BOŞUNA UMUT VE TARIMDAN KOPAN ÇİFTÇİ

Umut, hayata geçmesi yani gerçekleşmesi beklenen güzel durumları, arzuları ve gelecekle ilgili olumlu beklentileri ifade eden, kişiye yaşam sevinci ,cesaret ve güç veren alternatif çözüm yolları ile dayanma gücü veren ve psikolojik sağlamlığı artıran insani bir duygudur.

Yani hedef, planlama ve motivasyonun yol haritasıdır.

Onun için umut ileriye yönelik hedef olmakla birlikte, bir kararlılık ve zorluklarla başa çıkma ve bireyin eğilimini dinamik tutarak yaşama bağlılığın artırılmasıdır.

Onun için umutsuz yaşamak hayattan kopmayı çağrıştırır ve olay tek bir bakışla hissetilebilir.Bu bağlamda duygular ve pozitif karakter açısından umut, ileriye yönelik bir inançtır.

Ancak; ülkemiz tarımının çok uluslu şirketler tarafından ele geçirilmesi, üreticinin ürününün para etmemesi, girdi fiyatlarının artması (su, gübre, ilaç, tohum, fide, fidan vs.),ulusal tarım sektörlerinin satılması(gübre fabrikaları, çiftlikler, tütün fabrikaları, haralar, suni tohumlama istasyonları, fide ve sebze üretim seraları, tohumluk patates üretim ve soğuk hava depoları, sertifikalı tohum üretim merkezleri, toprak su ve toprak iskanın kapatılması, büyük şehirlerde tarıma destek veren özel idarelerin kapatılması, zirai mücadele ve karantina başkanlıkları, ata tohumunun üretilip pazarlanmasının yasaklanması, ayçiçek yağı işleme fabrikaları ,soya yağı ve küspesi üreten fabrikaların satılması, şeker fabrikalarının özelleştirme adı altında satılması, kesif yem üreten fabrikaların satılması ve bunların yanında; akaryakıt, yedek parça fiyatlarının aşırı bir şekilde artması sonucu ülke tarımının altyapısı çökertilmiştir.

Ayrıca sütün üreticiden ucuz alınarak marketlerde dört beş kat fiyatına satılması sonucu ,süt hayvanlarının kesime verilmesi, bakım masrafları nedeniyle erken buzağı kesimi, meraların elden çıkması sonucu kaba yem kaynaklarının azalması, yaylak ve kışlakların eski verimliliklerinin kalmaması, yine meraların maden arama ve toki inşaatına yönelik kullanımlarının gittikçe artması gibi yanlış politikalar yüzünden tarımda altyapı diye bir şey bırakılmamıştır.

Bu sürecin başladığı doksanlı yıllardan beri üretici bir önceki yıla göre durumum daha iyi olacak beklentisiyle ve umuduyla çalışmış didinmiş ancak umutlanan hedefler hep boşa çıkmıştır.

Çiftçi yine mücadelesini ve üretime bağlılığını devam ettirmiş ancak, önündeki günler ve yıllar daha ağırlaştığı için üretici üretim yapamaz bir kaosa sürüklenmiştir.

Arkasından banka faizi, kredi borcu ve icra olayları sonun başlangıcına damgayı vurmuş, kendi aile gücü ve emeği ile üretip satarak geçinen insanlar artık acımasız bu döngüden kurtulamayıp, hayatın girdabında evrilerek varlıktan yokluğa düşmüşlerdir.

Bu üretken güç umuttan umutsuzluğa düşerek geçinmek için başka alanlarda iş arama gibi vahim bir durumu yaşar hale gelmişlerdir.

Çiftçiyi koruyan kollayan yani acırlayan hiç bir kurum ve kuruluş bulunmadığı için, kendi topraklarında borç batağına sürüklendikleri ve tarımdan koparak/koparılarak kaybolan üretim psikolojisi içinde yaşam mücadelesi vermektedirler.

Yani derin umutlarla üretime başlayıp, işini kaybedip yaşlanan bu emekçiler iş aramak için umutsuz didinimleri umut görerek yaşamak için bir çıkış yolu aramaktadırlar.

Yani hayatı boyunca elde ettiği birikim, kültür ve üretim ve emeği artık derin bir travmaya dönüşmüş olup, aile düzenleri ile yıllarca sürdürdükleri onurlu yaşamlarıda artık aranır hale gelmiştir.

Başta kendisi için temelde ise vatandaşlık görevini yerine getirmek anlamında yıllarca ter döküp emek veren ancak, hiç bir beklentisiz bu medeni bağlılığı yürüten insanlar umut umut diyerek yaşamlarını heba etmişler ve tüm bu sorunları yaşarken de yanlarında hiç kimseyi bulamamışlardır.

Çayını sokağa döken, fındığını yakan, ürettiği sütünü borçlu olduğu bankanın önüne boşaltan, çalışırken fabrikaları satılıp sokağa atılan, işi varken işsiz kalan, kendi emeği ile kavrulup kendi bahçesinde

kendisini istihdam ederken bu olanağı elinden giden, şimdi de üretirken tüketici kategorisine düşürülen çiftçi ve tarımcının elinde tutunacak bir dal kalmamıştır.

Tarımda yaşanan umut dolu yıllardan bugünlerde ihtiyaçlarını dahi karşılayacak gelirden yoksun hale düşen çiftçiler, hangi somut gerekçeler veya önlemler önüne konulacak ki yeniden ayağa kalkabilsin.

Böyle bir manzaranın yarattığı sosyal kırılma ve psikolojik çıkmazın telafi edilir yanıda kalmamıştır.

Ülkemizin ulusal tarım altyapısı ve varlıkları çokuluslu şirketlerin ve yerli iş birlikçilerinin eline geçmiş olup, onlar kasalarını bizim milli topraklarımız ve mücadeleci çiftçilerimiz üzerinden doldururken ,ülkemizinde tarımda dışa bağımlılığı çarpan etkisiyle sürüp gitmektedir.

Tarlada çürüyen ürünlerin ülkemiz ihtiyacını önemli ölçüde karşılama olasılığı olduğu halde, buna göz yumularak dış ülkelerden aynı ürünlerin en düşük kotalarla ülkemize sokulmasıda anlaşılabilir gibi değildir.

Hangi bütçe hangi umut bu kadar bağımlı olmayı yük olarak kaldırabilir bunun ciddi bir muhasebesinin yapılması zorunludur.

Bu düzlemde üretime yönelme ve yeni yeni olanaklar tanınarak türk çiftçisinin önünün açılması ve bir çıkış yolu bulunması anlamında da çalışmalar yapılması gerekirken ,herkes halinden memnunmuş gibi davranarak süreçte gittikçe ağırlaşmakta ve umutlar tükenmekte ,risklerde artmaktadır.

Yani üreticinin dayanma gücü sonsuz olmayıp, sınırlı olmasına karşın bunuda çiftçinin limitine kadar kullanmaya gayret etmesi bir yere kadar geçerli olmakta ,ötesi ise umutsuzluğa gark olmakla sonlanmaktadır.

Umut güzel işler peşinde koşmayı tetiklediği halde dört tarafdan kuşatılan çiftçilere pes ediniz daha ne bekliyorsunuz denilircesine yalnızlığa terkedilmişlerdir.

Üretici gücün yok edilmesini isteyen zihniyette ellerini ovuşturup dış alım yaparak kolaycı yoldan para kazanmaktadırlar.

Hal bu ki tarımsal ürün dış alımına ödenen paralar Türk çiftçisine verilse, ülkemiz bizim gibi bir ülkeyi daha bakacak potansiyeli yakalayabilecek güçtedir.

Burada iki temel sıkıntı insanları devamlı umutlanmaya yönlendirip fakirleştirerek ve sonunda umudunu kaybedip biat etme durumuna getirmektir.

Bugün ülkemizde yaşananda tam da budur ve dünyada bu yöntemi yani üretimsizliği esas alan bütün devletler batmıştır.

Bizler değil batmak kaliteli yaşamı damarlarına kadar özleyen ve hakeden bir milletiz ve daha kötü olmaya izin verilmemelidir, yoksa düştüğümüz yerden kalkmamız çok zor olur.

Zira bu kadar uzun süre tüm zorluklara rağmen umudu terketmeyen üreticilerimizi umutsuz bırakmak çok ağır bir travmadır ve bu durumuda yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur.

O halde şimdi sahiplenme zamanıdır ve denemeside çok kolaydır.

Yani, üretimimizi umutla çok daha toplumsallaştıralım ve umudun ipotek altına alınamayacağını gösterelim ki çiftçi umutla üretime devam etsin ve ülkemizde dışa tarımsal açıdan bağımlı olmaktan kurtulsun.

{ "vars": { "account": "UA-28164355-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-DQTZ4JSXP4" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }