BAŞBAKAN ERDOĞAN'A SERT ÇIKIŞ
 NEONAZİ CİNAYETLERİ
 Tahammülsüzlüğün kara lekesiyle yüzleri görünmez olan Neo-Nazi cinayetlerini kınayan Devleta Bahçeli, "Suikastların cevapsız bırakılmamasını istiyoruz. AKP Hükümetini bu konuda daha aktif, duyarlı ve samimi olmaya davet ediyoruz. Alman yönetiminin meseleyi saygı duruşlarıyla ya da günü kurtaracak açıklamalarla geçiştirmemesi için AKP iktidarına çok iş düşmektedir. İktidarın siyasi tazyik ve diplomatik baskılarıyla, Alman yönetimini daha fazla harekete geçirerek bundan sonra yaşanabilecek cinayetlerin engellenmesi için seferber olması elzemdir."
 "İKTİDARDAN ALMIŞLARDIR"
 Ülkenin, AKP iktidarının yol açtığı ve neden olduğu yıkım ve tahribatları ileri düzeyde yaşadığını dile getiren Bahçeli, " Onuncu yılına giren bu zihniyet, istismar etmedik değer, aşındırmadık tarihi mesele, bükmedik milli konu, kavga etmedik toplum kesimi bırakmamıştır. Ecdadımız Ermenilere sorgulatılmış, geçmişimiz Avrupalıların insafına bırakılmış, milli davamız Rumların küstahlıklarına havale edilmiştir. Vatanımız bölücülere, dağlarımız teröristlere, demokrasimiz mandacılara, özgürlüklerimiz ise haysiyet fukarası batı yanaşmalarına peşkeş çekilmiştir. Bir zamanlar kırmızı pasaport verdiğimiz peşmerge reisleri, bir yanda terörün mesajlarını iletir olmuşlar, diğer yanda ise tetik çeken elleri himaye etmekten çekinmemişlerdir. Kanlı örgütün cinayetleri için yardım ve yataklık yapmaktan herhangi bir rahatsızlık duymamışlardır. Türk milletine düşmanlıkta buluşan namertler bekledikleri tüm imkân ve kolaylıkları AKP’yle bulmuşlardır. Aradıkları fırsatları AKP’de görmüşlerdir. İstedikleri tavizleri bu iktidardan almışlardır."dedi
 "AYRIMCILIĞA PRİM VERECEKTİR"
 Dersim isyanı hakkında yapılan yorumların, gündeme taşınan belgelerin ve şuursuz suçlamaların Türkiye’de ana gündem maddelerinden birisi haline geldiği söyleyen Bahçeli, "Başbakan Erdoğan bilmelidir ki; belge diye açıkladığı ve yaşanmış diyerek anlattığı hadiseler kardeşliğimize değil, ayrımcılığa prim verecektir. Murat suyunun rengine kadar izahlarda bulunan bu şahsiyetin, çok tehlikeli bir oyun oynadığı tartışmasızdır. AKP ile CHP işte bu konu etrafında bilek güreşi yapmakta, bir dönemin kapaklarını kaldırarak aslı astarı olmayan yaklaşımlarla, tarihimizi utanmadan hedef tahtasına haline getirmektedirler. Dersim isyanının, ayaklanmasının savunulması adına AKP ile CHP tepişircesine birbirine sataşmakta ve sanal bir gündemle ülkemizin gerçek meselelerini kapatmaya uğraşmaktadırlar. Oysaki gündem ağır ve vatandaşlarımızın sorunları fazladır. Ekonomi alarm vermekte, toplumun her kesimi çığlıklarına kulak verilmesini istemektedir. Nihayetinde bu iki parti de, aynı mantık ve eğilimle benzer görüşler sarfetmekte, yalnızca nüanslarda ayrışmakta ve ters düşmektedir. Bizim için bu iki siyasi zihniyetin Türkiye’yi harap etmeleri, tarihten husumet çıkarmaları talihsiz olduğu kadar kabul edilemez bir sorumsuzluk ve vicdansızlık örneğidir. Dersim’de cereyan eden hadiselerin her şeyden evvel tanımını ve ismini koymak lazımdır. Milletimizin bu konuda daha iyi aydınlatılması için siyasiler değil, tarihçiler, milli vicdanlarını ipotek ettirmemiş aydınlar konuşmalıdır. Londra’daki, Moskova’daki, Vashington’daki, Paris’teki arşivlere de girilmeli, kimin kiminle sarmaş dolaş olduğu, ne gibi senaryolara destek verildiği netlik kazanmalıdır. Fakat üzeri örtülemeyecek kadar bariz bir gerçek vardır ki, o da Dersim olaylarının Başbakan’ın sunduğu gibi katliam değil; apaçık bir ayaklanma olduğu hususudur. Düşünebiliyor musunuz; Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, kendi tarihimizdeki bir isyana katliam diyebilmektedir."
 "TEVESSÜL EDENLER DE AYNISIDIR"
 Bahçeli, "Başbakan eğer biraz onurun, merhametin ve şerefin varsa bu iftirandan dolayı özür dilersin ve sözünü geri alırsın. Hele hele huzurlarında bu yalanı ve temelsiz suçlamayı dile getirdiğin kendi partinin il başkanlarından helallik alırsın. Şundan emin ol ki, şu an hayatta olmayanların haklarını çiğnemen, pervasızca haklarını yemen karşılıksız kalmayacak ve bunun vebali iki cihanda da yakanı bırakmayacaktır. Başbakan ve kol kola girdiği teslimiyet korosu ne söylerse söylesin; Dersim vakası bir isyan girişimidir ve Türk devletinin egemenlik haklarına küstahça meydan okumadır. Bugünün PKK’sı, KCK’sı neyse, Dersim kalkışmasına tevessül edenler de aynısıdır. Bu aşamada sormak isterim ki; bu zaman diliminde bölücü teröre karşı alınan tedbirlerin, yapılan operasyonların özrünü gün gelecek birileri de dileyecek midir? Hükümetin talimatlarıyla görev yapan kamu görevlilerinden, gün gelecek tıpkı bugünkü gibi hesap sorulacak, isimleri kirletilerek verildikleri yerlerden sökülüp atılacak mıdır? Ve özür furyası basiretsiz, kötü niyetli ama siyasi yetki almış ellerce sürdürüldüğü müddetçe bu devlet, bu coğrafyada nasıl yaşatılacak ve nasıl ayakta tutulacaktır? Biliniz ki Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurucu kahramanlar demokrasiyi tabana yaymaya çabalarken, aynı zamanda da devlet kurmak için mücadele vermişlerdir."dedi
"TAŞIDIĞI RUHA HAKARETTİR"
 Bahçeli, "Batı’nın kışkırtmalarına kucak açanların, yabancılara aman dileyerek yardım talebinde bulunanların, Tunceli’yi özerk ve dokunulmaz bir yer haline getirme aymazlığına soyunanların bugünlerde alkışlanması hazin olduğu kadar da utanç vericidir. Tuncelili vatandaşlarımı ve Alevi kardeşlerimi bütün bu aşağılık sürecin dışında tuttuğumuzu ifade etmeliyim. Onların pırlanta gibi geçmişlerini, isyanla bağdaştırmaya çalışmanın büyük bir densizlik ve ahlaksızlık olduğunu duyurmak isterim. Türk milletinin tercihi ve kararı hep bu yönde tecelli etmiştir. Birliğin yıkılması, varlığın zedelenmesi, vatan topraklarını parselleme niyetleri bu nedenle Türk milleti tarafından asla hoşgörüyle karşılanmamıştır. Kaldı ki doğal ve doğru olanı da budur.
 Dersim isyanı bu açıdan ele alınmalı ve teşhis karmaşasıyla hakikatler gayri milli siyasetin kıskacında öğütülmemelidir. Unutmayalım ki bu isyan Türk milletine gözdağıdır, sindirme ve yabancıların gözetimi ve hedefleri kapsamında zehir kusan bir nifak faaliyetidir. Nasıl ki Türk milleti kendisine ve devletine yönelik başkaldırıları tarihin hiçbir döneminde cevapsız bırakmadıysa, bunu da karşılıksız koymamıştır. AKP, CHP ve yanlarında saf tutmuş Cumhuriyet karşıtları; isyancıların çetelesini tutup haklarını savunurken, Dersim isyanına giden süreci kasıtlı bir şekilde görmezden gelmişlerdir. İster vicdanen, ister ahlaken, isterse de hukuken değerlendirilsin Tunceli’deki tahrikler Türk milletinin huzuruna, bağımsızlığına ve taşıdığı ruha hakarettir ve bunun için de isyanın başı hamd olsun ezilmiştir. İsyancıların başı Seyyid Rıza’nın derdine düşenler, karakolunda askerleriyle ansızın baskın yiyerek şehid olan gencecik asteğmeni nasıl izah edeceklerdir?"
"DOĞRU GİTMEKTEDİR."
 Bahçeli, "Cumhurbaşkanı Gül’ün Suriye konusunda, "en kötü senaryoya hazırlıklıyız" ibaresi AKP’nin gizli gündemini ve BOP’un gerçekleşmesi için neleri yapabileceğini iyi bir şekilde özetlemiştir. Başbakan Erdoğan; tıpkı Mısır, Libya liderlerine aşama aşama getirerek olgunlaştırdığı "görevden çekil" ihtarını bu defa da Suriye için kullanmaya başlamıştır. Bununla da yetinmemiş, Kaddafi’nin akıbetini hatırlatarak insanlık dışı vahşi saldırıları neredeyse koz olarak kullanan bir kırılmanın dibine yuvarlanmıştır. Ne hikmetse, Başbakan’ın bu yıpratma taktiğinden hemen sonra, Batı’nın bombaları komşu coğrafyalara atılmış, muhalif unsurlar silahlandırılarak iç savaşın çıkması sağlanmıştır. Endişemiz, Libya muhalefetine ev sahipliği yapan AKP’nin, şimdi de Suriyeli yönetim karşıtlarına destek vermesiyle milletimizi şiddet sarmalının doğrudan tarafı haline getirecek olmasıdır. Üzülerek görüyoruz ki, Türkiye değişkenleri hızla sabitlenen bir denklemin içindedir ve çatışma dinamikleri bir bir harekete geçmektedir. Bunun sonucunda başkalarının içişlerimize müdahalesi, iç dengelerimizle oynamaları çok kolay hale gelecektir. Bu takdirde, Kandil’e, İmralı’nın kanlı mektubunu taşıyan, katil elleri muhabbetle sıkan AKP hükümeti, bölücülükle ilgili bir dış dayatmayı veya uluslararası karışmayı nasıl önleyecek ve böylesi bir açmazı ne şekilde karşılayacaktır? Gelişmelere bakılırsa ülkemiz geri dönüşü çok zor bir sürece doğru gitmektedir. Küresel hesaplar, AKP’ye altın tepsi içinde verilmiş ve biçilen vade içinde her şeyin tamamlanması istenmiştir. Başbakan ve partisi; BOP’un müzahir kadrosunda dönemsel de olsa son derece göz dolduran önemli bir aktör haline gelmiştir.
 Bu ortamda, İran’ın tehditleri ve ‘ilk Türkiye’yi vururuz’ açıklamaları herkesçe işitilmiştir. Rusya’nın, füze savunma sistemiyle ilgili sert tedbirleri bölgesel kaygıları arttırmıştır. Ortadoğu kaynamakta, Mısır’ın Tahrir Meydanı yine kalabalıkların, protestoların ve gösterilerin merkezi olmuştur.
 Çember daralmakta, süreç kısalmaktadır. Bölgemizde neye mal olacağı az çok belli olan bir istikrarsızlık ve kanlı çekişmenin göbeğine Türkiye hızla itilmektedir. Başbakan Erdoğan ya bu süreçte Türkiye’yi tasfiye edecektir, ya da Türk milleti buna fırsat vermeden kaderine sahip çıkarak bu siyaset karaborsacısına dersini verecektir. Ya Başbakan küresel hedefler çerçevesinde Türk milletini Ortadoğu’da dağıtacak ve büyüterek bölecektir; ya da Türk milletinin asırları aşan kudreti bu zihniyeti geldiği gibi gönderecektir" dedi.
"
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.