Ama ne yazık ki belli kesimler tarafından hep yok sayılmak istenmiştir. Bakın şu anda Trabzon kentinde de, tesislerinde de Şenol Güneş’in, Ahmet Suat Özyazıcı’nın isimleri vardır ama Sümer’in yoktur! Tabii ki Özyazıcı da, Güneş de bu kulüp için tarihi kimliklerdir ve kızsak da, eleştirsek de yok saymamız, saygısızlık yapmamız söz konusu bile olamaz…
Şimdi diyeceksiniz ki bu konuya neden girdin. Nedir Sümer’in yok sayılma hikayesi…
Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde eski TFF başkanı Haluk Ulusoy’un yapımında büyük emeği olduğu ve Trabzonspor’a devredilen tesislerin ismi değiştirildi. Önce Ulusoy’un ismi çıkarıldı, sonra da aramızdan bir süre önce ayrılan Kadir Özcan’ın adı buraya verildi.
Kadir Özcan, Trabzonspor tarihi kimlikleri içinde en çok sevdiğim insanların baş aktörlerindendir. Bunu bir kenara not edin. Temiz kalbi, güler yüzü, sevecenliği, alçak gönüllülüğüyle yeri bir başkadır bende…
Ama bir tesise isim vermeye sıra geldiğinde, orada durup düşünmek gerekir. O tesise en çok kimin isminin verilmesi gerekir diye sormalıyız kendi kendimize… Stat, saha, tesis, müze ve benzeri yerlere verilmesi gereke en uygun isim kim olabilir! Ve Kadir Özcan’ın ismi bir sahaya, doğduğu mahalleye, bir tesise verilebilir kuşkusuz.
Ancak ‘Altyapı binasına ismi verilmesi doğrumudur’ derseniz, kesinlikle ‘hayır’ derim. Bırakın Trabzonspor’u, Türkiye’de futbolun yaşandığı her ilde altyapı tesisleriyle ilgili bir isim düşünüldüğünde ilk akla gelmesi gereken isim Özkan Sümer’dir.
Çünkü, beğenseniz de, beğenmeseniz de, altyapı olgusunu Türkiye’de yerleştiren, bu noktada ömrünü tüketen adamdır Sayın Sümer! Trabzonspor’da da bu birimi ilk oluşturan, başında görev yapan, uzun yıllarda da oyuncu yetiştiren kimliktir Sümer… Trabzonspor A takımını 2 kez şampiyon yapmasına, A Milli takımını çalıştırmasına rağmen, altyapı organizasyonu onun üzerine yapışmıştır. Kimin başı sıkışsa ona koşar bu konuda…
Zaman zaman onun oyuncu yetiştiremediği savunulur Trabzon’da!.. Eleştirilir. Bu eleştirilerin belli bölümü de haklıdır belki de… Fakat onun altyapı ile özdeşleşmiş 60 yılını kimse inkar edemez. Bunu inkar etmek demek, sadece vefa duygusuyla da açıklanamaz. İhanettir, üretime, insan kazanmaya, çocuklara, gençlere adanmışlığa…
Bilirmisiniz 1995 yıllarında 1. Lig takımı çalıştırırken, Trabzonspor’da altyapıya gelmiştir Sümer para, pul konuşmadan… Antalyaspor’dan o günün koşullarında ömrü boyunca yetecek para teklifini aldığında, elinin tersiyle itmiştir ve milyonları bir kalemde silmiştir… 1970 yıllardan başlayarak, günümüze kadar yüzlerce profesyonel olan genç oyun elinden geçmiş, bilgisiyle gelişmiştir.
Hataları olmamışmıdır? Belki de kaybettiği oyuncular da yokmudur?
Kuşkusuz olmuştur ama unutulmasın ki hata üreten insan içindir. Üretmeyen, kenarda keyif çatanlar için hata da yoktur zaten…
Ve geleceğim nokta şudur, Sayın Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu, kimseye danışma gereği duymadan, genel kurul kararı almadan altyapı tesislerine Kadir Özcan ismini verirken, hem bu ismi gereksiz tartışmaya açmış, hem de adeta düşman bellediği Özkan Sümer’in yüreğine derin bir hançer vurmuştur.
Ama unutmasın ki, o ne yaparsa yapsın, bir süre sonra futbol dünyasından silinip gidecektir.
Özkan Sümer ve onun gibiler ise sonsuza dek yaşayacaktır. Çünkü isimler binalara verilebilir, silinebilir ancak futbol tarihine damgasını vuranlar, insan nesli yaşadığı süre içinde olacaklar.
Sümer de onlardan biridir!
Şunu kafanıza bir kez daha sokun ki;
Tarih onu yazmamıştır
O; Tarihi yazmıştır!...
**---
BURAK’A ‘YUH’
SERGEN’E ALKIŞ!
Trabzonspor taraftarını anlamakta güçlük çekiyorum doğrusu… Birçok konuda hep aynı yanlışların içinde debelenip durur. Kulübü kullananlarla, hizmet edenleri ayırt etme konusunda birçoğunda inanılmaz bir aymazlık söz konusu… Ve bu yüzdendir ki, bu kulüp asla önemli bir camia haline gelemiyor, güç oluşturamıyor.
Belki gecikmiş bir yazı ama gündem o kadar doluydu ki, yazamadım. Yazmasam da içimde dert kalırdı. Hatırlarsanız Antalya kampı başlarken, kafileyi hava alanında bekleyen taraftarlar Burak Yılmaz’ı görünce yuhalamışlar. Sergen Yalçın geçerken de basmışlar alkışı…
Peki doğru olan davranış bumudur? Ne Sergen’in, ne de Burak’ın yuhalanmasını asla istemem de eğer illa da birisi tepki görecekse o isim Sergen olmalıydı.
ÇÜNKÜ!...
Sergen Trabzonspor formasını giydi. Büyük paralar aldı. Zaten bonservisi de çok yüksekti. Oynadığı sürece bir var bir yoktu. At yarışı hastalıklarını diğer futbolculara bulaştırıp, gençlerin kişilik bozukluğuna uğramasında da rol oynadı. Ayrıldıktan sonra da alacakları için Trabzonspor’u mahkemeye verdi ve istediklerini de tıkır tıkır aldı.
Ya Burak Yılmaz… Trabzonspor’a bonservis bedelsiz geldi. 2,5 yıl oynadı. 2010-2011 sezonunda takımın şampiyon olmasında baş rol oynadı. Burnu kırıldı, sahadan çıkmadı, golünü attı. Beyin kanaması geçirdi, 90 dakika savaştı, gol attırdı, attı, soluğu hastanede aldı. Attığı 19 gol, takımın ateşleyicisiydi. Bir sezon sonra 33 gol kaydetti. Necmi Perekli, Şota Arveladze, Fatih Tekke’den sonra Trabzonspor’a krallık unvanını getiren dördüncü oyuncu oldu. Sonra da yönetimle yaptığı sözleşme gereği 5 milyon Euro getirip, Galatasaray’a gitti.
Alacakları vardı ama, ‘Benim Trabzonspor’u şikayet etmem yakışık almaz. Paramı gönderirlerse alırım, göndermezlerse canları sağ olsun. Çünkü beni Trabzonspor var etti’ dedi.
Ne demişler, yapılan hiçbir iyilik cezasız kalmaz! Doğru demişler. Hani vardır ya, bir insan kırk yıl sırtında taşırsın, bir gün bıraktığında, senden kötüsü olmaz diye…
İşte o hesap!...
Ve o Sergen’e alkış, Burak’a tepki öyle mi!..
Yuh olsun size demek geliyor içimden ama…
Ona bile değmezsiniz!