12 bin 839 taraftarın elektronik biletleri bloke edildi. Kuzey’den Doğu’ya, Güney’den Üst tribünlere kadar birçok blok cezalı. Üstelik kulübe 440 bin TL para cezası da kesildi. Saha olayları, zaman çizelgesine uyulmaması ve çirkin tezahürat… Dosya kabarık. Ancak asıl mesele rakamlar değil, yöntem.
Yıllar önce Passolig sistemi getirilirken temel argüman şuydu: “Artık küfür eden, taşkınlık yapan bireysel olarak tespit edilecek ve ceza kişiye uygulanacak.” Kamera var, elektronik bilet var, kimlik eşleşmesi var. Yani teknoloji var.
Peki o zaman neden hâlâ blok kapatma? Eğer gerçekten bireysel tespit yapılabiliyorsa, 12 bin 839 kişi nasıl aynı anda suçlu oluyor? Aynı anda, aynı cümleyi, aynı şiddette, aynı şekilde mi söylediler? Yoksa birkaç kişinin eylemi yine binlerce kişiye mi mal edildi? Bu şehir üç sezon önce de benzerini yaşadı. Yine bir Fenerbahçe maçında VİP Silver tribünü komple cezalandırılmıştı. O tribünde duyma ve konuşma engelli bir taraftarın da ceza aldığı ortaya çıkmıştı. O gün sorulan soru bugün hâlâ geçerli: Sistem bireysel cezayı vaat ederken neden kolektif ceza uygulanıyor?
Elbette küfür savunulamaz. Çirkin tezahürat doğru değildir. Saha olaylarının izahı yoktur. Ancak adalet, sadece ceza vermek değildir; doğru kişiye doğru yaptırımı uygulamaktır. Aksi hâlde Passolig bir güvenlik sistemi değil, toplu cezalandırma aracı olarak algılanır. Bir başka boyut daha var. Blok cezası demek, bir sonraki iç saha maçında atmosferin eksilmesi demek. Takım sahada mücadele ederken tribünün gücünden mahrum kalması demek. Bu cezanın sportif karşılığı da var. Taraftar artık şunu soruyor: “Bireysel tespit varken neden toplu ceza?” Belki de asıl tartışılması gereken bu. Tribün mü hatalı, yoksa sistem mi eksik?