Ekonomi, emekli aylıkları, esnafın yaşadığı sorunlar, vergi ve SSK borçlarının yapılandırılması, döviz baskısı, dış finansman ihtiyacı ve partisinin saha çalışmaları hakkında değerlendirmelerde bulunan Ağıralioğlu, Anahtar Parti’nin Türk siyasetinde alternatif bir yol sunduğunu söyledi.

“Memleketin esas gündemi işimiz, aşımız, alım gücümüzdür”

Ağıralioğlu, enflasyonun dar gelirliler üzerinde ciddi tahribat oluşturduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Enflasyonun bu kadar tahribatı altında dar gelirlilerin, en düşük emekli aylığı alanların gündemi vardı aslında. Satın alma gücünü kaybetmiş, yaşam şartları bozulmuş, istatistik rakamları açıklanıyor. Üniversite istatistik rakamlarına hepimiz baktık. Ne işte ne istihdamda diye arz edilen grubumuz var biliyorsunuz. 4-5 milyon ev genci var. Memlekette aslında işimiz, aşımız, alım gücümüz, ürettiklerimizin hakkı, ticaretimiz, bereketimiz diye bir gündem var aslında.

Siyaset bunlara derman olmak zorundayken, siyasetin de bunlar konuşulmasın diye, belki bunlar daha ikinci, üçüncü plana düşsün diye daha odaklandığı magazin konuları var. Onlara da sırtımızı dönmeyelim, bunlara da dönmeyelim diye sorumlu siyaset duygusunu Anahtar Parti yaşatmaya çalışıyor.”

“Emekliler ayın 10 gününü geçiremez durumda”

Emeklilerin yaşadığı ekonomik sorunlara dikkat çeken Ağıralioğlu, şöyle devam etti:

“Emeklilerle ilgili yapılandırmayla ilgili, zamla ilgili duyurulmasını istedikleri ne kadar dertleri varsa onları duyurmak istiyoruz. Sebebi şu; 22 bin lira, 23 bin lira, 23 bin 500 lira en düşük emekli aylığı... Zam verdik, 3 bin 500 lira verdik üstüne falan diye siyaset konuşa dursun, 3 bin-3 bin 500 liraya 3-4 kişi dışarıda bir öğün yemek yiyebilir.

Yani bu insanlarınıza verdiğiniz paralarla insanlar ayın 10 gününü geçiremez durumdadır. Kalan 20 günde ne yiyeceklerini bilemez hale gelmektedirler. Kredi kartıyla yaşamak zorunda bırakılmış, kredi kartı borcuna alıştırılmış millet haline geldik.”

“Esnaf dertli, özellikle yeme içme sektörü çok dertli”

Esnafın vergi ve SSK borçları nedeniyle ciddi sıkıntı yaşadığını belirten Ağıralioğlu, şunları söyledi:

“Bu arada vergi borçlarını, SSK borçlarını ödeyemediği için feryat figan bağıran esnaflarımız var. Hükümet yapılandırma diye bir şey çıkardı. Orada da bir ikazda bulunduk biliyorsunuz. Esnaf dertli, özellikle bu yeme içme sektörü çok dertli. Çünkü yüzde 1 ile alıp yüzde 18 ile veriyorlar. POS cihazlarıyla ilgili mağduriyetler var. Bütün bunlar biriken sorunlar.

Vergi ve SSK borçlarını ödeyemediği için faize düşmüş, birikmiş faizini anaparasıyla ödeyememiş, sonra tecil faiziyle beraber yapılandırma çıkarmışlar. Ben biraz kızdım hükümete. Yani faize karşı olma hassasiyeti taşır Sayın Cumhurbaşkanı. Hükümet de Sayın Cumhurbaşkanı’nın güya hassasiyetlerine uygun davrandığını söyler.

Ama şu anda olan şey şudur; 1 milyon liralık borç zamanında yatırılamamış, diyelim 4 milyon olmuş. 4 milyonluk borca yeni yapılandırma yapıyorsunuz, 9 milyon ödüyorsunuz. Yani 1 milyonluk borcun 9 milyon lira olarak ödendiği bir alan var.”

“Hükümet mi tefeci mi olduğuna karar vermesi lazım”

Yapılandırma sürecine ilişkin eleştirilerini sürdüren Ağıralioğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Bu alanda bu mağduriyete muhatap, yapılandırmaya muhatap 2,5 milyon insan var. 20-30 bin kişi olsa dersiniz ki ya bunlar iş bilmedikleri için battılar. Ama 2,5 milyon insanı ilgilendiren bir düzenleme yapıyorsanız, memleketinizi kötü yönetiyorsunuz demektir.

Bu kadar faize, anaparasıyla beraber faize yapılandırma diyorsunuz, sonra faizin faizini yapılandırıyorsunuz. Ben geçen basın toplantısında, milletimizin hissiyatı böyle olduğu için kızdım. Hükümetimizin, hükümet mi tefeci mi olduğuna karar vermesi lazım dedim. Yani böyle faize faiz işletmek tefeciliktir.

Şimdi hükümet faize faiz işlettiğine göre, tecil faizi diye bir şey çıkardığına göre, hükümet gibi davranmayıp tefeci gibi davranmayı tercih ediyor. Demek ki kendilerine gelsinler, vazifelerini zamanında yapan, vergisini zamanında ödeyebilen, buna imkân bulabilenleri ödüllendirsinler. Onlar da vazifelerini yaptıkları için kendilerini enayi gibi hissetmesinler.

Vazifesini, vergisini, borcunu ödeyebilme imkânı olanı devlet ödüllendirsin ki onlar ödemeye devam etsinler. Ödeyemeyenin de bu faizini silip, tecil faizi değil, normal faiz işletsinler. Onu da biraz düşük tutsunlar. 28 iyi gibi duruyor. Yani normal reel faizin altında yüzde 28 aslında. 5 yıllık yapılandırma da fena değil. Ama ne oluyor? Onu faizin üstünde işlettikleri zaman aslında şöyle oluyor; 4 milyondan işletince güzel oluyor. Diyorsunuz ki 4 milyondan işletince güzel. Ama 1 milyon lira ana borcu olan bir insan, yapılandırmayla 9 milyon olarak ödüyor aslında. Ona düzenleme yapılması lazım.”

“Rekabet gücümüzü kaybediyoruz”

Döviz baskısı ve ihracatçıların yaşadığı sıkıntılara değinen Ağıralioğlu, şöyle konuştu:

“Memleketin ihracat baskısı altında kalmış iş adamları bağırıyorlar sevgili arkadaşlar. Biliyorsunuz uzunca zamandır enflasyonu düşürme programımızın bir ayağı dövizi baskılamak mecburiyetinde. Dövizi baskılayarak geçirdiğimiz bu süreç bizim için rekabet gücümüzün kaybına sebep oldu.

Yani döviz kendi gerçek reel değerini bulamadığı için rekabet gücümüzü kaybediyoruz. Rekabet gücümüzü kaybettiğimiz için iş adamları sektörlerinde tutunamaz hale geliyorlar. Bu da önümüzdeki dönem hem büyük iflaslara hem de peşinden büyük işsizliğe sebep olacak.

Bir devalüasyon baskısı altındayız. Sebebini biliyorsunuz. Özel sektörün 200 milyar dolara yakın bu yıl vadeli borcu var. Devletinkiyle beraber 250 milyar doları buluyor. Bu yıl ödenmesi gereken 250 milyar dolar baskısı altındayız. Bu kadar ihtiyacımız var.

Yaz ayındayız. Turizm rakamlarımız fena değil. 65 milyonun üstünde insan bekleniyor. Gelecek, gidecek. Oradan gelecek parayla dövizi baskılamaya devam edecekler. Ama bu kadar kısa vadeli borcun olduğu bir memlekette sevgili arkadaşlar, devalüasyon baskısı her geçen gün bir ihtiyaç haline geliyor. Eğer patlama olursa döviz 70-80 lirayı bulur. Kontrollü yönetmek zorundalar. Kontrollü yönetmek için de ellerinde yeteri kadar döviz yok.”

“Türkiye’nin siyasi stabilizasyona ihtiyacı var”

Dış finansman ihtiyacına dikkat çeken Ağıralioğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Bütün konsantrasyonunu turizm gelirlerine bağladılar. Net hata noksanda yurt dışına çıktığı görülen parayı da eklediklerinde cari açığımız büyük bir risktir aslında. Bunu kapatmazlarsa bu risk önümüzdeki dönem devalüasyon baskısını artıracaktır.

Devalüasyon baskısı eğer kontrolsüz olursa reel sektör çöker. Peki bunu engellemek için ne yapmaları lazım? Dövize ihtiyaçları var. Döviz var mı? Döviz yok. Finansmana ulaşmaları lazım. Finansmana ulaşmaları için de Türkiye’nin siyasi stabilizasyona ihtiyacı var.

Bu kadar memlekette büyük siyasi çalkantılara sebep olacak, hukuk ve demokrasi görünümümüzü hasarlı hale getirecek yapısal sorunlarımız varken dış finansman girişi de sınırlı oluyor. Yani dışarıdan yatırım alamıyoruz, finansmana kolay erişemiyoruz. Carry trade işlemleriyle ihtiyacımızı görmeye çalışıyoruz. Carry trade işlemleriyle de aslında ekonomimiz bir cihetten soyuluyor.

Cumhurbaşkanımız aslında faize karşıyız derken, memleketin bütün alın terini faize vermek zorunda olan bir gerçekle bizi karşı karşıya bırakıyor. Millet adeta firavunun sarayına taş taşıyan köleler gibi, bankalara taksit taşıyan kölelere döndü. Memleketimiz bankaların en çok kâr ettiği, bütün girdi maliyetlerimizi hesaba kattığımızda enflasyona ve faize bağlı giderlerimizin ticaretimizi bozabildiği berbat şartlarda yaşamaya başladı.

Memleketin esas gündemi ve sorunları bence bunlar. Üniversitelilerin işsizliği, çocuklarımızın eğitimden kaynaklanan sorunları, sokakların güvenliği, alım gücümüzün düşmesi, kiralar, esnafın yaşadığı kronik sorunlar, finansmana ulaşamayan, rekabet gücünü kaybeden ve dövizin karşısında Türk parasının değersiz kalmasına sebep olan bir iktisadi türbülansın içerisindeyiz.”

“En çok konuşulan partilerden biri haline geldik”

Anahtar Parti’nin saha çalışmalarına ilişkin de konuşan Ağıralioğlu, partisinin siyasette alternatif bir yol sunduğunu belirtti.

Ağıralioğlu, şunları söyledi:

“En çok konuşulan partisi haline geldik. Sebebi şu; bu kadar hengâmenin içerisinde sessiz, derinden bir millet yürüyüşü. Her geçen gün büyüyen, her geçen gün yükselen, her geçen gün bu siyasi dedikodudan bunalmış milletin ümidi haline gelen bir partiyiz.

Yani CHP-AK Parti arasındaki tartışmalardan yorulmuş memleketin alternatifiyiz. Önümüzdeki dönem Türk siyasetinin CHP-AK Parti kavgasından daha mühim sorunları var diye biz ufka dönük yürüyenleriz. Milletimiz yürüyüşümüzü gördü, sahada gördüğümüz tebessüm bunun alametidir.

Kurulalı bu kadar zaman olmuş, bu kadar dezavantajlı şartlarda anket ortalamalarında baraj sınırına gelmiş bir partiyiz. Bu şu demektir; Türkiye’de iki yüze yakın parti var, ilk beşteyiz. İki yıl daha var, kaça gireceğiz göreceğiz, ne olacak göreceğiz. Ama başa yürüyeceğiz. Yani şu anda ilk beşteyiz. Allah nasip ederse önümüzdeki süreci umduğumuz, planladığımız ve millete arz edeceğimiz şekilde doğru değerlendirebilirsek başa yürüyeceğiz.

Başka bir yolun mümkün olduğunu göstereceğiz. Yakıp yıkarız, yakıp satarız diyenlere, millet hatırı diyen bir alternatif yol inşa edeceğiz inşallah. İyi görüyorum. Saha eylülden sonra tekrar hareketlenecek. Şimdi biraz yaz rehaveti olacaktır, şenlikler olacaktır, festivaller olacaktır. Meclis tatile girdikten sonra herkes sahasında çalışacaktır.

Biz bütün sahayı kendimiz için çalışma alanı ilan etmiştik. Zaten İzmir’de seçim otobüsüne bindik. Şimdi bütün teşkilatlarımızla biz de yazın milletimizle meydan meydan buluşacağız. Bölge toplantıları yapacağız. 15’erli, 20’şerli iller şeklinde planlanmış bölge toplantıları, saha gezileri yapacağız, esnaf ziyaretleri yapacağız.

Değerli ve dezavantajlı grupların sesi duyulmaz. Ne kadar problemli, talebi olan topluluk varsa onların sesi, sözü, elleri, kuvvetleri olacağız. Yazı böyle geçireceğiz. Eylülde siyaset hareketlenecektir. O hareketlerle siyasette Anahtar Parti’yi de Türk milletinin önünde biz varız diye sunacağız.”

“Türk siyasetinin Trabzonspor’uyuz”

Ağıralioğlu, Anahtar Parti’yi Trabzonspor benzetmesiyle anlatarak açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Dün söyledim, Türk siyasetinin Trabzonspor’uyuz diye. Kastettiğim şey şudur; üç büyüklere Trabzon o kadar da değil demişti. Biz de varız demişti. Biz varız, bizden başkası yok diyenlere size ne kadar olduğumuzu göstereceğiz demişti.

Trabzonspor o demektir aslında. Yani spora siyaset karıştırmayı sevmem ama Trabzonluluk, Trabzonsporluluğun spordan daha fazla tekabül ettiği bir şey vardır. İtirazdır, sebattır, mücadeledir, azimdir, kibre karşı isyandır, itirazdır. Siz varsanız biz de varız itirazıdır. Anadolu’nun sesi olmaktır.

Bu haysiyet mücadelesinde o yüzden ben Anadolu’nun sesi olabilen, üç büyüğüz diye şımaran siyasete o kadar da değil demiş oluyorum. O yüzden Türk siyasetinin Trabzonspor’u yüklenmesin, Trabzonspor hürmetsizlik saymasın. Mücadele azmini kastediyorum.

Biz kuzeyin çocuklarıyız. Kuzey biraz böyle olur. Dik yamaçların çocuklarıyız. Sert iklimin çocuklarıyız. Mizacımız serttir, kalbimiz yumuşaktır. Ama mücadelemiz, sebatımız, kararlılığımız kuvvetlidir. O yüzden bu hassasiyetle memleket mücadelesi vereceğiz. 86 milyon bizim ailemizdir. Ama biz mücadelecilik ruhu çok galip memleketin evlatlarıyız. O yüzden önümüzdeki dönem de sert olacak mücadelede. Önümüzdeki dönemin şartlarına uygun bir mizaç ile alternatifiz.”

Muhabir: CENGİZHAN BAHADIR