Trabzon’un en önemli tarihi ve kültürel miraslarından biri olan Ayasofya Camii’nin çevresindeki geniş bahçe alanının “Açık Hava Müzesi” konseptiyle turizme kazandırılması fikri yeniden gündemde.
Turizm çevrelerinde konuşulan öneriye göre Ayasofya Camii ibadete açık ve ücretsiz olarak kullanılmaya devam ederken atıl durumdaki bahçe ve çevre alanlarının kontrollü ve ücretli giriş sistemiyle bir açık hava müzesine dönüştürülmesi planlanıyor.
Trabzon’da gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan, büyük bölümü Roma ve Bizans dönemlerine ait eserlerin yanı sıra farklı dönemlere ait mezar taşları, tarihi mimari unsurlar ve Yavuz Sultan Selim’in Trabzon valiliği dönemine ait şehzade sandukalarının bu alanda sergilenebileceği belirtiliyor.
Bu modelin hayata geçirilmesi halinde Ayasofya’nın yalnızca bir ibadet mekânı değil, Trabzon’un Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı tarihini bir arada anlatan önemli bir kültür destinasyonu haline gelebileceği ifade ediliyor. Özellikle Trabzon’un gelecekte kruvaziyer turizminden daha fazla pay alması hedeflenirken, Ayasofya ve Sümela Manastırı’nın şehrin en güçlü kültür rotalarından birini oluşturabileceği değerlendiriliyor.
Kulislerde dikkat çeken bir diğer konu ise Ayasofya çevresindeki güvenlik organizasyonunun kamu bütçesine getirdiği yük. Halen bölgede yaklaşık 10 güvenlik görevlisinin görev yaptığı, bu personel maliyetinin kamu bütçesi açısından önemli bir gider oluşturduğu belirtiliyor. Açık hava müzesi modeline geçilmesi halinde ise kontrollü giriş sistemi sayesinde hem ziyaretçi güvenliğinin daha profesyonel şekilde sağlanabileceği hem de elde edilecek bilet gelirleriyle işletme ve güvenlik maliyetlerinin önemli ölçüde karşılanabileceği ifade ediliyor.
Geçmiş yıllardaki ziyaretçi verileri dikkate alındığında, Ayasofya’nın yıllık ortalama ziyaretçi potansiyelinin 200 bin seviyelerine çıkarılabileceği, orta vadede ise profesyonel ziyaretçi sayısının 300 bin ila 500 bin aralığına taşınabileceği öngörülüyor.
Trabzon turizm kamuoyunda, “Cami ibadete açık kalsın, bahçesi ise yaşayan bir açık hava müzesine dönüşsün” fikrinin hem tarihi mirasın korunması hem de şehrin turizm gelirlerinin artırılması açısından uygulanabilir bir model olduğu konuşuluyor.






