Trabzon Meydan'da gerçekleşen yürüyüşün ardından platform adına Gönül Çağdaş tarafından yapılan ve ABD ile NATO’nun küresel politikalarının sert bir dille eleştirildiği açıklamada, Türkiye’deki yabancı askerî üslerin bir an evvel kapatılması talep edildi. Açıklamada, savaşın faturasının emekçi halklara ve yoksullara kesildiği vurgulanarak, "Yurtta Barış, Dünyada Barış" ilkesi etrafında ortak mücadele çağrısı yapıldı.

Whatsapp Image 2026 03 24 At 18.53.21

Yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

"ABD emperyalizmi; onlarca yıldır askerî, ekonomik ve siyasi araçlarla, açık ya da gizli işgallerle dünya halklarının emeğini sömürerek bir tahakküm düzeni kurmuştur. Bu düzen yalnızca bir sömürü düzeni değil; ölümün, yıkımın ve savaşın süreklileştirildiği bir emperyalist sistemdir. Bu sistemin merkezinde sermayenin çıkarları, enerji hatları, ticaret yolları ve bölgesel hegemonya mücadeleleri yer almaktadır.

Bugün Türkiye’de bulunan radar üsleri ve NATO’ya bağlı askerî yapılar, iddia edildiği gibi yalnızca “savunma” amacıyla kurulmuş değildir. Bu üsler; Orta Doğu’da yürütülen emperyalist operasyonların doğrudan bir parçasıdır. Bölgedeki savaş politikalarının istihbarat ayağını oluşturan bu yapılar, halkların değil emperyalist merkezlerin güvenliğini sağlamaktadır.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında ve bugün İran’a dönük tehdit ve saldırganlık ile savaş politikalarında NATO üzerinden kurulan askerî ağın rolü göz ardı edilemez. Bu durum, Türkiye topraklarının emperyalist savaş politikalarının lojistik ve istihbarat üssü haline getirildiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Bu üsler bu ülkenin güvencesi değildir. Aksine, Türkiye’yi bölgesel savaşların ve emperyalist hesapların içine çeken doğrudan bir tehdit unsurudur. Bu yapıların varlığı; halkların yaşamını, geleceğini ve barışını riske atmaktadır.

NATO, Amerikan emperyalizminin tarih boyunca kullandığı en önemli askerî araçlardan biridir. Bu yapı yalnızca bir askerî ittifak değil; aynı zamanda küresel sermayenin çıkarlarını koruyan bir müdahale mekanizmasıdır. Türkiye’nin bu yapıya bağımlılığı; savunma sanayinden enerji politikalarına, finansal ilişkilerden dış ticarete kadar geniş bir alanda ekonomik entegrasyon üzerinden derinleşmektedir.

Bugün Venezuela’dan İran’a uzanan geniş coğrafyada, ABD’nin “demokrasi” ve “özgürlük” söylemleri arkasına gizlediği müdahaleler halkların iradesine yönelik açık bir saldırıdır. Yaptırımlar, darbeler, askerî operasyonlar ve ekonomik kuşatma politikaları; emekçi halkları yoksulluğa, güvencesizliğe ve açlığa mahkûm etmektedir.

Son bir yılda Gazze’den başlayarak Lübnan’a ve Suriye’ye uzanan süreçte İsrail’in yürüttüğü saldırgan politika, bölgeyi büyük bir yıkım ve insani felaketin içine sürüklemiştir. On binlerce insanın hayatını kaybettiği bu süreçte savaşın yükü yine emekçi halkların omuzlarına bindirilmiştir. Bugün İran’a dönük saldırganlık da bu hattın devamıdır. Amaç; bölgenin enerji kaynaklarını, ticaret yollarını ve stratejik alanlarını emperyalist güçlerin denetimi altına almaktır.

Whatsapp Image 2026 03 24 At 18.53.20

Ancak emperyalist sistem tek parça ve çelişkisiz değildir. ABD, AB, Rusya ve Çin gibi güçler arasında süren hegemonya mücadelesi; enerji, ticaret ve nüfuz alanları üzerinden derinleşmektedir. Bu çelişkiler, savaşları ve krizleri büyütürken bedelini yine halklara ödetmektedir.

Türkiye’de mevcut iktidar ise bir yandan sözde anti-emperyalist söylemler üretirken, diğer yandan NATO politikalarına bağlılığını sürdürmekte; emperyalist merkezlerle askerî ve ekonomik ilişkilerini kesmemektedir. Türkiye burjuvazisi de bu ilişkiler ağının aktif bir parçası olarak küresel sermaye ile entegrasyonunu derinleştirmekte ve bu düzenin devamından çıkar sağlamaktadır. Bu süreçte “sahte bayrak” operasyonları ve provokasyonlar üzerinden ülkemizin bölgesel savaşların içine çekilmek istenmesi ihtimali de göz ardı edilemez. Ülkemiz hiçbir oldu bittiye, hiçbir karanlık senaryoya teslim edilmemelidir.

Bu tablo yalnızca dış politika meselesi değildir; aynı zamanda açık bir sınıfsal tercihtir. Savaş politikalarının kazananı; silah tekelleri baronlar, enerji şirketleri ve uluslararası sermaye çevreleridir. Kaybedeni ise her zaman cepheye sürülen yoksul gençler, emeği değersizleştirilen işçiler, kadınlar, çocuklar kısacası yoksulluğa mahkûm edilen halklardır. Emperyalist sistemle kurulan ilişkiler; bu ülkenin emekçilerine daha fazla yoksulluk, daha fazla güvencesizlik ve daha ağır yaşam koşulları olarak geri dönmektedir. Savaşın faturası her zaman olduğu gibi halkın sırtına yüklenmektedir. Özellikle kadınlar ve çocuklar bu bedeli en ağır şekilde ödemektedir.

Bizler biliyoruz ki; emperyalizmin olduğu yerde, ABD'nin kasaba şerifi gibi kararlar verdiği dünya düzeninde barış, eşitlik ve özgürlük mümkün değildir.

Bizler Paranoyak, soykırımcı siyasetlerin kurbanı olmak istemiyoruz. Silahların gölgesinde değil, adaletin ışığında bir dünya istiyoruz. Tüm insanlar ve tüm canlılar nükleer tehdit altında kalsın istemiyoruz. Hiçbir coğrafyada Çocuklar ölmesin yaşasın!

Bilinmelidir ki Halkların gerçek kurtuluşu; emperyalist müdahalelerde değil, örgütlü halkın kendi gücünde yatmaktadır.

Buradan bütün dünya işçi sınıfına, emekçilerine ve yoksul halklarına sesleniyoruz:

Emperyalist bağımlılığa karşı birleşelim.

Ülkemizdeki tüm ABD ve NATO üslerinin kapatılması için birleşelim.

Bu ülkeyi bölgesel savaşların içine çeken politikalara karşı birleşelim.

Emeğin, barışın ve bağımsızlığın hâkim olduğu bir ülke ve Dünya barışı için birleşelim.

Bu topraklarda bağımsızlık mücadelesi verenlerin mirası ortadadır. Dün olduğu gibi bugün de bu ülkenin emekçi halkları emperyalizmin askeri olmayacaktır.

Sözümüz açıktır:

Bu toprakları emperyalizme karşı her zaman savunmaya, bağımsızlık ve eşitlik mücadelesini büyütmeye her koşulda devam edeceğiz. Yaşasın “Yurtta Barış Dünyada Barış”!

Savaşa Hayır.!

Kahrolsun emperyalizm!

Yaşasın halkların kardeşliği!

Yaşasın tam bağımsız Türkiye!"