Sarıldık, barıştık, kavuştuk, halleştik, helalleştik.
*
Bayramdı çünkü.
Mübarek Kurban Bayramı…
Bedava olan tüm güzelliklerini dolu dolu yaşadık şükürler olsun.
Bunun dışında.
Maddi durumu elveren kurbanını kesti, elvermeyenin umudu seneye...
*
Mevzu kurban kesmek olunca…
İslam’ın temel yapı taşlarından olan ve dini bayramlara anlam kazandıran paylaşmak unsuruna dikkat keseceğiz.
Zira.
Son yıllarda önemsemekte hayli tembellik ediyoruz.
Öyle ki;
Derisi yüzülen kurbanlıklar, olduğu gibi buzdolaplarına girmeye başladı.
Hal böyle olunca…
Giderek anlamını yitiriyor bayramlarımız.
*
Dini mevzulara çok girmek istemiyorum ancak, yetiştiğimiz coğrafyadan aldığımız medeniyet/kültür belli.
Kurban etinden yetime, yoksula, komşuya ikramda bulunulur.
Hele hele…
Ülkede kişi başına düşen yıllık kırmızı et tüketimi normalin kat be kat altındayken…
Erdemlikten ziyade görevdir bunu yapmak.
Poşetleyin, dağıtın.
Almam diyen çıkmaz inanın.
*
Bununla alakalı, yani kurban etinin dağıtılmasıyla ilgili olarak üzülerek şahit olduğum, dahası insanımıza yakıştıramadığım bir diyaloğu aktarmak isterim.
*
Birkaç gün evvel…
Bayramın ikinci günü…
Eş dost ziyareti falan, geziyoruz.
Misafir olduğumuz evin balkonundayız cümbür cemaat.
Yan komşunun bahçesinde büyükbaş kurbanlık kesilmiş, etlerin parçalanma işlemleri yapılıyor.
Ortam kalabalık.
Çoluk çocuk, bir curcuna…
Haliyle dikkatinizi çekiyor, konuşulanlara istemeden de olsa kulak misafiri oluyorsunuz.
Derken.
Biz de oluverdik.
Hanım teyze, canla başla kurban etleriyle mücadele eden yaşlı kocasına yağdırıyor talimatı:
-Hacı, kemikleri iyice sıyır.
-Hacı, etleri ince ince dilimle, kemikleri ayrı poşetle.
Kan, ter içinde kalmış hacı cevap veriyor.
- La dağıtacağız, alan biraz uğraşsın da!
Bu sırada sessiz kalan teyze, fullediği şarjörünü başlıyor boşaltmaya.
-Hacı! Zaten dinde dağıtacaksın diye bir şey yok. (?) Ciğer ve yüreğinden birer parça verir, gerisini dondurucuya atar kışın yeriz.
Allah uzun ömür versin, hacı amcadan gelen cevap bu tür zihniyetlere kapak olacak nitelikte.
Diyor ki efendi;
-La bayram bu bayram, kurban etini paylaşacaksın!
-Afrika’da değiliz, lazım olursa alırız kasaptan!
*
Şimdi değerli okurlar.
Sırf kendi et ihtiyacını gidermek için kurban kesen bu anlayışın yorumu sizin.
Ne derseniz deyin.
İster cahillik, ister fakirlik, isterseniz cimrilik...
Lâkin.
Birkaç kelime de ben etmek isterim.
Yahu hanım teyze!
Bu mudur yani?
Kurbanı kestin.
Allah kabul etsin(?)
De…
Adına bayram dediğimiz böyle bir günde, elinde imkân olduğu halde dertlinin derdiyle dertlenmiyor, yoksulun yokluğuna var olmayı beceremiyorsan, ne diye vurdun o hayvanın boynuna bıçağı!
Bıraksaydın, kasabın vitrininde çıksaydı ya görücüye!
Diğer yandan.
Dini de kendine uydurmuşsun hani…
Paylaşmak yok falan bir şeyler diyorsun.
Ne yapacaksın?
Buzdolabına hapsettiğin garibin gurabanın bir parçalık umudunu, aylar sonra gönül rahatlığıyla tüketebilecek misin?
*
Yazık.
Çok yazık!
Allah seni inandırsın.
Bu yaptığının ne dinimizde, ne kültürümüzde, ne de medeniyetimizde bir yeri var.
*
Gerçi.
Hacı da anlatıyor ama dinleyen kim.
*
Şimdi.
Değerli okurlar.
Diyeceksiniz ki, abartıyorsun.
O teyzeden kaç tane var, sayısı devede kulaktır falan.
Valla onu bilmem.
Bildiğim tek şey;
İneklere tapılan Hindistan’da değil, yüzde 99,2’ lik nüfus dilimi Müslüman olan Cennet vatan Türkiye’de yaşıyoruz.
Dolayısıyla, memlekette her yıl küçükbaş hayvanlarla birlikte milyonlarca inek kesimi yapılmakta.
Bu da tonlarca et demek.
Fakat gelin görün ki, bugün Türkiye’de kişi başına düşen yıllık kırmızı et tüketimi hala AB ve dünya ortalamasının çok altında.
Yani, demek istediğim.
Yapılan istatistiklere bakıldığında, yeteri kadar hayvan kesimi yapıldığı halde, insanımız çoluğuyla, çocuğuyla gerektiği kadar et tüketimi yapamıyor.
Sebep belli.
Alım gücü düşük.
Bu yüzden özellikle fakirin fukaranın beklentisi, Kurban Bayramlarının az da olsa bu derde deva olması.
*
Lakin olmuyor!
*
Edindiğim intiba ve rakamlar gösteriyor ki;
Kurban Bayramlarının bedava olan her şeyini paylaşıyoruz.
Şapur şupur öpüşüyor, dolu dolu kucaklaşıyoruz.
Kestiğimiz kurbanlara sıra gelince…
Onları da çatır çutur yiyoruz ancak, paylaşmaya gelince fos!
*
Hadi Eyvallah.