Trabzonspor takımı, içerisinde bulunduğu durumdan sızlanmayan, orada burada dedikodu yaparak takımını satmayan, her şartta en iyisini isteyen, yalan konuşmayan, ilkeli, idalist, takımına bağlı, işine aşık, otoriter ama sevecen bir pedagojik sihirbaza sahip olduğu için çok şanslı.
Anlaşıldığı üzere öznemiz Mustafa Akçay.
Geçtiğimiz sezon futbolu bırakma noktasına gelen futbolcuları, daha bu sezon başlamadan, agresif rakipten daha agresif hale getiren o…
Taraftarın, “Böyle mücadele edin, kazanamasanız da gam yemem” klişesini kısacık sürede kalıba oturtan da o…
Samimiyeti, çalışkanlığı ve üretkenliği ile -çok uzun zaman sonra- tüm camianın desteğini arkasına alan teknik adam da ta kendisi…
Heyecanını oyuncularına da aşılamış. Takımın iskeleti oturmasa da, hâlâ taktiksel yetersizlik sözkonusu olsa da oyuncuların bireysel olarak anlayışları tamamen değişmiş.
Takım aslanlar gibi mücadele ediyor.
Gol kaçıran çimleri yiyecek noktaya geliyor.
Birbirlerini ailenin bir ferdi olarak görüyorlar; beraber sevinip, kavgaya beraber koşuyorlar.
Yanlış pas atan hıncını formasından alıyor.
En önemlisi, herkes oynadığı oyundan zevk alıyor ve kimse oyundan çıkmak istemiyor.
Dünkü Minsk maçından çıkaracağımız ‘anlayış’ buydu.
Olayın bir de teknik boyutu var…
*
Topu kazandığında hızlı şekilde kontra atağa çıkmak isteyen, top rakipteyken de agresifliğin dozunu kaçıran bir Minsk takımı vardı dün.
Buna rağmen Trabzonspor, hem mücadele seviyesini yüksek tuttu hem de futbol oynama isteğinden taviz vermedi.
Yığınla da pozisyon yakaladı.
Yakalanan pozisyonlarda, oyun bilgisi ve zekası üst düzey olan Henrique’nin payı büyük. Fakat yorgunluk gol vuruşlarını olumsuz etkiledi.
Her hücresi, böyle bir lüksü olmadığını kısa zaman sonra benimsemek zorunda.
Savunma anlamında sıkıntı olmasa da bireysel olarak yapılan hatalar rakibe 1-2 cılız pozisyon verdi.
Gol yememeyi öğrenen takım, gol atmayı da öğrenecek.
Bunun için dünkü Minsk maçı mükemmel bir ders.
Bu ders iyi kavranırsa, play-off’taki rakibin çokça önemi yok.
*
Maçın yıldızı:
Tartışmasız Aykut Akgün’dü. Futbolu sil baştan öğrendiği gibi her hafta üzerine katıyor.
18’in hükümdarı Mustafa Yumlu ve kale çizgisinin cambazı Onur da Aykut’u yalnız bırakmadı.
Malouda, Bayraktar için mi oyuna girdi?
Trabzonspor’da, ikinci yarının ortalarında yaşanan panik havası, kaçan gollerin ardından gelemeyen rahatlığa ne kadar bağlıysa, oyuna girdikten sonra yürüyen, yürüdükten sonra yorulan ve orta sahayı tamamen düşüren Malouda’ya da o kadar bağlıydı.
Mustafa Hoca hem gereksiz hem de yanlış bir değişiklik yaptı.
Temposu düşen orta sahaya Abdülkadir takviye edilip, pas alışverişi Soner’e teslim edilebilirdi.
Ben sözümdeyim;
Benim bildiğim Mustafa Akçay, bu Malouda’yı otobüse dahi almaz.
Anlaşılan, saha içinin pedagojik sihirbazı, saha dışının da cankurtaranlığına soyundu.
Belki de gerçekleştirdiği transferin yapacağı olası görsel şovuyla göğsü kabaracak olan Bakan Erdoğan Bayraktar’a kıyak (!) yaptı Mustafa Hoca.
Bakan Bayraktar, Malouda’yı izledikten sonra, “Belediyeleri kaptık” demiş midir?
Kim bilir…
Yusuf’u oynatmamakta haklı
Yusuf Erdoğan üzerinden Mustafa Hoca’ya yöneltilen eleştiriler anlamsız.
Yusuf, Trabzonspor formasının ağırlığını kavrayamadan şöhret budalası olursa, Trabzonspor da Türk futbolu da önemli bir yıldız adayını kaybeder.
Ne zaman ki nerede olduğunun farkına varır, işte o zaman formayı sırtına geçirir.
Hassas bir denge üzerinde bu çocuk.
Nakış gibi işlenmek zorunda.
Eğer zamansız şekilde 11’de yer bulursa,
ben de size Barış Memiş’i hatırlatırım.
Cektir, caktır…
Aykut Demir, Mustafa’nın partneri olacaktır.
Zeki, formasını Bosingwa’ya kendi elleri ile teslim edecektir…
Soner, kulübedeki arkadaşlarının sohbetine yeniden dahil olacaktır.
Trabzonspor’un iki kötü kanat oyuncusu barındırma lüksü yoktur; Olcan ve Volkan ikilisinden biri devre arasında postalanacaktır.
Utanmalısın yayıncı kuruluş!
Demokrasinin ve özgürlüğün olduğu ülkelerde yasak olmaz.
Ülkemizde, ne yazık ki her iki kavramdan da bahsetmek güç.
Herkesin kendi gölgesinden korkar olduğu bir dönemden geçiyoruz.
Herkes bir şeylerden korkuyor.
Korkaklık ahlaki değerleri de ciddi derecede zedelemiş.
Bakın işte…
Bir teşekkür pankartını bile yayınlamaktan aciz bir yayıncı kuruluş.
Korkaksın yayıncı kuruluş!
Siz de, bir utanç vesikası olan siyasi medyanın çift taraflı fotokopisisiniz.