Sekiz oyuncusundan yoksun çıkan bir Trabzonspor’un, formda ve geniş kadrolu bir Galatasaray’a karşı kâğıt üzerinde favori olmadığı belliydi. Bordo-mavililer sahada direnmeye çalıştı, mücadele etti, elinden geleni yaptı. Ancak bu mücadele, kalite farkını kapatmaya yetmedi.
Aslında bu tabloya daha erken müdahale edilebilir miydi? Evet, edilebilirdi. En azından psikolojik anlamda bir hamle yapılabilirdi. Oynasa da oynamasa da, bu camianın böyle maçlar öncesinde bir morale, bir “biz buradayız” mesajına ihtiyacı vardı. O mesaj için çalışılsa da verilmedi. Transfer yapmak öyle sanıldığı kadar da basit bir iş değil.
Maçın geneline bakıldığında Trabzonspor’un skordan bağımsız olarak oyunun içinde kalmaya çalıştığı görüldü. Ancak futbol sadece niyetle oynanmıyor. Oyuncu kalitesi belirleyici oluyor. Yenilen gollerin neredeyse birbirinin kopyası olması da bunu net şekilde gösteriyor. Aynı zaaflar, aynı hatalar, aynı sonuçlar…
Bu kadro, birçok rakibe karşı üstünlük kurabilecek seviyede olabilir. Ancak iş “sınav maçlarına” geldiğinde, takımın tel tel döküldüğü gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Çünkü o maçlar kalite ister, derinlik ister, tecrübe ister. Trabzonspor’un şu an en çok zorlandığı alan tam da burası. Bu yüzden içinde bulunulan süreç sıradan bir transfer dönemi değil, kritik bir eşik. Yapılacak ya da yapılmayacak hamleler, sadece bu sezonu değil, Trabzonspor’un önümüzdeki birkaç yılını belirleyecek.
Burada en önemli konu taraftarın da artık reflekslerini gözden geçirmesi. Her kötü sonuçta “şu satılsın, bu gitsin” kolaycılığı Trabzonspor’u ileri götürmüyor. Eğer bir kadro kurulacaksa, eldeki değerli oyuncular korunarak, sezon sonuna kadar bir omurga oluşturularak gidilmeli. Bu sorunlar yeni değil. Aylardır, hatta belki yıllardır bilinen gerçekler bunlar. Şimdi teknik heyetin sunduğu plana destek verilmesi gerekiyor. “İş işten geçti” demek kolay ama önümüzde koca bir transfer dönemi var.
İhtiyaçlar da çok net: Bek, stoper ve sol kenar. Bunların arkasına da gerçek bir kulübe derinliği eklenmeli. Çünkü bu takımın sadece ilk 11’e değil, kriz anlarında sahaya atılabilecek alternatiflere de ihtiyacı var. Belki de bu ara dönem, Trabzonspor’un bir-iki sezonluk değil, birkaç yıllık planlamasının başlangıcı olacak. Belki de bugün üzüldüğümüz kupalar ilerleyen süreçte kendiliğinden gelecek.





