgesiyle ilgili gazetecilere yaptığı açıklamada, tasavvuf akademisyenlerinin çalışma alanlarının tasavvuf tarihi, kültürü, düşüncesi olduğunu, sosyoloji alanındaki akademisyenlerin ise güncel dini ve tasavvufi gruplar üzerine çalışmalar yaptıklarını söyledi.

İki grup akademisyenin çalışmalarının birbirini tamamladığını ifade eden Yücer, büyük sosyolog İbn Haldun'un ömrünün son döneminde Şazeliyye tarikatına bağlanarak tasavvuf yoluna girdiğini, her iki alanla ilgili önemli eserler verdiğini belirtti.

Yücer, toplantıda tasavvuf ve sosyoloji bilim dallarının metodolojileri, Türk toplum yapısı, din, tasavvuf konularının yanı sıra 15 Temmuz başarısız darbe girişimi sonucu değişen toplumsal gündem ve tartışma alanları, nevzuhur akım ve cemaatlerin ele alındığını belirterek, şöyle konuştu:

"Tasavvuf ve sosyoloji öğretim üyeleri toplumu değerlendirirken kendi spesifik usul ve metodolojileri yerine daha bütüncül (holistik) bir perspektif geliştirmelidirler. Birbirlerinin metodolojilerine ihtiyaçları vardır, biri diğerini görmezden gelemez. Tasavvuf dinde sonradan çıkmış, dine eklemlenmiş ya da bir tepki hareketi olarak ortaya çıkmış değildir. Tasavvuf İslam maneviyatının adıdır. Dinin manevi, ahlaki boyutunu ele alan bir ilim ve hayat tarzıdır. Zamanla kurumsallaşmış, tekke ve dergahlarla, musikisi, edebiyatı, kültürü ile yaygın bir eğitim kurumu olmuş, ayrıca fakirlerin korunup gözetilmesi yardımlaşma kurumu özelliğiyle toplumsal birlikteliği ve rehabiliteyi sağlamıştır.

Anadolu'nun kurucu damarı inşa hamuru olmuştur. Modern dönemde tarihsel tecrübe olumsuzlanarak mezhep ve tarikatların değersizleştirilmesi ve reddedilmesi Türkiye özelinde yeni bir olgudur. Toplumun akışını ve sürekliliğini bozmaya yönelik bir eylemdir. Bu olgunun yükselen sesi dini simge ve ritüellerin hurafe, uydurma ve bid'at gibi karalamalarla itibarsızlaştırılması, yüzyılın başındaki ulusçulara paralel Vahhabizm türü yalınlığın savunulmasına benzemektedir. Bu savunular dindar nesillerin istendiği bir dönemde, dini ve dindarlığı korumasız bırakacaktır. Bu yeni dünyanın yeni yapıları dindarlaşmayı değil toplumu ya Vahhabizm üzerinden DAEŞ türü radikalizme ya da sekülerizme itmekten başka bir işe yaramayacaktır." diye konuştu.

Tasavvuf anabilim dalı akademisyenlerinin dini yapılarla ilişki biçimi geleneğe, İslami ve dini ilimlere dayalı olması gerektiğini vurgulayan Yücer, şöyle konuştu:

"Cumhuriyetin kuruluşunda tarikatlar ve tekkeler yasaklanıp kapatılırken 'miskinlik ve atalet yuvaları, devleti ele geçirmeye çalışan totaliter mürteci akımları' ortadan kaldırma gerekçesi serdedilmişti. Bu suçlama ilim adamları tarafından bilimsel değil, ideolojik bir gerekçe olarak tespit edilip 'tasavvufi yapıların dünya değil ukba taliplisi, devlet değil fert eğitimcisi olduğu, fert üzerinden toplumun hayrını ve salahını istediği' ifade edilmiştir. Sonuçta tarikatlar farklı kültür ve eğitim seviyesindeki insanların farklı özelliklerine bağlı olarak geliştirdikleri eğitim formlarıyla varlıklarını sürdüregelmiştir. Tarihte bu çoğulculuk devlete tehdit oluşturmadıkça daima hoş görülmüştür. Bu topraklarda dini yapıların ve tarikatların reddi edebiyatın, musikinin, estetik sanatların reddi anlamına gelmektedir. Çünkü bu yapılar tarihsel kırılmalar, istek ve ihtiyaçlara göre ortaya çıkar. Bu ihtiyaçları ve karşı çıkma biçimleri bilinmezse yerine neyin teklif edileceği, neyin konulacağı da bilinmez. Sonuçta ne tür sapkın eğilimlerin zuhur edeceği de tahmin edilemez."

- "FETÖ kalkışması, dini ya da bir cemaat-tarikat kalkışması olarak kabul edilemez"

15 Temmuz darbe girişiminin en temelde dine, dini cemaatlere ve tarikatlara karşı yapılmış bir darbe girişimi olduğunu anlatan Yücer, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"The Cemaat'in devleti başka taraflara bağlama girişimi maalesef dince önemi vurgulanan 'imam', 'hocaefendi', 'cemaat', 'yardım ve kurban toplama', kendi doğrularını ifade edebilmek için dergi, gazete, televizyon kurma, sosyal organizasyonlar yapma olumsuzlanmaktadır. Bütün toplum ideolojilerin propagandasına açık hale getirilirken, tasavvufi neşriyat ya da anlatılar sanki 85 senedir yasak değilmiş gibi yeniden engellenmesi talep edilmektedir. FETÖ kalkışması, dini ya da bir cemaat-tarikat kalkışması olarak kabul edilemez. FETÖ başlangıcı itibariyle bir hizmet hareketi olarak gözükse de orta katmanı itibariyle örgüte, üst katmanı itibariyle teröre göre şekillenmiştir.

İhsan, insan, marifet, hikmet gibi temeller üzerine değil, bunları kullanan olmuştur. 'Her şey hizmet için' mantığıyla Türkiye'yi 165 ülkeden herhangi birisine indirgemiştir. Ailesinden, milletinden ve ümmetinden koparttığı muhafazakar aile çocuklarını kendi cemaatine kazandırmış fakat gerisin geriye onlara düşman etmiştir. Belki küresel güçleri kullanmak istemiş, fakat küresel güçler onu kullanmış, kendisi araç olmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı, dini akım ve cemaatsel yapıları, tarikatları dışlayıcı değil, dini ilimlere bağlı, ontolojik hakikat ve gerçekliğe uygun açıklama ve izahlarla toplumu bilgilendirmelidir."

"
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.