Bölgenin iki büyük devleti Suudi Arabistan ve Türkiye’nin ortak bir demiryolu projesi başlatması tüm dünyada büyük ilgiyle takip ediliyor.
Özellikle Ortadoğu’da yeni ticari taşıma yolu olarak dengeleri değiştirecek, Körfez ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizleri önleyebilecek, oldukça stratejik bir proje olarak görenler var.
Proje ilk aşamada Suudi Arabistan, Türkiye, Ürdün ve Suriye’yi kapsasa da ikinci aşamada Katar, BAE, Kuveyt, Umman ve Yemen’i de içine alacak şekilde genişlemesi düşünülüyor. Bu açıdan bakıldığında ticari mal, petrol ve doğalgazın Basra Körfezi’ne girmeden demiryoluyla Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya taşınması sağlanmış olacak. Bu bakımdan birçok ülke bu stratejik projeye dikkat kesilmiş durumda.
İki ülke projeye sadece demiryolu ağı olarak bakmıyor, aynı zamanda Ortadoğu’da değişen jeopolitik dengeler ve yakınlaşmalar için yeni bir adım olarak da görüyorlar. Bölge ülkelerinde insanları taşıyacak ve yakınlaştıracak kültürel bir hat da kurmak istiyorlar. Bu açıdan da başta İsrail olmak üzere birçok devlet projeye dikkatle odaklanmış durumda.
Türkiye ve Suudi Arabistan devlet başkanları projenin gerçekleşmesi için bakanlarına talimatlar verdi. Türkiye’de projeyi Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu yürütüyor. Bakan Uraloğlu, 9 Haziran’da Riyad’da projeye imza attıktan hemen sonra ilk kez proje hakkında konuştu ve Al Jazeera.net’e özel bir röportaj verdi.
Al Jazeera’nın soruları ve Bakan Uraloğlu’nun cevapları
Al Jazeera: Sayın Bakan, geçtiğimiz günlerde Riyad'da bir toplantı yaptınız. O toplantıda bir anlaşma imzaladınız. Dünyada büyük bir ilgi gördü. Proje bir demiryolu projesi. Ve şimdi herkes Körfez'deki, Hürmüz'deki krizle beraber buraya odaklandı, “Bu proje nedir?” diye soruluyor. Bu projenin bize aşamasını anlatır mısınız? Şu anda ne durumdadır? Bu yaptığınız anlaşmanın içeriği nedir?
PROJEDE TÜRKİYE VE SUUDİ ARABİSTAN LOKOMOTİFTE
Abdulkadir Uraloğlu: Coğrafyadan girelim müsaade ederseniz. Gerçekten haritada da göründüğü gibi, Türkiye'nin Avrupa'yla, Asya'yla, Afrika'yla çok yakın ilişkileri, iş birlikleri var. Tabii Arap Yarımadası'ndaki malum gelişmeler bizim oradaki iş birliklerimize de şekil veren, onları etkileyen gelişmeler.
Bir kere dünyada şu anda kendisine yeten hiçbir ülke yok; mutlaka bir şekliyle bağlı, bağımlı. Yani bu da karşılıklı ilişkilerin ya da çoklu ilişkilerin kurulmasını gerektiriyor. Bu da ancak ulaşımdan geçiyor, ticaret yollarından geçiyor, iletişimden geçiyor. Yaşanan olaylar, ulaştırma güzergâhlarının hem mevcut olanlarının güvenilirliği, sürdürülebilirliği noktasında bize bazı dersler ve tecrübeler kazandırırken, diğer taraftan da mutlaka alternatiflerinin de ortaya konulması gerektiği noktasında ders niteliğinde esasında kazanımımız oluyor.
Tabii biz bir taraftan krizi yönetmek, bir taraftan da riski yönetmek zorundayız. Esasında biz riski yönetme noktasında zaten ciddi bir şekilde ön almıştık; kriz gelmeden önce riski de yönetmeye başlamıştık. Birçok hazırlığımız vardı. Yani siz Orta Koridor'dan tutun, Kalkınma Yolu Koridoru'na, Üç Deniz Girişimi'ne kadar, sonrasında da tam sizin sorduğunuz, Suudi Arabistan'ın ve Türkiye'nin başrollerde, lokomotifte olduğu bir süreçten bahsediyoruz. Suudi Arabistan'ın çok ciddi bir şekilde denizden petrol ve petrol ürünleri nakli söz konusu. Tabii Hürmüz sıkıntıya girince genel anlamda problemler olduğunu görüyoruz. Bazen aktif değil de reaktif bazı yaklaşımlarla beraber ortaya atılan koridorlar oluyor.
IMEC Koridoru ortaya atıldı; gerçekten altında bir şey yoktu. Biz o zaman da takip ettik. Hâlbuki bizim ortaya attığımız projeleri biraz kafa yorarak, çalışarak ve muhataplarımızla da istişare ederek yapıyoruz. Yani siz eğer sadece ülkenize yönelik bir şey yapıyorsanız o ayrı ama bölgesel veya küresel yapıyorsanız mutlaka istişare gerekir.
İKİ LİDER PROJE İÇİN TALİMAT VERDİ
Cumhurbaşkanımızın birkaç ay öncesinde Riyad’a yaptığı ziyaretle beraber, hem Cumhurbaşkanımızın bizlere verdiği talimat hem de Veliaht Prens Selman'ın muhataplarımıza verdiği talimat gereği hemen görüşmelere başlamıştık. Teknik heyetleri görüştürmüştük, karşılıklı saha ziyaretleri yapmıştık ve onun sonunda da sizin bahsettiğiniz anlaşmayı imzaladık.
Tabii bu anlaşma neyi kapsıyor? Öncelikle Suudi Arabistan'dan, Riyad'dan çıkan bir tren zaten Suudi Arabistan'ın birçok bölgesine ulaşıyor. Onun Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye'ye gelmesi projesidir. Buradaki her türlü nakliyenin bu güzergâh üzerinden doğrudan Avrupa'ya ulaşabileceği bir güzergâhtan bahsediyoruz. Şöyle de bir kıymeti var: Esasında karbon emisyonunun azaltılabileceği birincil taşıma sektörü demiryoludur; bunu da unutmamalıyız. Yani denizyolunda daha teknolojik olarak almamız gereken mesafeler var, karayolu zaten malum. Dolayısıyla böyle bir proje üzerinde mutabık kaldık. Hatta bizim heyetimizden bir kısım arkadaşlar hâlâ orada ve görüşmelerine devam ediyorlar. Çünkü zamana karşı bir yarış içerisindeyiz.
KÖRFEZ ÜLKELERİ DE PROJEYE KATILACAK
Al Jazeera: Proje diğer Körfez ülkelerini de kapsayacak mı?
Abdulkadir Uraloğlu: Tabii burada dar düşünmememiz gerekir. Bakın, biraz önce bahsettiğimiz güzergâhta, dediğim gibi Riyad'ı merkez ya da başlangıç noktası alırsak, Avrupa'ya kadar giden; Akdeniz'e, Ege Denizi'ne, Karadeniz'e açılan bir hattan bahsediyoruz. Bunun burada kalmaması gerekir. Zaten ülke içinde belki belli hatlar var. Biz muhatap bakanla da bunu konuştuk. Bir yanda da Tarihî Hicaz Demiryolu var.
Biz bir taraftan sadece yük değil, yolcu da taşıma noktasında görüşmelerimiz oldu. Bunun Cidde'ye kadar, Mekke'ye kadar, Medine'ye kadar uzatılması; aynı şekilde diğer çevre ülkelere de önümüzdeki süreçte bağlantılar verilmesi. Ama bir taraftan da bu hattın Umman üzerinden açık denize, okyanusa da açılması bekleniyor. Yani sadece Suudi Arabistan merkezli değil, Uzak Doğu'dan gelen yüklerin buradan karaya çıkarılıp demiryoluyla bütün Avrupa'ya kadar gitmesine müsaade edecek bir güzergâhtan bahsediyoruz. Yani sadece Ortadoğu ve Türkiye özelinde değil, küresel anlamda bir tedarik zincirinin ciddi bir alternatifinin daha ortaya konulmasından bahsediyoruz.
3-4 YILDA BİTİRMEYİ PLANLIYORUZ
Al Jazeera: Ne kadar bir sürede hayata geçirmeyi düşünüyorsunuz? Ya da bu projeyi hayata geçirirken zorluklarınız nelerdir?
Abdulkadir Uraloğlu: Şu ana kadar Suudi Arabistan Ürdün sınırına kadar hattı bitirdi. Bildiğim kadarıyla çok az bir eksiği kaldı; arkadaşlarımız onu tespit ediyorlar. Türkiye tarafında biz zaten İslahiye'ye, Kilis'e, Gaziantep'e kadar bitirmişiz esasında. Ne kaldı? Suriye ile Ürdün arasında yaklaşık 400 kilometrelik eksik bir bölüm var. Ama burada arazi şartları çok sıkıntılı değil. Hattın yer yer sağlam olan bölümleri var, yer yer yeniden yapılacak olan bölümleri var. 400 kilometrelik bir hattan bahsediyoruz. Tabii bizim ilk etapta yapacağımız, burada yapılması gerekenlerin tespiti. Bunu birkaç ay içerisinde inşallah sonlandırmış olacağız. Sonrasında da ortaya bir mali tablo koyacağız. Bu mali tablodan sonra (Suudi Arabistanlı bakanla da biz bunu konuştuk) maliyetini ortaya koyup finansmanını konuşup, eğer süreci doğru yönetebilirsek bu senenin sonunda “Tamam, budur; şunların yapılması gerekir, maliyeti de budur, finansmanı da böyle sağlanacaktır.” noktasına gelmeyi hedefliyoruz. Süreci doğru yönetirsek, yani Türk müteahhitleri gibi güçlü, hızlı iş yapan müteahhitlerle işi yaparsak üç sene, dört sene gibi bir zaman diliminde komple bu hattı işler hâle getirebiliriz.
Al Jazeera: Peki bu hatta sadece yük taşımayacaksınız herhalde. Başka neler taşınacak?
Abdulkadir Uraloğlu: Aslında birincil yük, sonrasında yolcu taşıması. Yani kutsal yolculuğa gidecek olan yolcuların taşınmasından turistik seyahatlere kadar bunların da olması gerekir diye düşünüyoruz.
HÜRMÜZ BOĞAZI’NDAKİ KRİZİN ÇÖZÜMÜNE ETKİ EDECEK
Al Jazeera: Petrol de taşınabilecek mi?
Abdulkadir Uraloğlu: Kesinlikle.
Al Jazeera: O zaman Hürmüz Boğazı'ndaki krizin çözülmesine büyük bir etkisi olacak bunun?
Abdulkadir Uraloğlu: Kesinlikle etkisi olacak. Tabii biz burada esasında henüz karşılıklı bir mutabakat yok ama elbette şunu da bir taraftan düşünüyoruz: Yani buradan bir otoyol yapılması; öncelikle demiryolu, arkasından otoyol, arkasından bir enerji nakil hattı yapılması, yine iletişim hatlarının yapılması... Bunları da konuşuyoruz.
Birbiriyle eş güdüm içerisinde çalışabilecek sistemler. Otoyolla demiryolunu her zaman yan yana yapamazsınız, standartları farklıdır; ama coğrafya müsait ona. Dolayısıyla illa yan yana olması da gerekmiyor. Yani kendi disiplini içerisinde paralel olur, biraz mesafeli olur. Bunların da olması gerekir diye düşünüyoruz.
SİYASİ İRADE KARAR VERDİ, GERİSİ KOLAY
Al Jazeera: Peki Suudi Arabistan'la yaptığınız görüşmede hangi aşamadasınız? Ne kadar anlaştınız, hangi konularda mutabıksınız?
Abdulkadir Uraloğlu: Bir kere bence en önemlisi, bu işi yapma iradesi noktasında hemfikiriz. Yani bence en kıymetlisi bu. Attığınız imzanın arkasında durmayacaksanız ki Türkiye olarak hiçbir zaman böyle bir yaklaşımda olmadık; muhatabımız Suudi Arabistan'ın da böyle bir yaklaşım içerisinde olmadığını biliyoruz zaten, sıkıntı yok.
Ama hepsinden kıymetlisi ortaya konulan iyi niyet ve iradedir. Bunu da Sayın Cumhurbaşkanımız ve Veliaht Prens ortaya koydu; ekiplerine gerekli talimatları verdiler ve biz de hızlıca yolumuza devam ediyoruz. Dolayısıyla burada prensip olarak, genel çerçeve olarak her şeyde anlaşılmış ve biz artık bu işe imza atarak (ki bu imza aşamasına gelinceye kadar da sahada yapılmış olan tespitler var) bunları resmî belgelere de yansıtmış olduk. Bundan sonra çok hızlıca inşallah yol almaya devam edeceğiz.
SURİYE’DE ALTYAPI TAHRİP EDİLMİŞ, ONLARI YENİDEN YAPACAĞIZ
Al Jazeera: Bu tespitleriniz içerisinde Suriye'deki durum nasıl? Yani oradaki altyapı ve demiryolu savaş sırasında çok hırpalandı, tahribat gördü. Nasıl oradaki durum?
Abdulkadir Uraloğlu: Durum şöyle: Hemen Türkiye'den Halep'e kadar olan bölümde, yaklaşık 100-110 kilometre civarında, tamamen tahrip olmuş durumda. Burada Türkiye'ye gelen iki tane hat var. Halep'le Şam arası çalışabilir durumda. Türkiye'yle Halep arasının herhâlde 100-110 milyon dolarlık bir kaynağa ihtiyacı var; ona biz de kafa yoruyoruz. Orayı bağladığımızda Şam'a ulaşmış olacağız. Ama Şam'la Amman arasındaki yerde de eksiklikler var. Bunların da bu tespitlerden sonra yapılması lazım. Yani şöyle özetleyebilirim: Esasında Suriye ve Ürdün'ü etkileyen yaklaşık 400 kilometrelik bir hattın ele alınması lazım. Bazı kesimlerinin tamamen yapılması lazım, bazı kesimlerinin de onarılması lazım.
KÖRFEZ ÜLKELERİ DE SİSTEME BAĞLANACAK
Al Jazeera: Peki bu hat aynı zamanda Körfez İşbirliği ülkelerini de bağlayacak zannediyorum. Öyle bir niyetiniz de var mı?
Abdulkadir Uraloğlu: Bir anlaşmaya varacak şekilde konuştuk bunu. Yaptığımız anlaşmada prensip olarak buna hepimiz sıcak bakıyoruz. Bu anlaşmada sadece Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Türkiye yer alıyor ama devamında bunun diğer ülkelere bağlanmasını da konuştuk ve bu noktada da farklı bir düşüncemiz olmadığını söyleyebilirim.
PROJEDE YER ALACAK ÜLKELER
Al Jazeera: Hangi ülkeleri düşünüyorsunuz?
Abdulkadir Uraloğlu: Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman. İlerleyen zamanda Yemen olur mu, bakacağız. Yine Irak üzerinden bir demiryolu olur mu? Bunları tartıştık; ama daha çok ilk etapta Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi duruyor. Çünkü Irak üzerinden bir Kalkınma Yolu projemiz de var biliyorsunuz. Dolayısıyla bir anlamda Kalkınma Yolu'na da bağlanabilir. Bunları zaman içerisinde konuşmaya devam edeceğiz.
Al Jazeera: Hindistan'dan gelen IMEC projesi vardı daha önceden. Siz buna bir alternatif mi üretmiş oluyorsunuz, yoksa onu da aşan bir perspektifiniz mi var? Yani daha büyük bir şey mi düşünüyorsunuz bu projeyle?
Abdulkadir Uraloğlu: Bir kere bence onu aşan bir perspektif. O proje tamamen İsrail'in Hayfa Limanı'ydı yanlış hatırlamıyorsam, oradan Akdeniz'e inip Akdeniz'den gidecek olan bir projeydi. Hâlbuki biz demiryolu ve karayolu alternatiflerini beraberinde düşünüyoruz ve kesintisiz, Londra'ya kadar bir demiryolu güzergâhından bahsediyoruz. Yani bu anlamda kıymetli. İstenirse Suriye üzerinden, yine Türkiye üzerinden Akdeniz limanlarına, hatta Karadeniz limanlarına inilmesi çok da mümkün; ki zaten böyle olacak. Dolayısıyla çok daha fonksiyonel ve bölge ülkelerini daha kapsayıcı bir projeden bahsediyoruz.
IMEC PROJESİNDEN DAHA VERİMLİ
Al Jazeera: IMEC ile kıyasladığınızda ne çıkıyor ortaya?
Abdulkadir Uraloğlu: IMEC ile kıyasladığımızda şöyle: Deniz, kara, deniz, kara; böyle devam ediyor o proje. Hâlbuki burada deniz, kara devam ediyor. Yani sürekli ulaşım modunu değiştirmiyorsunuz. İstediğiniz son noktaya kadar devam etme imkânına sahipsiniz. Bir de daha fazla ülkeyi bu işin içerisine katarak yapıyoruz, zaten diğerinde Türkiye yok.
Al Jazeera: Bu sadece bir demiryolu projesi değil sanırım. Türkiye'nin Ortadoğu'yla yeniden bağlanması, iletişiminin artması, yolculuğun artması, kaynaşma... Nasıl etki yapacağını düşünüyorsunuz?
DEMİRYOLUNDAN ÖTE ARAMIZDA KÜLTÜREL BİR BAĞ KURACAĞIZ
Abdulkadir Uraloğlu: Şöyle, bu söylediğiniz esasında ulaşımdan daha kıymetli. Tabii burada bizim dost ve kardeş halklar var, milletler var, onlarla tarihten beri olan ilişkilerimiz var. Artık siz komşularınızla beraber, dostlarınızla beraber ancak güçlü olabilirsiniz; tek başına değil. Bunu çok net görüyoruz. Yaşanmış olan, yaşanan şu savaşlar bunu bize net bir şekilde gösteriyor. Gerçekten bütün ülkeler, kendilerini zor durumda dahi destekleyebilecek, yanıltmayacak ülkelerle iş birliği yapmak istiyorlar. Onun için Türkiye bu noktada gerçekten sözünde duran, söylediğinin arkasında duran, şartlara göre sözünü değiştirmeyen, yola çıktıklarını yolda bırakmayan bir anlayışa sahip. Ve bizim geçmişte de burada birçok ortak projemiz oldu. Ortadoğu’daki en güçlü ülke Suudi Arabistan'la iş birliği yaparak, sadece ticaretimizi değil, tarihî ve kültürel bağlarımızı da geliştirerek inşallah biraz daha ötesine taşımış olacağız.
TİCARİ MALİYETLERİ DÜŞÜRECEK
Al Jazeera: Şimdi dünyanın bütün gözü Körfez'de, Hürmüz Boğazı'ndaki krize kilitlenmiş durumda. Ticari mal taşıma, maliyetler, denizyolunun kullanılmasının azaltılması gibi konulara baktığınızda ticari hayatı nasıl etkileyecek bu projeniz?
Abdulkadir Uraloğlu: Şimdi şöyle gerçekçi bir tespit yapalım müsaadenizle. Şu anda kapasite kısıtı olmayan taşıma güzergâhları deniz yollarıdır. Yani sizin limanınızın kapasitesi, denizyolunun kapasitesini belirliyor. İstediğiniz sayıda liman yaparsanız kapasiteniz sonsuz demeyelim ama istediğiniz kadar kapasite olur. Dolayısıyla onlardan vazgeçilmesi söz konusu değil; elbette onları kullanmaya devam edeceğiz. Boru hatları, enerji nakil hatları; bunları da kullanmaya devam edeceğiz. Ama demiryolu noktasına baktığımız zaman gerçekten biraz önce de söylediğim karbon ayak izini hesaba katmak gerekiyor. Eğer geçen sene erteletmeseydik denizlerden gelen yüklerden Avrupa Birliği karbon vergisi alacaktı; geçen sene ekim ayıydı. Orada da Suudi Arabistan'la beraber hareket ettik ve IMO'da bunun ertelenmesini sağladık. Dolayısıyla böyle bir güzergâh ilerleyen zamanda zaten olmazsa olmaz hâline gelecek; demiryolu.
Al Jazeera: Maliyetleri düşürecek mi mesela?
Abdulkadir Uraloğlu: Denizyoluna göre karayolunun veya diğer yolların maliyetlerinin daha ucuz olması söz konusu değil. Ama nedir daha uygun olan? Mesela denizyolundan çok daha kısa mesafelerde olacak. Bakın bugün Orta Koridor'da Çin'den Londra'ya demiryoluyla on sekiz günde gidiliyor, on dört günde gidilebilecek. Ama Süveyş Kanalı'ndan otuz beş günde gidiliyor mesela. Dolayısıyla bazen sizin maliyetinizden çok daha kıymetli, maliyetinizin de önüne geçen bir durum ortaya koyuyor.
TARİHÎ HİCAZ DEMİRYOLU TAHRİP OLDU
Al Jazeera: Tarihî Hicaz Demiryolu vardı, bu proje onunla ilişkili mi veya onun durumu ne olacak?
Abdulkadir Uraloğlu: Tarihî Hicaz Demiryolu maalesef büyük oranda tahrip oldu. Biz geçtiğimiz aylarda Ürdün'e, Amman'a gitmiştik. Orada sağlam olan bölümlerini ve lokomotiflerini görmüştük. Hedefimiz Şam'la Amman arasında bu demiryolunu ayağa kaldıralım, burayı turistik olarak kullanalım istiyoruz. Oradaki ray genişliği çok eski standartta ve şu anda dünyada örneği olmayan bir standart. Yani oradan yük taşınmasının yapılabileceğini çok düşünmüyoruz. Orası ancak turistik ve yolcu taşımacılığına hizmet edecektir. Dediğim gibi, Şam'la Amman arasını ayağa kaldırırsak nostaljik olarak orası iyi olur diye düşünüyoruz. Mekke’ye kadar uzatacak olursak tabii Suudi Arabistan karar verecek; elbette biz de kendileriyle istişare ediyoruz. Modern yapılması lazım. Yani eskisinin ayağa kaldırılması söz konusu değil; eskisinden bir şey kalmadı.
Al Jazeera: O zaman bu proje yapılırsa Ürdün'den sonra yeni hatta geçip oradan Mekke’ye bağlantı olabilir.
Abdulkadir Uraloğlu: Evet, muhtemelen. İlerleyen zamanda Kızıldeniz'e paralel bir hat getirilebilir mi? Elbette bunlar konuşulur.
KALKINMA YOLU PROJESİ İÇİN IRAK HÜKÜMETİNİ BEKLİYORUZ
Al Jazeera: Sizin yürüttüğünüz bir başka önemli proje de Kalkınma Yolu Projesi. O da Körfez'i, Hürmüz Boğazı'nı etkileyecek bir proje. Oradaki durum nedir?
Abdulkadir Uraloğlu: Aşağı yukarı Irak'ın Fav Limanı'ndan başlayıp Irak'ı baştan başa kat eden, Suriye'ye girmeden Habur Sınır Kapısı'na yakın bir yerden Türkiye'ye gelip, oradan yine aynı güzergâha oturup Türkiye'den bütün Avrupa'ya açılabilen güzergâh. Ne var burada? Bin iki yüz kilometrelik demiryolu var, otoyol var. Yine ilerleyen zaman içerisinde enerji nakil hattıyla bir haberleşme hattını da koyalım. Burada projeler bitmiş durumda.
Irak'ta bir seçim oldu biliyorsunuz. Öncesinde uluslararası finansman noktasında bir prensip kararı alınmıştı; Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Irak ve Türkiye olarak bir anlaşma da imzalamıştık. Şimdi yeni gelen hükümetle ilk temaslarımız oldu; petrol karşılığı yapılabilir mi diye bunu konuşmaya başladık. Proje bitti, sadece orada irade lazım. Irak'taki hükümet kurma çalışmaları büyük ölçüde tamamlandı. Bittiği zaman oturup onlarla yeniden konuşarak bunu da başlatma gayreti içerisinde olacağız.
Al Jazeera: Siyasi karar verildiğinde, yani Irak tarafında karar verildiğinde kazma vurup başlayacak mısınız?
Abdulkadir Uraloğlu: Evet, başlayacak durumda. Tabii bu ne getirir? Bakın az önceki projeyle Arabistan'ın her tarafıyla ilgi kurduk, diğer ülkelerle ilgi kurduk. Bu Kalkınma Yolu Projesi'ni düşündüğümüzde de esasında bölgedeki bütün ticaretin, malların batıya doğru gitmesine imkân tanıyacaktır. Aynı şekilde Süveyş Kanalı'ndan giden hattı daha kestirme bir şekilde karaya çıkararak oradan Avrupa'ya devam etmesine de imkân sağlayacaktır. Yani bu projeleri birbirinin alternatifi olarak da düşünmemek lazım; elimizde ne kadar alternatif varsa o kadar iyidir.
Al Jazeera: Şu anda bile Basra Körfezi'ndeki krizi düşünecek olursak, sadece oradaki petrolün ve ticaret mallarının Kalkınma Yolu üzerinden gitmesi bile büyük bir değişikliğe etki yaratacaktır. Doğru mu?
Abdulkadir Uraloğlu: Tabii, kesinlikle. Yani bugün hem Kalkınma Yolu hem de Suudi Arabistan'dan bahsettiğimiz modern Hicaz Demiryolu diyebiliriz, Suudi Arabistan-Türkiye Demiryolu diyebiliriz; bunlar bitmiş olsaydı bugün Hürmüz bu kadar birincil öncelikli dünya gündemine oturmamış olurdu.
HÜRMÜZ KRİZİNDEN ÇIKARDIĞIMIZ DERSLER VAR
Al Jazeera: Son sormak istediğim şu: Siz şimdi Ulaştırma Bakanısınız. Bütün dünya, Amerika-İsrail-İran savaşından ve Hürmüz, Basra Körfezi krizinden sonra oturup düşünmeye başladı. Enerji, petrol, doğalgaz tedariki yapan ülkeler, onu ihraç eden ülkeler durumdan bir ders çıkardılar. Siz Ulaştırma Bakanı olarak bu savaştan nasıl dersler çıkardınız? Yani hem bölge için hem dünya için nasıl çıkarımlarda bulundunuz?
Abdulkadir Uraloğlu: Bir kere ulaştırma güzergâhlarımızın, koridorlarımızın, sistemlerimizin kırılgan olmaması gerektiğini, yani risklere dayanıklı olması gerektiğini anladık. Bunu nasıl sağlarsınız? Mevcut yapıyı güçlendirirken mutlaka alternatiflerini ortaya koymanız lazım. Yani hangi sistemi kullanırsanız kullanın; karayolunun kendi içindeki alternatifleri, denizyolunun kendi içindeki alternatifleri, demiryolunun kendi içindeki alternatifleri ve birbirine göre olan alternatiflerini mutlaka ortaya koymanız lazım. Yani sadece kriz anında değil, normal zamanda bile bunlar size lazım.
Şunu kaçırmamak lazım: Dünya nüfusu hem artıyor hem de ihtiyacı artıyor, gelir seviyesi yükseldikçe ihtiyaçlar artıyor. Burada adil bir paylaşım yapılırsa, artan alınırsa kimse de denklemin dışında tutulmamış olur. Ben özellikle şunu söylemek isterim: “Şu konuştuğumuz hatlar en iyi hatlardır, dolayısıyla geri kalan bütün hatlara, bütün çalışmalara bizim kapımız kapalıdır.” gibi bir yaklaşımı hiçbir ülke ortaya koyamaz. Yani bizim hepsine ihtiyacımız var. Hiç kimseyi ötekileştirmememiz lazım. Ve dediğim gibi mutlaka sağlam, dirençli yapıları alternatifleriyle beraber ortaya koymamız lazım.
TÜRKİYE’DE 4464 KM HIZLI TREN HATTI İNŞA EDİYORUZ
Son olarak şunu söylemek istiyorum:
Burada biz daha çok Ortadoğu ve Türkiye üzerinden geçene odaklı kaldık. Mesela Suudi Arabistan'da Riyad'dan Ürdün'e kadar olan hat hazır dedik, Türkiye'deki hat hazır dedik, Ürdün ve Suriye henüz hazır değil dedik. Gerçekten öncelikle bir ülkenin kendisinin hazır olması, sonra da komşularının hazır olması gerekiyor.
Bakın Türkiye'de şu anda 4.464 kilometre hızlı tren hattımız var; hâlihazırda inşaatı devam ediyor. Bunun yaklaşık üç bin kilometresini iki sene içerisinde devreye almış olacağız, bütün bağlantıları sağlamış olacağız. Yani biz ülkemize ulaştırma alanında Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 355 milyar dolarlık yatırım yaptık. Dolayısıyla biz bölgemize hizmet edebilecek her türlü altyapıyı yüzde doksanlar seviyesinde hazır hâle getirdik ve getirmeye de devam ediyoruz. Bu bizim için kıymetli.
Şimdi bakın, biz küresel krizlerde, pandemilerde veya savaşlarda neyi yaşadık? Bazen şöyle düşünebiliyoruz: “Arkadaş, benim param var, her zaman her istediğimi alabilirim.” Alabilir misiniz? Alamazsınız, alamıyorsunuz. Dolayısıyla o zaman sadece para değil; sizin doğru zamanda parasal imkânlarınızı da ortaya koyarak doğru yatırımları, doğru stratejik hamleleri yapmanız gerekir. Türkiye de gerçekten bunları yaptı ve bölgesinde güçlü; ama bütün bölge ülkeleriyle beraber bu gücü inşallah artırmış olacağız.






