Olaylar ve Sorular

Çok acı iki olayla sarsıldık geçen hafta.

Hele ikincisi akıl alır gibi değil.

Henüz on dört yaşında bir çocuk ne oluyor da bu kadar canileşebiliyor?

Ne oluyor da okul arkadaşlarını öldürme cesaretini bulabiliyor?

Ne oluyor da evlat gibi sahiplendiği öğrencilerine siper olan bir öğretmeni katledebiliyor?

Ne oluyor da kitap, kalem, silgiyle dolması gereken çantasını silahla doldurarak okula gidebiliyor?

Nasıl oluyor da bu kadar gözü dönebiliyor bir çocuğun?

Ne desek, ne sorsak, ne cevap versek yeterli olmayacak!

Ne yapacağız bu çocuklara?

Nasıl davranmamız gerektiğine nasıl karar vereceğiz?

Kırılmasın, incinmesin, üzülmesin, psikolojisi bozulmasın diye daha ne kadar her dediğini yapacağız çocukların?

Ebeveynlerin görevi çocuklarının bir dediğini iki etmeyerek onları kısa vadede mutlu etmek mi, doğruyu yaparak karakter gelişimlerine sağlam tuğlalar koymak mı?

Hangisi?

Bizler, sizler, bu yazıyı okuyanlar, siz söyleyin!

Çocuklar bizim neyimiz?

Biz çocuklarımızın nesiyiz?

Onlar efendi, biz köle miyiz?

Onlar yarış atı, biz seyis miyiz?

Neyiz?

Hani eskiler, yaşlılar, annemiz, babamız iyi çocuk yetiştiremezdi!
Hani bilmezdi onlar psikolojiyi?

Biz bildik de ne oldu?

Biz her şeyi bildik de ne oldu?

Matematiği bildik! Türkçeyi, feni bildik de ne oldu?

Yıllarını değil, ömrünü mesleğine veren öğretmenleri sadece bilgi veren robotlar olarak gördük de ne oldu?

Omzundaki yükü görmeden, yaptığı işi küçümseyerek, defalarca tuttuğu raporları görmezden gelerek kafamıza göre takıldık da ne oldu?

Daha nereye kadar böyle gideceğiz?

Ne zaman kendimize geleceğiz?

Ne zaman evimize döneceğiz?

Ne zaman evimizin duvarlardan ibaret olmadığını fark edeceğiz?
Ne zaman aile olmayı tercih edeceğiz?

Ey devletim!

Büyüklerim!

Maneviyatı önceleyen, samimi, vicdanlı yöneticilerim!

Anneleri daha ne kadar koparacağız evlerinden?

İstihdamda ‘kadın oranı’ takıntısından ne zaman vazgeçeceğiz?
Biz Avrupa değil, Anadolu’yuz.

Neden Anadolu’nun ‘ana’larına evlerinde evlat yetiştirmeyi çok görüyoruz?

Neden “iş” için perişan olmak yerine evde olmayı, ana olmayı tercih edenlere destek olmuyoruz?

Neden kadının evden kopmasını desteklediğimiz kadar çocuklarını yetiştirmesini desteklemiyoruz?

Neden kadınlar sadece dışarıda ‘çalışan’ oluyor?

Çocuk yetiştirmek “iş”ten sayılmayacak kadar değersiz mi bu ülkede?

Nüfus artış hızı gittikçe düşerken, genç nüfus her gün biraz daha azalırken kadınları evden koparmak için verilen mücadelenin esbabımucibesini nasıl izah edeceğiz?

Rahmetli Demirel şapkayı götürdü ama yine önümüze koyup düşünme zamanı gelmedi mi hâlâ?

Şehit Ayla’ya…

Senin adın öğretmen; Ayla Kara öğretmen, Ağla Ayla öğretmen, Bahtı kara öğretmen!

{ "vars": { "account": "UA-28164355-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-DQTZ4JSXP4" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }