Bazı insanlar yaptıklarıyla bu dünyada çok güzel eserler bırakabilirken, pek çok insan hayatı boyunca bu şansa sahip olamıyor.
Bazı meslek grupları ise bu konuda çok şanslı,
Mesela Mimarlar,
Mimarlar, hayatları boyunca dünyada pek çok iyi yada kötü eseri arkalarında bırakabiliyorlar.
Mimar Sinan, Mimar Kemaleddin (bu ismi hepiniz çok yakından tanıyorsunuz, cebinize elinizi atın 20 tl nin arkasında duruyor.) , Sedat Hakkı Eldem gibi Türk mimarisinin en büyük duayenlerinin isimleriyle anılabilecek sayısız eserleri yaşamaya devam ediyor.
Sırf bu nedenden dolayı bile oldukça önemli ve şerefli bir meslektir mimarlık.
Şimdi gelelim konumuza,
Dünyanın her bölgesinde bir sanatçı olarak algılanıp, değer verilen ve takdim edilen Mimarlar ve meslek grupları, maalesef ki ülkemizde gereken değere sahip değil.
Değer verilmemesinin bir nedeni Mimarlık mesleğini icra eden kişilerden de kaynaklanmakta. Diğer ve en önemli nedeni ise pek çok Müteahhit'in, Mimar ve Mühendislerin çizdiği projeleri sadece ilgili
Belediyeden "ruhsat" almak için gerekli bir evrak olarak görmesi.
Bu sebepten dolayı çevremizde oldukça kimliksiz ve kötü yapılaşma yer almaktadır. Bunun üzerine birde yapılan hiç bir projenin çizildiği gibi uygulanamaması eklenince, işler iyice içinden çıkılmaz bir hal almaktadır.
Peki bu düzenin değişmesi için neler yapıldı?
1999 yılında yaşadığımız büyük Marmara deprem felaketinden sonra, binaların projelere uygun denetlenebilmesi ve yaşanılan aksiliklerin düzeltilebilmesi için " YAPI DENETİM SİSTEMİ " ortaya atıldı.
Öncelikli olan 19 ilde pilot uygulamaya başlanan yapı denetim sistemi ile kurulan yapı denetim şirketleri sistemde sorun olan konulara çözüm olarak çeşitli başlıklar sundu,
1. Mimar'a dediler ki, sen bugüne kadar projelerini uygulatamıyordun. Ben geldim artık senin projeni A 'dan Z 'ye uygulanmasına öncülük edeceğim. ( Gerçek, projelerin aynen uygulanamamasından dolayı yeniden çizilen tadilat projeleri.)
2. Mühendise dediler ki, senin statik, elektrik, mekanik, sıhhi tesisat projeni aynen uygulatacağım. ( Gerçek, inşaat sırasında projelerin uygulanamaması, küçültülen havalandırma boşlukları, değiştirilen kalıp planları. )
3. Müteahhit'e dediler ki, sen bugüne kadar bir sistem dahilinde çalışmadın, bundan sonra projeleri doğru analiz edip, projeye uygun inşaat yapıp, ona göre işlerini denetimli yürüteceğiz. ( Gerçek, müteahhitler istedikleri zaman yapı denetim şirketini değiştirebilmeleri. Zaten sizi denetleyenin sizden para aldığı bir ortamda nasıl bir denetim gerçekleşebilir ki? )
4. Vatandaş' a dediler ki, size daha güvenli sağlam binalarda yaşam ortamları sunacağız. ( Gerçek, bir felaket yaşanmadan bilemeyiz. Ama inşallah o günleri tekrar yaşamayız. )
Bu 4 maddeyi baz alarak başlanan süreç de ne yazık ki sorunların üstesinden gelinemediği gibi berberinde de biçok yeni sorun ortaya çıktı. Yapı denetim sisteminde yaşanan sorunların düzeltilebilmesi için tartışmaların ve çalışmaların olduğu bir dönemde ise , Bakanlar Kurulu'nun 2010/624 sayılı kararıyla, 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren 4708 sayılı " Yapı Denetim Hakkında
Kanun" tüm illerde uygulanmaya başlandı.
Sistemde ki hatalar düzeltilmeden yaygınlaştırılmış oldu.
Sonraki süreçte bakanlıktan belediyelere gelen bir yazı ile
" Binaların ruhsat alma sürecinde, prosedürlerin hızlandırılması için, yapı denetim şirketinin onayıyla, ilgili meslek odalarının onayına gerek olmaksızın projeler ruhsatlandırabilir" denildi.
TMMOB ne yaptı? Kendi evladına dedi ki, eğer sen projeni ilgili meslek odandan onaylatmazsan seni cezalandırırım. Yani yapılanlara dur demenin yanında kendi evladını da cezalandırmakla tehdit etti.
Ortaya atılan yeni sistemde;
"Neymiş efendim, oda onayına gerek yokmuş; zaman kaybıymış. Sonradan Belediyeler; Mimar ve Mühendislerin isimlerini ilgili meslek odalarına iletip, meslek hayatlarını yapmayı engelleyici herhangi bir durum var mı yok mu soruşturabilirmiş" denildi...
Yurt dışında pek çok ülkede, bir projenin yapılma süresi en az 10-12 ay sürerken, bizim ülkemizde 15 gün sabredemeyip projeleri hazırlatıp ruhsat almak isteyen bir zihniyet mevcut.
Zararı çeken kim?
Bu sistemin altında ezilen kim?
SONUÇ ,
· KİMLİKSİZ YAPILAŞMA,
· ESTETİKTEN YOKSUN BİNALAR,
· MESLEĞİNİ GEREĞİ GİBİ İCRA EDEMEYEN MİMAR VE MÜHENDİSLER,
· HAKKINI ALAMAYAN, ALAMADIĞI İÇİNDE İSYAN EDEN BİR TOPLULUK,
· SON OLARAK DA TÜM SİSTEME KARŞI " TELİF HAKKI" İLE AYAKTA DURMAYA ÇALIŞAN MİMARLARIN ELİNDEN " TELİF HAKKININ GASP EDİLME" GİRİŞİMİ.
Önce sorunun ana nedenlerini tespit edip ortaya koymak gerekiyor. Sonrasında ise yapılabilecek çok şey var .
Henüz söyleyeceklerim bitmedi. Devamını bir sonraki yazımda dile getireceğim...
....E.Ö.Ç...