Başbakan Erdoğan'dan önemli açıklamalar

Erdoğan'ın konuşmasından satır başları:

Bundan 559 yıl önce, 1453’te 21 yaşındaki Fatih Sultan Mehmet, yanında askerleri, üzerinde milletinin kalbi dualarıyla İstanbul’u fethederek bir çağı kapattı ve özellikle bizim tarihimizde yeni bir çağı başlattı.

Grup toplantımızın ardından İstanbul’a geçecek, restorasyonu tamamlanan Fatih Camii’ni ve I. Mahmut Kütüphanesi’ni açacağız.

İstanbul Arena’da partimizin il kongresini gerçekleştirirken, aynı zamanda İstanbul’un fethinin yıl dönümünü idrak ettik. Bu şekilde İstanbul’da o muhteşem kongreden dolayı İstanbul İl Başkanı’mızı, ilçe yönetimlerini, il genel meclis üyelerimizi, büyükşehir belediye meclis üyemizi, emeği geçen herkesi yürekten tebrik ediyorum...

Diğer partiler o küçük salonları bile dolduramazken, biz kongremizi stadyumda yaptık. Bu milletle aramızdaki gönül bağının ne kadar güçlü olduğunun göstergesidir.

25 Mayıs Cuma günü Suriye’de aldığımız haber yüreklerimizi dağladı. Top ve roketlerle gerçekleştirilen saldırıda, 110 masum sivil acımasızca hunharca katledildi. Çok daha vahimi, katledilenlerin 50 tanesi, elleri arkadan bağlanmak suretiyle öldürülmüş çocuklardı. Bu insanlık dışı saldırıları şiddetle kınıyorum, şiddetle lanetliyorum.Suriye yönetimine, sadece bu 50 yavrunun vebali bile yeter.

Bu gözü dönmüşlüktür. Bu izan ve insafı tamamen terk etmektir. İnsanı insan yapan hangi değer varsa, onu artık ayaklar altına alıp çiğnemektir. BM, Suriye’de böyle bir katliam gerçekleştirmek gözü dönmüşlüktür, acziyettir, zavallılıktır.

Sabrın da bir sınırı vardır. İnanıyorum ki BM Güvenlik Konseyi’nin inşallah sabrının sınırı vardır. Bu katliamlar açıkça dünya ile dalga geçmektir. Rest çekmektir.

Zulmü rıza zulümdür, zalimle beraber hareket edenler de zalimlerdendir. Mısır'da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun huzurlu bir şekilde yapılmış olmasından memnuniyet duyuyorum. Sonuçların Mısırlı kardeşlerim için hayırlı olmasını diliyorum.

Bugün terörle mücadele ve Uludere konusunda bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum. Biz ne kendi arasında ne de aziz milletimizle aracılar vasıtasıyla konuşan bir kadro asla değiliz. Biz en başından itibaren 14 Ağustos 2011'de partimizi kurduğumuzdan itibaren kendi arasında ve milletimizle gönül diliyle konuştuk. Biz medya aracılığı ile iletişim kuran bir kadro değiliz.

Sevgili Neşet Ertaş'ın Anadolu ve Trakya'nın adeta özeti olan şu dizelerini değişik yerlerde defalarca okudum. Dörtlüğünde şöyle ifade ediyordu: Kalpten kalbe bir yol vardır görünmez/Gönülden gönüle giden yol gizli gizli

Biz aziz milletimizle dilimizden öte gönlümüzle de ileşitim kurduk. Bugün buradan medya aracılığı ile konuşmuyorum. Bugün burada sadece ve sadece ekrandan bizleri izleyen seyircilere sesleniyorum. Kalbimle, yüreğimle ve bütün samimiyetimle gönülden konuşuyorum. Biliyorum ki, milletim bizi anlıyor, arzumuzu, maksudumuzu anlıyor. 75 milyon ile gönül diliyle iletişim kurduğumuz için milletimiz bunu görüyor.

Bize müdebbirlik yapanlara, dindarlığımızı test etmeye kalkanlara zerre kıymet vermeyiz. Biz AK Parti olarak reel politikanın dehlizlerinde kaybolan, kendisine ve milletine yabancılaşan hareket değiliz. Attığımız her adımda ilkelerimizi gözeteriz. Milletimizin değer ve düşünce dünyasını esas alırız.
Bizim başarımızı takdir edecek olan sadece aziz milletimizdir. 10 yıldır bu kürsüden milletime bir şeyler söylüyorum. Medyanın bu tavrıyla, siyasi partilerin bu tavrıyla terör meselesi çözülemez. Yapay gündemlere takılıp giderek, istismarcıların tuzağına düşerek, akan kan durmaz, gözyaşı dinmez. Onun için biz her zaman gönül diliyle konuştuk. Doğru sorulara doğru cevaplar aradık.

Anaların gözyaşını dindirmek, gençlerin akan kanını durdurmak için samimiyetin diliyle konuştuk. Bugün de aynı şekilde hiçbir şey gizlemeden, geçiştirmeden sadece ve sadece gerçekleri milletimize aktarıyorum. Şu salondaki kadro Cumhuriyet döneminin en karanlık dönemini aydınlığa kavuşturmak için canını ortaya koymuş bir kadrodur.

Dersim'i siz tartıştınız. 28 Şubat'ı sizler yaşadınız. Biz ne milli iradeye gölge düşürmek ve bu gölge düşürme gayreti içinde olanlara izin veririz ne de devleti şamar oğlanına çevirmek isteyenlere çanak tutarız. Tarihimizden trajik bir hadiseyi burada aktarmak istiyorum. Bu hadise 98 yıl önce yaşandı. 1914 yılında Erzincan'da Osmanlı ordusu Sarıkamış'ı düşmandan kurtarmak için yüzbinlerce Mehmet ve nefer heyecan içinde, iman içinde Allahuekber dağlarına ilerliyor. Biz o dağlarda maalesef onbinlerce askerimizi şehit verdik. Rahmetli dedem de o dağlarda şehadet şerbetini içti.

O bölgede 1914'de çok acı bir dram yaşandı. 31. tümen yan tarafından gelen saldırıya karşılık veriyor. İki taraf 4 saat şiddetli bir şekilde çatışıyor. Taraflar birbirine yaklaşınca korkunç bir gerçek ortaya çıkıyor. Tarafların yabancı olmadığı anlaşılıyor. Mehmetçikler silahı bırakıp, birbirine sarılıp ağlaşıyor. Ne var ki, geride 2 bin şehit oluyor.

Dünyanın her yerinde buna benzer trajik hadiseler yaşanıyor. Daha 38 yıl önce Kıbrıs harekatında Kocatepe muhribimiz maalesef kendi uçaklarımız tarafından batırılmıştır. Biz 30 yıldır terörle mücadele ediyoruz. Terör örgütünün nasıl kalleşçe vurup kaçtığını görmek istemeyenlerin terörle mücadeleyi anlamaya imkan ve ihtimal yoktur. Yakın tarihlerde Bingöl Karlıova'da dur ihtarına uymayan bir vatandaş maalesef canlı bomba sanılarak vuruldu. Benzer olaylar yaşandı. Aydın'da Antalya'da benzer olaylar yaşandı. Benzer olaylarda onlarca polis kasten adam öldürme suçundan ömür boyu hapis cezasıyla yargılanıyorlar.

Bu tür üzücü olaylara sebep olanlar hakkında her türlü işlem yapılıyor. Şimdi burada bu salonda erkek milletvekili arkadaşlarımın hepsi askerliğini yaptı. Hepiniz az ya da çok bu gerilimi yaşadınız. Sizlerle birlikte bizi ekranları başında dinleyen vatandaşlarımızdan bir şey rica ediyorum. Kendinizi bir anda Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesinde takip eden aracı takip eden polis veya jandarma yerine koyun. Araç dur ihtarına uymamış hatta bir askerimizi yaralamış. Allah aşkına orada nasıl bir gerilimin yaşandığını hissedebiliyor musunuz? Güvenlik güçleri o aracı imha edebilir. Ama ya içinde sigara, uyuşturucu, mazot kaçakçısı varsa. Ya kaçan kişi ruhsat ve ehliyeti yanında olmadığı için kaçıyorsa. Ya babasından izinsiz trafiğe çıkmış haylaz bir çocuk varsa..

Aracı takip eden güvenlik görevlisinin gözünün önüne komutanının söylediği 'Yüzde yüz emin olun' talimatı ve yargılanacağı gerçeği gözüne geliyor. Hatırlayın, çoban sandık diyerek teröristi vurmadık diyen generalle haftalarca alay edildi. İşte Aktütün'de 25 yavrumuz şehit oldu. Aynı şekilde Taşdelen'de 27 şehidimiz var. Kolunu bacağını kaybeden Mehmetçik yanıbaşında şehit olan arkadaşının üzüntüsünü atlatamadan medyada hesaba çekiliyor.

Güvenlik mensubu hukuk kurallarıyla hareket eden ve insaniyeti yitirmeyen kişidir. Bir tarafta amaç  edinen, diğer tarafta yaşatmayı amaç edinen iki taraf var. İnsani hassasiyeti yitirmemiş olan polis ve askerin gözüne başka bir şey geliyor. Şehir merkezinde yanında patlayan yaralan Mustafa Güngör geliyor. Daha 18 yaşındaki Orhan Güzel aklına geliyor. Terör örgütünün hunharca katlettiği canlar ve masumlar geliyor.

Ankara'da Anafartalar Çarşısı'nı düşünün. Orada insanlar öldürüldü. Anafartalar Çarşısı'nda mesai bitiminde durakta otobüs bekleyen 9 kişiyi katlettiler. Hangimizin aklında? Pınarbaşı'na doğru şüpheli bir aracı takip eden güvenlik görevlisinin gözüne bu olaylar geldi. Kastamonu'da bizim konvoyumuzda şehit edilen polis memeru Recep Şahin'in aklına gelir. Isparta Yalvaç'ta ağıt yakan anneyi hatırlar. Babasının ayyıldızlı tabuta sarılmış seyreden yavruları hatırlar

Şimdi birileri Uludere'de siz Türk bayrağı mı götürdünüz de sarıldı diyor. Lafa bak yahu! Oranın bir kaymakamlığı var. Siz bu yavruların Türk bayrağının sarılmasına layık olduğunu düşünmüş olsanız terör örgütünün bayrağını o bayrağa sardırmazdınız. Olay budur.

Size şu mektubu okumak istiyorum. Serhat Gencer, astsubay çavuş. Bir akşam arkadaşına bir mektup uzatıyor. Ben diyor dedemi çok severdim. Bugün rüyamda gördüm. Beni yanına çağırdı. Eğer ben şehit olursam bu mektubu aileme gönder diyor. Şehit Serhat Gencer, aynı gece bir askerine şunu söylüyor: Bugün Miraç Kandili. Sen sivildeyken imamdın. Hadi beraber iki rekat namaz kılıp, Yasin okuyalım diyor. Serhat o gece şehit düşüyor. Bu mektup ancak ben öldükten sonra elinize geçebilir diyor. Hep kalbinizin bir köşesinde saklayın diyor. Şunu asla unutmayın diyor: Allah'ın verdiği cezayı Allah'tan başkası alamaz diyor... Ben burada öldümse Allah yolunda, vatan, namus ve millet yolunda öldüm. Benimle gurur duyun diyor, asla ağlamayın diyor. Ağlarsanız ben yattığım yerde rahat edemem, dedeme de hepinizin selamını söylerim diyor.

Televizyon ekranlarından ahkam kesmek kolay. Gazete köşelerinden akıl vermek kolay. Siyaset kürsülerinden istismar yapmak kolay. CHP Genel Başkanı çıkıyor, Göksun'dan o araç Pınarbaşı'na nasıl gitti diye soruyor. CHP Liderinin bu tavrı son derece manidar ve ibretlik bir tavırdır. Bu tavır terör konusundaki cehaletin, istismarın tarihi nitelikte itirafıdır. Eğer o araç imha edilse içinden siviller çıksa aynı CHP Genel Başkanı yargısız infaz yapıldı diyecektir. Şimdi de çıkıyor o aracı neden durduramadınız diyor. Bu dille, terörle mücadele edilmez. Bu tavır BDP ile birlikte teröre kan veren can veren güç veren bir tavırdır.

Sayın Bahçeli bu düşüncelerimi aynen paylaştı ben de kendisiyle paylaşıyorum. Güroymak saldırısını kim hatırlıyor? Oradaki şehitler neden unutuldu? 9'u Kürt kökenli 11 vatandaşı katleden teriröstin cenazesi ailesine gönderildi. Babası "cenazeyi BDP'lilere vermek istemiyorum" dedi. Bunlar ceset avcısıdır. Bunlar Malatya morgunun önünden çıkan cesetleri anaların, babaların ailelerinden alıp kaçırmakla meşguldürler.

Bu iş çok büyük hassasiyet gerektiren bir iş. Kaçakçılar haritayla birlikte mayınların üzerine basmıyorlar. Bu iş medyanın elinde olamayacak kadar hassas ve gerilimli bir iş. Her sebeple olursa olsun yitip giden her can canımızdan giden bir parçadır. Devlet intikam duygusuyla, yok etme güdüsüyle hareket etmez. Başından beri Uludere ile alakalı olarak burada bir hatanın olduğunu Genelkurmay Başkanımız da, şahsım da, ilgili arkadaşlarımızın da ifade etmemize rağmen, hala 'Başbakan hata yapıldı' deseydi diye konuştular. Kaç kere söyleseydim. Otomotiğe mi bağlasaydık. Kusura bakma bizim sizleri sürekli olarak arzularınız istikametinde hareket etmek suretiyle kaybedecek vaktimiz yok. Bizim işimiz çok.

Bütün zorluğuna, tehditlere ve tehlikelere rağmen bugün de terörle mücadele demokrasiyi, hukuku ve insan haklarını çiğneyemez diyoruz. Güvenlik güçlerimiz canı pahasına bu mücadeleyi sürdürüyoruz hem de demokratik toplum ve şeffaf yönetim anlayışını sürdürüyoruz. Bakınız Uludere terörle mücadelenin hassasiyetinden dolayı çok ciddi şekilde istismar edildi.

Şimdi soruyorum Silvan'da 13, Çukurca'da 26 şehit, Aktütün'de 15, Ulupınar'da 9, Güngören'de 18, Dağlıca'da 12 şehitimiz var. Peki bu saydıklarımı niye konuşmuyorlar acaba? Çünkü ucunun nereye dokunduğu belli de ondan. Ben milletimin hassasiyetine özellikle burada yaklaşmak istiyorum. Biz terör örgütünün istismarını anlarız, BDP'nin de istismarını anlarız çünkü onların ipleri başkalarının ellerinde. Ama CHP ve medyanın istismarı anlaşılabilir değildir.5 polisimiz oradan şehit oldu. Şimdi Türkiye'ye sesleniyordum. Ben BDP'lilere farklı sıfatlar kullanınca yaraları oldukları için gocunuyorlar. İstediğiniz yerde istediğinizi konuşun, tehditleriniz edebi adabı aşan o kullandığınız diller hiçbir zaman AK Parti iktidarını yıldırmayacaktır, bunu bilin. O sizin olmayan kalitenizi ortaya koyar.

İşte Wall Street Journal. Sana ne? Sen nereden gocundun? Olmayan bir şeyi varmış gibi göstermektirler. Devlet bugüne kadar Uludere ile ilgili elinden gelen herşeyi yapmıştır. Hükümet herşeyi misliyle yapmıştır. Gelişmeler son derece dikkatle takip ediliyor. Uludere konusunda adli, idari süreç devam ediyor. Türkiye artık CHP dönemlerinde olduğu gibi ne askerin sivilin kulağını çektiği ne de sivilin askerin ensesine vurduğu bir ülke değildir. Ne de BDP'li kalleşlerin PKK'lı kalleşlerin benim subayımı, askerini gelip arkadan şehit ettiği bir ülke değildir.



"
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.