Geçenlerde bir yazı yazmıştım. Aslında yazdıklarım herhangi bir yerde yayınlanmadan yakınlarımın görüşlerini alır,onlardan yazıyı yada anlatımı yorumlamalarını beklerim.Ben;doğru ve yapıcı eleştirinin kişiyi bir adım ileri götürdüğüne inananlardanım. İşte o zaman eleştiri yerini bulmuş demektir.
Arkadaşım yazımı yorumlamaya başladığında bende dostluğun bambaşka bir şey olduğunu düşündüm. Yeri geldiğinde kardeşten daha yakın olduğunu... Sizde çevrenizde bir çok arkadaşa ve tanıdığa sahipsinizdir eminim. Gider, gelir birlikte keyifli vakit geçirirsiniz. Ama sadece içlerinden belki biri, bekli de ikisi, hadi taş çatlasa üçü sizin dostunuzdur.
Ben, arkadaşımın yazımı yorumlarken acı çektiğini fark ettim. Beni üzmemek ve kırmamak için o kadar çok çaba sarf ediyordu ki…İncitmekten korktuğunu anladım.
Günlük yaşamımızda kaçımız çevremize yada ilişkilerimize karşı bu duyarlılığı gösterebiliyoruz.
İncitmemek?
Yerlere atılan her kağıtta şehrimizi incitmiyor muyuz?Umarsızca gelişi güzel yapılan yapılarla doğayı incitmiyor muyuz?Lavabodan döktüğümüz her kızartma yağında su kaynaklarımızı incitmiyor muyuz?Daha ileri gideyim mi?Evde eşimizle bir konuda münakaşa ederken onu incitmiyor muyuz?Ya evlatlarımız? Sırf bize uymuyor ve onun gördüklerini göremiyoruz diye seçimlerine itiraz ederek onları incitmiyor muyuz?
Yapmamız gereken sadece özen göstermek ,değer vermek ve empati kurmak.O zaman çevrenizi nasıl aydınlattığınıza siz bile inanamayacaksınız.
Topladıklarınızdan memnun değilseniz ,ektiklerinize bakın.
Yaşamda ektiklerinizdir sizi karşılayacak olan. Değer verirseniz değer görürsünüz.Karşınızdaki her kim olursa olsun incitmemek için çaba sarf etmek en güzel erdemlerden biridir.Kaybetmek ,yıkıp atmak çok kolay inananın. Yaşamınıza şöyle bir göz atın nelerden memnun değilsiniz. Memnun olmadığınız şikayet ettiğiniz her şeyde mutlaka sizin bir payınız vardır.Ya izin vermişsinizdir ,ya cesaret etmemişsinizdir, ya da mutlaka feda-karlık etmişsinizdir.Yani kendiniz feda ederek bir kar sağlamışınızdır hayatta.İşte yaşamınıza ektikleriniz.Bu gün hepsi karşınızda birer engel olarak duruyor. Ve siz sızlanmaya devam ediyorsunuz.
Önce sahip olduğunuz değerlere bir bakın. Önceliklerinize. Yaşamı size sunmadıkları için suçlamaktan vaz geçin. Zaten kim başkasını suçlar ise o sorumluluk almak istemeyen ve büyümeyen çocuktur.
Artık büyümenin kendi yaşam sorumluluğunu elinize almanın vakti geldi. Bunun için öncelikle yaşama kattıklarınıza bakın. Siz ne kadar verirseniz size o kadarı dönecektir. Bu bir çekim yasasıdır. Ne kadar sevgiyi paylaşırsanız o kadarı size geri dönecektir .Bu düzen dengeye girerse ancak hayalleriniz gerçek olur. Siz ilişkilerinize ne kadar özen gösterirseniz o kadar özen görürsünüz. Yani yaşamda ne ekerseniz onu biçersiniz. O yüzden hayatın size vermediklerinden çok sizin hayata ne kattığınıza bakın. Yani bardağın birde dolu tarafına bakın .Siz hayatınız için neler ekmişsiniz. Örneğin sizi incitmekten korkan dostluklarınız var mı? Ya da hiç kimseye bahsetmediğiniz karşılıksız bir iyilik? Gördükleriniz hoşunuza gitmezse eyer o zaman harekete geçmenin vakti gelmiş demektir. Hayatınızda sevgi yoksa o zaman öncelikle hayata sevgiyi vererek işe başlaya bilirsiniz. Ya da bereketi arzu ediyorsanız öncelikle çevrenizdekilerle ufak ufak paylaşımlarda bulunabilirsiniz. Mesela bir simit alın, bir çay ısmarlayın.
Tüm bunları karşılık beklemeden içselleştirerek yaparsanız evren harekete geçer.
O zaman önce hayata anlam katmaya başlayın.
Sevgi ve Işıkla…
Ayşe Acun ERKULOĞLU
Yaşam ve Öğrenci Koçu
İletişim:0533 246 61 60