Şeker fabrikalarının temel kuruluş amacı şeker ihtiyacının karşılanması yanında tarımı ve çiftçiyi kalkındırmak, bölgeler arasındaki sosyoekonomik yapıyı dengelemeye yöneliktir.Bu anlamda şeker tüm dünyada olduğu gibi ülkemizdede stratejik bir üründür.Özelleştirmeden önce 30 000 işçinin çalıştığı, nakliyecisinden, kozmetik, ilaç, yem, gübre besicilik, ispirto üretimi ve tarım makinaları gibi bir çok sektörde çalışan on milyon insanımıza istihdam sağlayan devasa bir sektördür.Ayrıca yılda üç milyar dolar katma değer saģlayan şeker fabrikalarından 14 adedi özelleştirilerek artık ülkemizin şeker ihtiyacının büyük bir kısmı ithalat yoluyla karşılanmaktadır.
Ülkemizde devlete ait 25, pancar kooperatifletine ait 6 ve özel sektöre ait 2 olmak üzere toplam 33 şeker fabrikası bulunurken, devlete ait 14 fabrika özel sektöre satılmış ve yapılan sözleşmede bu fabrikalar kesintisiz beş yıl daha çalışacak ve hiç işçi çıkarmsyacaklardı.Ama olay hiçte böyle olmadı, işçiler çıkarıldı üreticinin ürünü alınmadı ve tarlada kaldı.Yani pancar nüretim alanları elden çıkarken hem üretici ve hemde işçi mağdur olmuş şimdi ise daha fazla mağduriyeti tüketici yaşamaktadır.64 ilde 150 bine yakın çiftçi 300- 500 bin hektarda üretim yaparken, bu üretim alanları önemli ölçude azalıp binlerce üretici tarımdan uzaklaşarak işsiz kalmıştır.Bu süreç daha önceden yani Amerikan firması CARGİL'e Bursada birinci sınıf tarım arazisine 19 Temmuz 2005 tarihinde mısır ve şeker kamışından şeker şurubu üretme ruhsatı verilmesiyle başlamıştır.
Bu firmaya tüm kurumlar olumsuz rapor verdiği halde hatta Bursa ili toprak koruma kurulununda olumsuz görüş verdiği alana aynı firma fabrikayı kurup ruhsat alamayınca 5403 sayılı arazi ve toprak koruma kanununa geçici bir madde ilave edilerek cargile ruhsat verilmiştir.Zaman içinde bu firmaya verilen kota miktarı yüzde onlara kadar çıkarılarak Ülkemiz şeker piyasasını adım, adım ele geçirmeye doğru gitmektedir.İşin garip tarafı kendi ülkelerinden getirdikleri mısırı ve şeker kamışını şurup haline dönüştürerek ülkemizde pazarlarken, şeker pancarı çiftçisi kendi topraklarında sefil bir yaşam sürmektedir.Dahası üretilip ülkemiz piyasasında satılan heriki ürününde GDO'lu olup olmadığı ise kontrol dahi edilmeyerek insanımızın sağlığıda tehlikeye atılmaktadır.
Halbuki dünyanın gelişmiş ülkelerinde GDO'lu ürün satan mağazalar giriş kapılarına görülecek yerlere bu markette GDO'lu ürün satılmaktadır yazarken ,bizim ülkemizde ambalajların üzerinde dahi böyle bir yazı bulunmamaktadır.Durum bu haldeiken dünyanın şeker üretimi bakımından ön sıralarda olan ülkemiz şeker ihraç ederken, bugün şeker ithal eder duruma düşmüştür.İşte emperyalizm böyle bir şey olup, önce elindeki kaynakları çeşitli senaryolarla alır ve daha sonra seni kendine mahküm eder.İşte birinci sınıf toprağın üzerine fabrika kurulur ancak kendi vatandaşında üretemez yani ürettirilmez hale düşürülür.Yasaya göre(1.2 ve 3.sınıf topraklar) çok stratejik olmadığı sürece (Askeri amaçlı, Petrol ve Doğalgaz boru hatları ve HES gibi) kesinlikle tarım dışı amaçla kullanılamaz denilmektedir.
Zira bu topraklar insanlarımızın beslenmesi için en temel ve garanti kaynaklardır.Durum bu kadar sonsuz olup ve temel gereksinimlere yönelik olarak kullanılması gerekirgen, bir geçici madde ile bir daha geri dönüştürülemeyecek hale sokulması ortalama 1000 yılda oluşan toprak açısından kabul edilemeyecek vahim bir durumdur.İşte bu firma ülkemizde tezgahı kurarak piyasaya Nişasta bazlı mısır ve şeker kamışı şurubu satmaya devam ederken bizim çiftçilerimizde banka kapılarında ve icra dairelerinde cebelleşirken yetkililerde ülke ihtiyacı için şeker aramaya devam etmektedirler.Bilim insanlarının araştırma ve makalelerinde bu ürünün( NBŞ)insan sağlığı için çok tehlikeli olduğu açık, açık yazılırken ilgili firmanın pazar payının artırılması artık anlaşılmaz değildir.
Dünyada bir çok ülke NBŞ konusunda pazar payını maksimum olarak yüzde iki oranında sınırlarken bizde kota niçin yüksek tutulmaktadır.Kaldı ki ilgili firma mısırın tamamını dışarıdan getirip işleyerek ülkemizde pazarlamaktadır.Zaman, zaman yapılan açıklamalarda şurup(Tatlandırıcı) üretiminde kullanılan mısırların GDO(Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) 'lu olduğu belirtilmektedir.Şayet durum böyle ise işin sağlık açısından vahameti dahada artmaktadır.Onun için toplumumuzun bu gibi konularda özellikle gıda tüketiminde eğitilmeli ve seçici olmaya yönlendirilmelidir.Yoksa hastalığa yakalanmak kolay kurtulmaksa oldukça zor ve aile bütçeleri ile insanların psikolojileri aşırı sarsılmakta neticede sonuçlar çok üzücü olmaktadır.
Sonuç; Üretimden tüketime kadar olan zincir muhakkak Devlet tarafından şimdiki ve gelecek nesiller açısından ülke güvenliğini ilgilendirdiğinden, çok ciddi bir şekilde denetlenmelidir.Ayrıca Kanun, Tüzük ve Yönetmeliklerde belirlenen ilkeler çerçevesinde tüm orta dereceli okullarda beslenme dersi okutulmalı ve TV.proğramlarında periyotik aralıklarla bu konulara yer verilmesi sağlanmalıdır.ZİRA HERŞEYİN ÖNÜNDE SAĞLIK GELMEKTEDİR VE SAĞLAM KAFA SAĞLAM VÜCUTTA BULUNUR.