Atay, yazısında Yurdakul’un futbol hayatına, kişiliğine ve Türk futboluna bıraktığı izlere dair değerlendirmelerde bulundu. Atay’ın yazısı şöyle:
“Bazı acılar vardır, anlatmaya kelimeler yetmez. Bazı insanlar vardır, gittiklerinde bir dönemi de alıp götürürler. Hatay Yurdakul’un vefatı benim için tam da böyle bir kayıp oldu. Onu 2009 yılında, Habertürk Antalya Temsilcisi olduğum dönemde tanıdım. Tanıştığımız ilk anda bile şunu anlamıştım: Karşımda ‘futbolun içinde olmuş’ biri değil, futbolun kendisi duruyordu. Ünvanlara, vitrinlere, alkışlara ihtiyacı olmayan; sahayı, topu ve çocukları seven bir adamdı Hatay Hoca.
Rahmetli babamla yaşıttı, 1938 doğumluydu ama yaşı hiçbir zaman rakamlardan ibaret olmadı. Çünkü onun yaşı, sahaya çıktığında sıfırlanırdı. Seksenine merdiven dayamışken bile top koşturan, forma giyen, ter döken biriydi. Daha da önemlisi; mahallenin çocukları futbol oynasın diye lisans parasını kendi emekli maaşından ödeyen bir yürekti.
Bugün futbolun konuşulduğu birçok masada paradan, transferden, primden söz edilir ya… Hatay Hoca o masaların hiçbirine ait değildi. O, toprağa, sokağa, toprak sahaya aitti. Türk futbol tarihine vurduğu en önemli damgalardan biri ise hiç kuşkusuz Şenol Güneş’i keşfetmesidir. 1967 yılında Trabzon’da, taştan yapılmış kalelerle oynanan bir sokak maçında, bir çocuğun gözlerindeki ışığı gördü. O çocuğun yeteneğini fark etti, lisansını çıkarmak için mücadele verdi. Bugün Türkiye’nin ve Avrupa’nın tanıdığı bir futbol adamının hikâyesinde, Hatay Yurdakul’un emeği vardır. Ama o bunu hiçbir zaman bir övünç meselesi yapmadı. ‘Ben keşfettim’ demedi, ‘Ben vesile oldum’ dedi. İşte fark buradaydı.
1955’te Erdoğduspor’da başlayan futbol yolculuğu; Necmiati’den Denizgücü’ne, Rizegücü’nden Tuncelispor’a, YSE’den KTÜ’ye ve emeklilik meşgalesi Antalya Trabzonlularspor’a uzandı. Yirmiden fazla kulüp…
Futbolcu oldu, antrenör oldu, saha komiseri oldu, kulüp başkanı oldu… Ama ne olursa olsun amatör ruhu hiç kaybetmedi. Profesyonellik şansı varken bile amatörü tercih etti. Çünkü onun için futbol, geçim kapısı değil; yaşam biçimiydi.
Antalya’ya yerleştikten sonra kurduğu Antalya Trabzonlularspor Kulübü ise başlı başına bir vicdan hikâyesidir. Kendi kurduğu takımda hem başkanlık yaptı, hem kaptanlık yaptı, hem de çocuklara ücretsiz futbol öğretti. 2015’te Marmaris’te, 77 yaşındayken jübilesini yaptı ama futboldan hiç kopmadı. 2020 yılında, tam 82 yaşındayken hâlen 1. Amatör Küme’de forma giyiyordu.
Ve o unutulmaz dönüş… ‘Hayatımın son transferini yapıyorum’ diyerek pandemi sonrasında Trabzon’a gelişi… Necmiati formasını bir kez daha giyişi… Özdilspor karşısında sadece 10 dakika sahada kalması… Ama o 10 dakika, birçok futbolcunun 20 yılına bedeldi. Son maçıydı. Ve ardından sessizce Antalya’ya döndü.
Hatay Hoca, futbolun gürültüsüz kahramanlarındandı. Adı manşetlerde çok geçmedi belki ama vicdanlarda hep kaldı. Bugün Türk futbolunun en çok ihtiyaç duyduğu şey tam da onun temsil ettiği değerlerdir: Vefa, emek, sadelik ve iyilik…
Dün, her zamanki efendiliğiyle sessizce ebedi âleme göç etti. Mekânın cennet olsun Hatay Hoca… Toprak sahalar seni unutmayacak. Taştan kaleler seni unutmayacak. Ve bir çocuğun ilk kez topa vururken gözlerindeki umut, seni hep hatırlatacak. Hep övündüğü ünvanıyla sesleniyorum: Dünyanın en yaşlı futbolcusu; ruhun şad, mekânın cennet olsun. Seni unutmayacağız.”