Pazarkapı tarihinin arka bahçesi...

Pazarkapı Mahallesi ve Sotka Mahallesi arasında, deniz kıyısındaki (şimdiki ASKF binasının olduğu yerde) kayalıklarda çekilmiş, 1970’li yıllara ait, çok şey ifade eden bir fotoğraf ve poz veren Pazarkapılı ve Sotkalı gençler.

  • Pazarkapı Mahallesi Muhtarı Temel Kandaz,

  • Şefik Bayraktar,

  • Mehmet Yol,

  • Ahmet Sağnak,

  • Alikemal Pehlivan,

  • Abdurrahman Ustaoğlu,

  • Osman Erkuloğlu,

  • Kenan Piriskender,

  • Güneş Kemal,

  • Zeki Abi (Renk Sineması’nda biletçi) ve

  • Muhtar Teyfik.

Bu fotoğrafın çekildiği deniz kıyısı ve kayalıklar, mahalle kültürünün en üst düzeyde yaşandığı yıllarda, bir dönemin yaşanmış ve unutulmayan gerçek hikâyeleriyle doludur.

Sabahın ilk ışıklarıyla gidin deniz kenarına,
çıkın bu kayaların üstüne, bakın…
Kıyıya vuran her dalga size farklı bir hikâye anlatır,
gözünüz kapalı dinlersiniz.

Trabzon’un kabuğunu yeni yeni kırmaya başladığı yıllardır o yıllar.

Genç delikanlılar bir başka düzenli,
genç kızlar bir başka özenliydi.

Masal tadında yaşanmış, mahalle kültürüyle yetişmiş insanların;
mahallelerinin kıyılarına kadar ulaşan deniziyle iç içe yaşanmışlıkları
ve sokaklardaki uğraşları bir başka güzeldi.

Şimdilerde deniz bize uzak, biz denize uzak yaşasak da;

çocukluğumuzun ve gençliğimizin en güzel yıllarında,
hemen hemen her gün sabahtan akşama kadar denize girer,
herkesin adını ezbere bildiği o meşhur kayalıklardan atlardık.

Kayaların dibinde, yosunların arasındaki midyeleri çıkarır;
paslı tenekelerin üzerinde pişirip yemeden önce,
ıslanan beyaz paçalı donlarımızı kurutmak için kayalara parçalarcasına vurur,
kuruduğu kadarını giyer, öylece evlerimizin yolunu tutardık.

Çocuktuk işte…

Eve gittikten sonra da
yarım guduk ekmeğin üzerine tereyağını sürer,
tereyağın üzerine toz şekeri eker,
üstelik onu da büyük bir iştahla yerdik.

Ondan sonra doğru mahallenin uşaklarıyla maç yapmaya…
Beşte başlar, onda biterdi.

Sadece bunlar değil elbet;
misket oynamak, gazoz kapağı toplamak,
sigara kâğıtlarıyla ve Golden sakızlarından çıkan,
üzerinde sayı yazan artist kâğıtlarıyla çarpmalı, bölmeli oynamak…

Ebe almaca, birdirbir,
tıp, çelik çomak oynamak,
tabaklı uçurtma uçurtmak vazgeçilmez hobilerimizdendi.

Doğuştan çok şanslı bir nesildik.
Bu güzelliklerin hepsini bire bir, inanılmaz güzelliklerle hep birlikte yaşadık.

Mutluluğumuzu,
kollarımızı germe ger açarak gösteriyorduk sevdiklerimize.

“Boklu Dere” diye tabir edilen,
Pazarkapı’nın tam ortasından geçen,
her gün iç içe olduğumuz derenin kenarında büyüdük.

Çılgınlar gibi koşuyorduk, yorulmak nedir bilmiyorduk.

Saatlerce top oynuyorduk,
mahallenin tulumbasından terli terli, kana kana su içiyorduk.

Nedense kolay kolay hastalanmıyor,
şimdiki çocuklar gibi çok sık antibiyotik kullanmıyorduk.

Şeker nedir, tansiyon nedir,
iyi kolesterol, kötü kolesterol nedir, hiç bilmezdik.

Sadece çok ateşlenince,
mahallemizin iğnecisi Sermet Ağabey gelir,
klasik iğne takımını çıkarır, ispirtoyla yakar, dezenfekte eder
ve sonrasında bize kalın uçlu iğnesinden vururdu.

Sabahları erken kalkar,
deniz kıyısında mis gibi iyot ve yosun kokularını
ciğerlerimize doya doya çekerken;

akşamdan galaş yapan denizin sahile vuran ganimetlerini toplar,
mahalledeki hurdacı Seyfullah Ağabey’e satardık.

Ne babamızın omzunda ağlayabildik,
ne de annemize sarılıp derdimizi anlatabildik.

Kendi yaralarımızı kendimiz sardık,
korkularımızı yendik,
bizi biz büyüttük.
Bizi en çok da bu yordu zaten.

Hatırladıkça gözlerimizi yaşartacak,
aklımıza geldikçe hüngür hüngür ağlayarak,
bizi hıçkırıklara boğarak
“Meğer neler neler kaybetmişiz” diyeceğimiz
o günler bir daha asla geri gelmeyecek.

Şarkılara, türkülere konu olmuş,
binlerce yıllık tarihiyle göz kamaştıran güzel Trabzon’umuzun
denizle arasına mesafe koyan,
kimyasını ve düzenini bozan yöneticilerini
tarih asla affetmeyecek, bilesiniz.

“Geçmez” demeyin, geçiyor işte…
Bu hayatta her şey geçiyor.

Çok üzülsen de geçiyor,
çok sevinsen de.

Çok ağlasan da geçiyor,
çok gülsen de.

Gençliğin de geçiyor, dinçliğin de.

Bazısı teğet geçiyor,
bazısı delip geçiyor.

Sonunda geçiyor işte…

Bir gün dönüp geçmişe baktığınızda,
mücadelelerle geçen yılların
hayatınızın en güzel yılları olduğunu fark edecek,
“İşte son” diyeceksiniz.

Kalın sağlıcakla…

{ "vars": { "account": "UA-28164355-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-DQTZ4JSXP4" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }