Toplumsal hayatı hukuk, din, ahlak ve görgü kuralları düzenler.
Bunlardan hukuk kurallarına uymamak cezai yaptırım gerektirir. Diğerlerine aykırı davranmak ise toplum tarafından ayıplanmaya ve dışlanmaya sebep olur.
3 Temmuz süreci toplumsal hayatı düzenleyen bu kuralların hepsini alt-üst ederek toplumdaki değerlerin yerle bir olmasına sebep olmuştur.
Dinimizde günahların en büyüğü kul hakkı yemektir. Şike yaparak tüm Trabzonspor sevdalılarının o yıldaki ve gelecekteki sevinçlerini ve mutluluklarını, teknik heyetin ve futbolcuların sahadaki emeklerini, yöneticilerin başarılarını çaldınız. Trabzonspor sevdalısı kulların hakkını yediniz. Günahların en büyüğünü işleyerek din kurallarına aykırı davrandınız.
İftira atmak, yalan söylemek, umut tacirliği yapmak yaptığınız ahlaksızlıkların başlıcaları. Cemaate, polise, savcıya, mahkeme ve reisine iftira attınız. Yetmedi; zamanının Fenerbahçeli TFF Başkanına ve Galatasaraylı yöneticilerine, Trabzonspor'a ve tertemiz yöneticilerine ve diğer bazı Türk takımlarına bile iftira etmekten çekinmediniz. Hızınızı yurtiçi kesmedi. Yurtdışında UEFA'ya, başkanına, müfettişine, disiplin kuruluna, tahkim kuruluna hepsine salladınız. Sanırım sırada CAS ve Yargıtay var.
En çirkin yalan, çocuğa ve halka söylenen yalandır. Çünkü her ikisi de kolay kanar. Onca delile ve tapeye rağmen suçu inkâr ederek taraftarlarınıza ve topluma yalan söylediniz. UEFA'da bu iş kapandı dediniz disiplin kuruluna sevk edildiniz. Disiplin kurulundan ceza çıkmayacak dediniz cezayı yediniz. Tahkimde süper savunma yaptığınızı, cezanın kaldırılacağını söylediniz . Ulusal medyadaki gücünüzle insanlara hep umut pompaladınız ama hepsi fos çıktı. Son dakika haberi ile bizzat kendi kanalınızda CAS' dan yürütmeyi durdurma kararı çıktığını, hukuk zaferi kazandığınızı halka ilan ettiniz. Oysa CAS, dosyanızın kapağını dahi açmamıştı. 15 dakika sürdü yalanınız. O kadar çok yalan söylediniz ki süreç boyunca, Pinokyo olsanız burnunuz Trabzon limanına kadar uzanmıştı.
Suç işleyen insanlar suçları ortaya çıktığında utanırlar, sıkılırlar. Yüzleri kızarır. İnsan içine çıkamazlar. Suçu işleyenin ailesi de böyle davranır. Genel kabul görmüş görgü kuralları böyledir ama nerede... Maşallah sizde utanma, sıkılma hiçbiri yok. Hep ortalıktasınız. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali. Görgü kurallarını da yok ettiniz.
Spor hukuku ceza hukukunu beklemez biliyorduk. Sayenizde bekledi. Ceza hukuku somut delillere dayanarak hak ettiğiniz cezaları verdi. Şüpheye dayanarak ceza verebilen spor hukuku veremedi. Raporlar, kurullar, yönetmelik ve kanunlar sizin suçunuza kılıf olması için değiştirildi. Yine de yetmedi. İki kaleci ve iki golcünün şikeden ceza almasına rağmen şikeyi sahaya yansıtmadınız. Ülke içerisinde sporda haklının, mağdurun değil güçlünün hukukunun geçerli olduğunu gösterdiniz. Böylece spor hukukunu da bitirdiniz.
Peki şimdi toplumsal hayatı düzenleyen din, ahlak, görgü ve hukuk kuralları böylesine yok edildikten sonra toplumsal barış nasıl sağlanacak. Süreç boyunca ahlaklı ve dik bir duruş sergileyerek hukuk içerisinde hak arayışında olan Trabzonspor sevdalıları ile alay edenler hangi psikolojik ve sosyolojik ruh hali içerisindedirler? Bu davranış bozuklukları üniversitelerde tez konusu yapılarak incelenmelidir.
Bir Türk atasözüne göre ramazanda yalan söyleyenin yüzü bayramda kara çıkarmış. 29 Ağustos'da açıklanacak CAS kararları 30 Ağustos Zafer Bayramı coşkusuna ayrı bir anlam katacaktır Trabzonspor sevdalılarının. Şike ve yanlıları için kara günler yakın iken Trabzonspor sevdalıları için de beyaz günler çok yakındır artık. Biraz daha sabır.