Adalet Bakanı Bozdağ’dan ABD’ye çağrı
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “ABD’ye çağrımızı yineliyoruz. Terör örgütü liderinin iadesi terörle küresel mücadele açısından bir sembol haline gelmiştir. İnsanlığa karşı suç işlemiş terör örgütü liderini iade edin ve dünyaya terörle mücadelede küresel işbirliği mesajı verin" dedi.
Plan ve Bütçe Komisyonunda bakanlığına ve bağlı kurumlara ilişkin bilgi veren Bozdağ, 15 Temmuz darbe girişimine değinerek, "Yurdumuz işgal etmiş düşmanlarımızın dahi yapmadığı veya yapamadığı maalesef darbeye teşebbüs eden Fetullahçı terör örgütü mensupları yapmıştır. Kurtuluşu yöneten ve kuruluşu gerçekleştiren Gazi Meclis’imiz ikinci kez gazi olma onurunu yaşamıştır. Bu kanlı darbe girişimi Cumhurbaşkanımızın ölümü göze alan samimi ve cesur liderliğinde, Meclisimizin, Başbakanımız ve hükümetimizin, siyah partilerimizin, medyamızın ve sivil toplum örgütlerimizin, hepsinden daha önemlisi bütün siyasi ve diri farklılıkları, mücadelelerine rekabet bir tarafa bırakıp demokrasiye, hukuk devletine, iradesine ve seçtiklerine canı pahasına sahip çıkan aziz milletimizin onurlu mücadelesi ile başarısız kılınmıştır" ifadelerini kullandı.

"MİLLETİMİZ VE TARİH, BU CESUR VE ONURLU DURUŞU VE MÜCADELEYİ ASLA UNUTMAYACAKTIR"
Yargının darbenin önlenmesine ilişkin verdiği dik duruşun tarihe altın harflerle geçtiği ifade eden Bakan Bozdağ, şunları kaydetti:
"15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü sırasında ise darbenin henüz başarılı olup olamayacağının belli olmayacağının belli olmadığı ilk saatlerde; hiçbir korku, baskı, endişeye kapılmadan ve şahsi bir hesaba girmeden, tereddütsüz ve cesur bir şekilde anayasa, hukuk devleti, milli irade ve milletin seçtiklerinden yana tavır koymuş, darbe teşebbüsüne kalkışanlar hakkında soruşturmalar başlatarak gözaltı ve tutuklama kararları vererek milletin yargısı olduğunu ispat etmiştir. Ayrıca Türk yargı tarihindeki utanç sayfaları yerine ilk defa Türk yargı tarihine altın harflerle onur ve şeref sayfaları ilave etmiştir. Milletimiz ve tarih, Türk yargısının darbecilere karşı verdiği bu cesur ve onurlu duruşu ve mücadeleyi asla unutmayacaktır. Eğer yargı ve emniyet teşkilatında son üç yıl içindeki değişim ve dönüşümler yapılmamış olsaydı bugün farklı bir manzarayla karşı karşıya kalabilirdik."

"MEVCUT ANAYASA MİLLET İLE DEVLET ARASINA ADETA BİR DUVAR ÖRMEKTEDİR"
Yeni anayasa ihtiyacına değinen Bozdağ, "Mevcut anayasa millet ile devlet arasına adeta bir duvar örmektedir. Bu anayasa devleti milletten korumak üzere oluşturulmuş ve milleti devlet için potansiyel bir tehdit olarak gören bir anlayışla kaleme alınmıştır. Devleti milletten korumak için sürekli teyakkuz halinde olması esasına dayanmaktadır. Bu anayasa Meclis’e, yürütmeye, yargıya hatta hiçbir organa güvenmemektedir. Dahası bu anayasa milletine de güvenmemektedir. Türkiye’nin milletle devlet arasındaki duvarları kaldıran, milletine güvenen, insan hak ve onurunu esas alan, çoğulcu ve özgürlükçü yeni bir anayasaya ihtiyacı vardır" diye konuştu. Bozdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Eğer bir hakim veya savcı, anayasa, kanun ve hukuka uygun vicdani kanaatlerine göre kararlar verme yerine üyelik, iltisak veya irtibat içinde bulunduğu terör örgütlerinin talimatlarına veya sahip olduğu dini, siyasi ve ideolojik görüşlerine göre karar verirse tarafsız ve bağımsız yargı görevi yapma vasfını kaybeder. Dolayısıyla da tarafsız ve bağımsız hakim ve savcılar için Anayasamızın öngördüğü hakimlik ve savcılık teminatından yararlanma hakkını kaybeder. Bu vasfı kaybedenlerin meslekte kalmaları elbette uygun değildir. Fethullahçı Terör Örgütü FETÖ/PDY; devlete, millete, yasamaya, yürütmeye, yargıya, orduya, emniyete ve kamunun bütün alanlarına büyük zararlar vermiştir. En büyük tahribatı ise hiç kuşkusuz yargı alanında gerçekleştirmiştir. Milletimizin yargıya olan güvenini ve adalete olan inancını zayıflatmıştır. Hukuk devletini tahrip etmiştir. Bazı hâkim ve savcıların yargı görevini bağımsız ve tarafsız şekilde yapma vasfını kaybetmelerine neden olmuştur."

“İSTİNAF MAHKEMELERİNİN FAALİYETE BAŞLAMASIYLA İKİ DERECELİ YARGILAMA SİSTEMİNE GEÇİLMİŞ…”
İstinaf mahkemelerine ilişkin olarak ise Bakan Bozdağ, "İstinaf mahkemelerinin faaliyete başlamasıyla iki dereceli yargılama sistemine geçilmiş, hak arama yolları çoğalmış, bireylerin hukuki güvencesi artmış, delillerin yeniden değerlendirilmesi imkânı getirilmiş, gerekirse yargılamanın tekrar yapılması sağlanmış, vatandaşlarımızın temyiz incelemesi için artık Ankara’ya gelmek yerine, yerel düzeyde ve kolaylıkla haklarını araması sağlanmış, vatandaşlarımıza üst mahkeme huzurunda daha rahat bir temsil imkânı getirilmiş, Yargıtay ve Danıştay’ın iş yükü azaltılarak gerçek bir içtihat mahkemesi olmasının yolu açılmış, adaletin makul sürede tecellisinin önü açılmıştır.
15 yerde adli istinaf ve 8 yerde de idari istinaf mahkemesi kurulmuştur. Ancak uygulama birliğinin temini ile ihtisaslaşmada etkinlik ve verimliliğin sağlanabilmesi amacıyla ilk etapta 20 Temmuz 2016 tarihi itibariyle 7 ayrı bölgede istinaf mahkemeleri faaliyete geçmiştir. Adli istinafta; toplam 94 ceza dairesi ile 123 hukuk dairesi; idari istinafta, 42 idari dava dairesi ve 20 vergi dava dairesi, faaliyete geçmiştir" değerlendirmesini yaptı.

“AİHM’E TÜRKİYE ALEYHİNE YAPILAN BAŞVURU SAYISININ NÜFUSA ORANI ON BİNDE 0,28’DİR”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye aleyhine bekleyen başvuru sayısında düşüş olduğunu kaydeden Bozdağ, şunları kaydetti:
"2012 yılına oranla derdest başvuru sayısı 55 oranında azalmış, 17 binden, 7 bin 750’ye gerilemiştir. Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak 31 Ekim 2016 tarihi itibariyle AİHM önündeki derdest başvuru sayısında; Ukrayna; 18 bin 250 dosya ile birinci, Macaristan; 8 bin 400 dosya ile ikinci, Rusya; 8 bin dosya ile üçüncü, Türkiye ise 7 bin 750 dosya ile bir sıra gerileyerek 4 üncü sırada bulunmaktadır. 2015 yılı Aralık ayı verilerine göre 8 bin 450 olan derdest başvuru sayısı 31 Ekim 2016 tarihi itibariyle 700 dosya azalarak 7 bin 750’ye düşmüştür. 2012 yılı sonunda derdest başvuru sayısının 16 bin 900 olduğu hatırlandığında, son yıllardaki bu gelişmeler daha iyi anlaşılabilir. Öte yandan AİHM tarafından yayımlanan istatistiksel verilere göre, 2015 yılında, Türkiye aleyhine yapılan başvuru sayısının nüfusa oranı on binde 0,28’dir. Bu oran Avrupa Konseyi üyesi diğer 35 devlete nazaran daha düşüktür."

" ABD’YE GİDEN HEYETLER, İADE SÜRECİNE İLİŞKİN TEMASLARDA BULUNMAYA DEVAM ETMEKTEDİRLER"
Amerika Birleşik Devletleri’ne ’acil tutuklama ve iade’ talebinde bulunduklarını hatırlatan Bozdağ, şunları kaydetti:
"İade süreci ABD ile aramızdaki 1980 tarihli Suçluların Geri Verilmesi ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardımlaşma Antlaşması uyarınca yürütülmektedir. Türkiye’ye gelen 4 kişilik heyet ile Bakanlığımız yetkilileri ve ilgili Cumhuriyet Savcıları arasında 23-24 Ağustos 2016 tarihleri arasında görüşmeler yapılmıştır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin olarak işlenen suçlarla ilgili örgüt liderinin geçici tutuklanmasına ilişkin dosya 9 Eylül 2016 tarihinde İçişleri ve Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla ABD Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Dışişleri Bakanlığından alınan 13 Eylül 2016 tarihli yazıda da, dosyanın ABD Dışişleri Bakanlığına 12 Eylül 2016 tarihinde teslim edildiği bildirilmiştir. Ayrıca, hükümetimizi temsilen ABD’ye giden heyetler, iade sürecine ilişkin muhataplarımızla temaslarda bulunmaya devam etmektedirler.
İçerisinde muhalefet milletvekillerimizin de olduğu bir heyetle ABD’ye bir ziyaret gerçekleştirdik. İlk defa iki Adalet Bakanı’nın bir suçlama iadesi için bir araya gelip görüşme yapması konuya iki tarafın verdiği önemi göstermektedir. ABD bu ziyaretle kararlılığımızı daha iyi anlamış oldu. Burada sizlerin aracılığıyla ABD’ye çağrımızı yineliyoruz. Terör örgütü liderinin iadesi terörle küresel mücadele açısından bir sembol haline gelmiştir. İnsanlığa karşı suç işlemiş terör örgütü liderini iade edin ve dünyaya terörle mücadelede küresel işbirliği mesajı verin."
(İHA)
"
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.