1904 yılında Akçaabat'ın Çolaklı mahallesinde dünyaya gelip Osmanlı nüfusuna kayıt olduğunda, V. Murad 33. Osmanlı padişahı ve 112.nci İslam halifesiydi.
Askerliğini tam tamına kırk sekiz ay yapmış, birinci dünya savaşına katılmış, ikinci dünya Savaşı'nın yokluklarını ve zorluklarını ailece yaşamışlardı.
Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk vefat ettiğinde, Evliya Hüseyin 34 yaşındaydı.
Yaşamı boyunca, Osmanlı imparatorluğunun son üç padişahını ve halifesini ve de Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü gören nadir insanlardan birisiydi.
Münire Taşçıoğlu hanımla cumhuriyet ilanından hemen sonra 1924 yılında evlenmiş, Münire Taşçıoğlu hanım, Çolaklı mahallesindeki evlerine gelin gelmişti.
Bir süre çolaklı mahallesinde ki evlerinde ikamet etmişler Çocukları olup nüfusları artınca, Şimdiki hamam çimeninin askerlik şubesi tarafındaki arsaya ev yaptırıp eşiyle birlikte oraya yerleşmişlerdi.
Aradan uzun yıllar geçsede iyi hatırlıyorum, O zamanlar askerlik şubesinin ve evlerinin arasında ana yolun kenarında taş ocağı vardı.
Evlerinin doğuya bakan tarafı sebat gençlik'in futbol sahası ve sebat restaurant'tı
Kuzeye bakan tarafı ise denizdi. kuzey batı yönüne bakan tarafında ise Akçaabatın bir dönemine damga vuran Akçaabat gazinosu vardı.
Akçaabat'ın merkezinde Ziraat Bankasının arka sokağında ki dükkanında Terzilik yapıyordu.
Nermin, Güngör, Köksal, Saygın olmak üzere üç kız, bir erkek toplam dört evlat sahibiydi.
Genç yaşından itibaren dini ibadetlerini aksatmamış, yaşamı boyunca Akçaabat ve Akçaabat'a bağlı ne kadar köy, yayla ve mezere varsa, Tanıdık tanımadık bütün insanların cenazelerine katılmayı aksatmıyor, Defin edilene kadar vefat edenlerin baş ucunda kuran okumayı Allah rızası için görev sayıyordu.
Akçaabat'taki insanlar,
Kendisi için bu adam evliyamıdır.
Günde bazen üç, dört cenazeye ön saflarda katılıyor,
Tanıdık tanımadık bütün insanlara dini vecibelerinde yardımcı
oluyor diye,
zamanla kendisine
Evliya Hüseyin diye hitap etmeye başlamıştı.
1989 yılında vefat ettiğinde evliya hüseyin olarak akçaabat'ta derin izler bırakmıştı..
Mesleği terziydi ama kendisine getirilen
ufak tefek antika eşyaları ve değerli metalleri alıp sattığı için eskicilik de yapardı.
Çok merhametli, asil yürekli, yardımsever, yaşamı boyunca kimseye kötülük yapmayan
iş hayatında bile paraya ve pula değer vermeyen kendi halinde dini bütün bir insandı.
Sabah namazı okunur okunmaz,
namazını kıldıktan sonra işinin başına geçer,
gün içinde kim vefat etmişse
duyar duymaz dükkanını kapatır, cenazelerine iştirak ederdi.
Arabalara binmeyi sevmez,
Uzak yerlerdeki cenazelere bile yürüme gider gelirdi.
Kısa zaman içinde
Akçaabat ve etrafındaki köylerde tanınan, bilinen, sayılan, sevilen bir sima olmuştu.
Öyle ki, cenaze namazlarında cemaat öncelikle
Evliya Hüseyin geldimi, gelmedi mi diye bakar ona göre saf tutardı.
İmamı, müezzini olmayan köylerde ki cenaze namazlarını kendi kıldırırdı.
Resmiyette, dini bir görevi olmamasına rağmen Allah rızası için,
garip, guraba, fakir fukaranın cenazelerine katılıp, yardımcı olmayı kendine görev sayar, gerektiğinde
imamlık da yapardı.
İkinci evladı olan
kızı Güngör'ü 1954 yılında
Trabzon'a gelin vermişti.
Allah kimseye yaşarken evlat acısı vermesin,
kızı Güngör evlenip kısa zamanda beş çocuğu olduktan sonra amansız hastalığa kapılarak çok genç sayılan,
otuz dört yaşında vefat ettiğinde bir babanın hayatta katlanılması çok zor olan evlat acısını tatmış, yaşadığı süre boyunca da
o tarifsiz acıyı yüreğinde hissetmişti.
Akçaabat'ın tanınan bilinen, aynı zamanda Akçaabat'a özgü
sosyal faaliyetlerin içinde olmayı seven
geniş bir ailesi vardı.
Trabzon'un Akçaabat ilçesi denilince insanın aklına
Öncelikle meşhur köftesi sonrasında
dünya şampiyonu markasını üzerinde taşıyan horon oyunu gelir.
1983 yılında Japonya'da düzenlenen folklor yarışmasında Türkiye'ye dünya şampiyonluğunu getirerek büyük bir gurur yaşatan,
1981 yılından 1991 yılına kadar 10 yıl üst üste Türkiye'de düzenlenen tüm folklor yarışmalarında şampiyonluğu kazanan Akçaabat Horon ekibinin başında kardeşi Sabri çilingir'in oğlu
yeğeni Ahmet çilingir'de vardı.
Ahmet çilingir ağbi günümüzde de folklor faaliyetlerine kurdukları vakıfta devam etmekte, gençlere Akçaabat'ın bu milli oyununu öğretmekte öncülük yapmaktadır.
1989 yılında hayata veda ederken,
ardında hemen hemen herkesin ezbere bildiği Evliya Hüseyin lakabını miras olarak bırakıp gitmişti
İşte,
Garip, guraba dostu,
asil yürekli bu adam annemin babası, kısacası
benim dedemdi.
Asıl adı Hüseyin Hüsnü çilingirdi.
Annemin beş çocuğundan üçüncüsüydüm.
Annemizi 1974 yılında çok küçük yaşlarda kaybettiğimiz de
Çocuk yaşta olmama rağmen
Dedemin ve Anneannemin yüzündeki o evlat acısını gözlerinin içine bakarak hissedebiliyordum.
İster Kader de, ister alın yazısı de.
Ne dersen de
yıllar insanlara günlerin asla bilmediklerini öğretirlermiş.
Allah'ım kimseye yaşarken evlat acısını ve çocuk yaşta anne eksikliğini göstermesin.
Elveda zamanı geldiğin de,
Aramıza şehirler,
ülkeler,
belki dünyalar girecek.
Belki de Hiç karşılaşamayacağız,
Kader ağlarını örecek,
bizi bir araya getirmek için.
Sonra birimiz öleceğiz
ve diğerimiz
bunu hiç bilmeyecek.
Kalın sağlıcakla...