Bu hafta köşemde, bir serginin yalnızca renklerini değil; ardındaki o vazgeçmeyişi ve kuşaklar arasında kurulan bağı anlatmak istiyorum.
Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiğimiz “Töz” grup sergisi, bizim için bir sergiden çok daha fazlasıydı: Bir karşılaşma, bir devamlılık… Belki de sessiz bir devir teslim.
Sanat bir eşiktir. O eşiği geçtiğiniz an, kendi hikâyenizi yazmaya başlarsınız. Biz çalışmalarımızı izleyiciyle buluşturduğumuzda, aslında onlara kendi belleklerini hatırlattık. Onlar eserlerde kendi hikâyelerine bakarken, biz sükût ile onları izledik.
Ancak bu sergiyi asıl benzersiz kılan, üniversite yıllarında kurduğumuz o kopmaz bağdı.
Benim üniversite hikâyem, 2017 yılında, 56 yaşımda başladı.
Fatma İskender, Derya Ahmetbeyoğlu, Tuba Macit Sağıroğlu ve ben…
Farklı yaşlardan, farklı hikâyelerin içinden gelerek Güzel Sanatlar Fakültesi’nde yollarımız birleşti. Sadece okul arkadaşı değil, gerçek birer yol arkadaşı olduk. Aramızdaki yaş farkını keyifle harmanlayarak birlikte derslerimize yöneldik. Masa başlarında saatler süren emeğin içinde sınav heyecanını paylaştık. Onlar bizi enerjileriyle gençleştirdi, biz de onlara tecrübelerimizi kattık. Hiç ayrılmadık; ne ders sıralarında, ne kentin sokaklarında, ne de sanat üretimlerimizde…
İşte belki de “Töz” tam olarak burada başladı: Aramızdaki o bağda, birlikte geçirilen zamanda ve paylaşılan heyecanda.
Peki, töz ne demek?
Belki de en yalın hâliyle; “değişenin içinde değişmeden kalan”dır. Çünkü töz, yalnızca ortaya konan işte değil; birlikte kurulan anlamda saklıdır.
Bu grup sergisinde dört ayrı hikâye, dört ayrı dünya ve dört ayrı dil vardı:
Aramızdan biri, klasik yağlıboyayı çağdaş bir yorumla yeniden kuruyor. Bir diğeri, kolajın katmanları arasında derin anlatılar inşa ediyor. Ben, belleğin dehlizlerinden geçen hikâyeleri tuvale, kâğıda ve tahtaya yansıtıyorum. Bir diğerimiz ise kumaşın yumuşak dokusunda çalışıyor; dikiş, baskı ve boya ile katmanlı yüzeyler kurarak zamanı, belleği ve insan deneyimini mitolojik efsanelere ilmek ilmek işliyor.
Farklıyız.
Ama o farkın içinde ortak bir şey dolaşıyor:
Töz.
Bir sergiye bakarken çoğu zaman biçimleri görürüz.
Renkleri, yüzeyleri, teknikleri…
Ama biraz durduğumuzda,
o işlerin içinde dolaşan başka bir şeyle karşılaşırız:
İz.
Töz, tam olarak burada ortaya çıkar.
Sanatçının yaptığıyla değil,
izleyicinin içinde kalanla.
“Görünen değişir… kalan tözdür.”
Dipnot:
Belki de bu yüzden,
“Töz” sadece bir grup sergisi değil…
Aynı yerden başlayıp farklı yollardan geçenlerin
yeniden buluşma hâli.
Çünkü töz birdi,
ruh birdi,
hayal birdi.
Şimdi o “bir”, izleyicinin kalbinde kalan bir tortu;
vazgeçmeyen dört yüreğin dünyaya bıraktığı zarif bir iz, bir imza.