RAMAZAN’DA SEÇİM RÜZGARI

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Ramazan ayıyla birlikte şehirde adeta çıkarma yaptı. Takvim daha ayın ilk günlerini gösterirken program temposu dikkat çekiyor. Ramazan’ın arifesinde yüzlerce kişiyle ramazan etkinliklerinin açılışına katılan Genç, ilk gününde ise Köprübaşı’nda çalmadık kapı, dokunulmadık el bırakmadı. Başkan Genç dün de Vakfıkebir’deydi.

Öğle saatlerinde başlayan ziyaret trafiği, akşam saatlerine kadar sürüyor. Şehit aileleri, gaziler ve engelli bireylerle buluşmalar gerçekleştiriliyor; iftar sofraları bu ziyaretlerin bir parçası oluyor. Program bununla da sınırlı kalmıyor. İftarın ardından teravih namazı, sonrasında ise çay ocaklarında vatandaş buluşmaları… Kısacası gün boyu süren, temasın yüksek olduğu bir saha mesaisi. Ramazan ayı elbette birlik, beraberlik ve dayanışma ayı. Belediyelerin bu dönemde sahada olması, vatandaşla aynı sofrayı paylaşması yadırganacak bir durum değil. Henüz seçimlere zaman var. Ancak siyasette takvim bazen resmî tarihten önce başlar.

Ramazan vesilesiyle kurulan sofralar, edilen ziyaretler ve yapılan temaslar, önümüzdeki dönemin siyasi iklimine de işaret ediyor olabilir. Trabzon’da Ramazan bu yıl sadece maneviyatın, birlik beraberlik ve dayanışmanın yanı sına siyasetin de temposunu artırdığı ay olarak görünüyor.

NEDEN O KELİMEYİ KULLANDI?

Genel Başkanlığını Trabzonlu Yavuz Ağıralioğlu’nun yaptığı Anahtar Parti, dün 1. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Haberi de zaten bu sayfada yer almıştı. Ancak genel kurulda, gazetecilik hayatımızda pek sık rastlamadığımız bir tabloyla karşılaştık. Bir partinin yeni İl Başkanının belirleneceği genel kurul. Ve kapılar basına kapalı...

Meslektaşlarımız salona gitmek istediğinde kendilerine, “Genel kurul olağanüstü olduğu için basına kapalı” denildi… Oysa siyasette bugüne kadar çok sayıda olağanüstü genel kurul gördük. Hiçbiri basına kapalı değildi. Dün eski İl Başkanı Hüseyin Cahit Köse’nin açıklamasını da yayımlamıştık. Köse’nin görevi bırakırken kullandığı cümle ise dikkat çekiciydi:

“Gelinen noktanın daha da ötesine taşınacağına olan inancımla ve partimizin daha başarılı yarınlara ulaşması adına sürecin önünü açmak sorumluluğuyla Trabzon İl Başkanlığı görevimden feragat ediyorum.” Buradaki anahtar kelime: Feragat. Siyasette bir makamdan ayrılırken genelde “görevi devrediyorum”, “bayrağı teslim ediyorum” gibi ifadeler kullanılır.

“Feragat” ise farklı bir anlam taşır. Kendi rızasıyla vazgeçmek… Bu cümle, “Genel Merkez görevden aldı” değil, “Ben kendi irademle ayrıldım” mesajı olarak da okunabilir. Elbette bu partinin kendi iç meselesi. Ancak basın mensuplarının genel kurula alınmaması, ister istemez başka soruları da beraberinde getirdi. Acaba içeride sert eleştiriler mi vardı? Yoksa sadece tercih meselesi miydi? Siyasette kelimeler önemlidir. Kapılar kapandığında ise merak daha da büyür. Sonuçta yeni Başkan Muhammet Kalkışım seçildi ve kendisine de görevinde başarılar dilerken kapalı kapılar ardında bir genel kurulun tartışmaya çok açık ve korkulan bir şeyler var anlamını taşıdığını da ev sahibine yani kendisine hatırlatmak isteriz.

TTSO SEÇİMLERİ ÜZERİNE…

Trabzon’da seçimlere neredeyse bir yıl var ama şehirde en çok konuşulan başlıklardan biri şimdiden belli. Hangi kurum mu? Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası. TTSO’nun seçimlerinin muhtemelen Kasım ayında yapılması bekleniyor. Takvim uzak gibi görünse de kulisler şimdiden hareketli. Adaylığını açıkça ortaya koyan bir isim var: Ahmet Kazaz. Profesyonel bir isim, şehri katacağı çok şey var ve herkes üst düzey bilgi birikim ve tecrübeye sahip olduğunun farkında. Çalışmalarına tüm hızıyla devam ediyor, önemli isimlerle istişarelerini sürdürürken bazı çalımları da görmüyor değil.. Bunun dışında resmen açıklama yapmasalar da adı geçenler de var.

Ayhan Sürmen’in adaylığını açıkladığı konuşuluyor. Bir kaç mecrada biz okuduk fakat mevcut yönetim ve diğer adaylarla dirsek temasında olduğu konuşuluyor. Samet Canbakkal’ın ismi de kulislerde geçiyor. O da resmen ben adayım demedi, çünkü önceki seçimlerden tecrübeli. Sahayı kokluyor. Adaylığı net ama resmi değil.

Kümeler halinde ekiplerini çalıştırıyor, kendisi de gece gündüz buluşmalar gerçekleştiriyor. Mevcut Başkan Erkut Çelebi ise zaten doğal aday konumunda, onun yeniden başkan adaylığını resmen açıklamasına da pek gerek yok… Seçimden çok şehir adına bir şey daha yapabilir miyimin derdinde… Bir kaç ortamda ikinci döneme hazırlandığını ifade etti. İş dünyasının ve şehrin sevdiği bir isim. Biraz siyasetin hedefinde ama o da iş dünyasının hakkını savunmak için yaptığı haklı çıkışlardan ötürü.

Yani ortada şimdiden ciddi bir liste bolluğu var. Ekrem Çapkınoğlu’nun ise ne yapacağı merak ediliyor. Henüz resmi start verilmiş değil ama aday adaylarının “alıştırma turları”na başladığını söylemek yanlış olmaz. Ziyaretler, temaslar, nabız yoklamaları ve şimdiden söz alma yarışı… Şimdilik tempo yüksek değil. Ama herkes pozisyon alıyor. TTSO’nun geçmişine bakıldığında da ilginç bir tablo var. Eski başkanların görev süreleri incelendiğinde çoğunluğunun bir dönemden fazla görev yaptığı görülüyor. Oda meclislerinde de bu yönde genel bir kanaat var gibi duruyor…

Hatta kimi isimler var; Mesela Şadan Eren 10 yıl… (Şimdi Meclis Başkanı), Mazhar Afacan 7 yıl, Muharrem Melek 7 yıl, Celal Alemdağ 6 yıl Coşkun Erkuloğlu, 78 - 79 ve 85 - 87 yılları olmak üzere 4 yıl gibi… İşte tablo böyle. Seçime bir yıl var. Ama TTSO’da siyaset takvimi çoktan başlamış görünüyor.

TESOB SEÇİMLERİNDE KRİTİK SÜREÇ…

Trabzon Esnaf ve Sanatkâr Odaları Birliği’nde (TESOB) seçim takvimi işlemeye başladı. Mayıs ayının ilk haftasında seçimli genel kurulun yapılması planlanıyor. Peki tablo nasıl? Bir yarış var mı? Şu an için görünen tek aday, uzun süredir başkanlık görevini yürüten Metin Kara. Kara’nın dışında henüz resmi adaylığını açıklayan bir isim yok. Kulislerde konuşulan ise daha net. Birçok isim, seçimin büyük ihtimalle “tek adaylı” geçeceğini söylüyor. TESOB’a bağlı toplam 49 oda bulunuyor. Bu odalardan 46’sı seçimlerini tamamladı.

Geriye sadece üç oda kaldı: Sürmene, Şalpazarı ve Beşikdüzü Esnaf Odaları. Bu üç odanın seçimleri ise Ramazan ayı nedeniyle bayram sonrasına bırakıldı. Asıl kritik detay ise burada…

Seçimini tamamlayan odaların büyük bölümünün tercihini Metin Kara’dan yana kullandığı ifade ediliyor.
Yani delegasyon dengesi şimdiden netleşmiş gibi. Hal böyle olunca, Kara’ya güçlü bir rakip çıkma ihtimali de zayıf görülüyor. Ama biz buraya bir not düşelim. Mayıs’ın ilk haftasında sandık kurulacak. Eğer büyük bir sürpriz olmazsa, seçimler muhtemelen tek adaylı yapılacak. Ama tabi bu sandıktır belli de olmaz.. Ciddi anlamda yarışan bir isim aday olarak çıkar ve görünen tablo tamamen de değişebilir…

12 BİN TRABZONSPOR TARAFTARINA CEZA

Trabzonspor – Fenerbahçe sonrası açıklanan Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu kararları bir kez daha aynı tartışmayı alevlendirdi: bireysel suç mu, toplu ceza mı? 12 bin 839 taraftarın elektronik biletleri bloke edildi. Kuzey’den Doğu’ya, Güney’den Üst tribünlere kadar birçok blok cezalı. Üstelik kulübe 440 bin TL para cezası da kesildi. Saha olayları, zaman çizelgesine uyulmaması ve çirkin tezahürat… Dosya kabarık. Ancak asıl mesele rakamlar değil, yöntem.

Yıllar önce Passolig sistemi getirilirken temel argüman şuydu: “Artık küfür eden, taşkınlık yapan bireysel olarak tespit edilecek ve ceza kişiye uygulanacak.” Kamera var, elektronik bilet var, kimlik eşleşmesi var. Yani teknoloji var. Peki o zaman neden hâlâ blok kapatma? Eğer gerçekten bireysel tespit yapılabiliyorsa, 12 bin 839 kişi nasıl aynı anda suçlu oluyor? Aynı anda, aynı cümleyi, aynı şiddette, aynı şekilde mi söylediler? Yoksa birkaç kişinin eylemi yine binlerce kişiye mi mal edildi? Bu şehir üç sezon önce de benzerini yaşadı. Yine bir Fenerbahçe maçında VİP Silver tribünü komple cezalandırılmıştı. O tribünde duyma ve konuşma engelli bir taraftarın da ceza aldığı ortaya çıkmıştı. O gün sorulan soru bugün hâlâ geçerli: Sistem bireysel cezayı vaat ederken neden kolektif ceza uygulanıyor?

Elbette küfür savunulamaz. Çirkin tezahürat doğru değildir. Saha olaylarının izahı yoktur. Ancak adalet, sadece ceza vermek değildir; doğru kişiye doğru yaptırımı uygulamaktır. Aksi hâlde Passolig bir güvenlik sistemi değil, toplu cezalandırma aracı olarak algılanır. Bir başka boyut daha var. Blok cezası demek, bir sonraki iç saha maçında atmosferin eksilmesi demek. Takım sahada mücadele ederken tribünün gücünden mahrum kalması demek. Bu cezanın sportif karşılığı da var. Taraftar artık şunu soruyor: “Bireysel tespit varken neden toplu ceza?” Belki de asıl tartışılması gereken bu. Tribün mü hatalı, yoksa sistem mi eksik?

TRABZONLU GAZETECİ HEDEF TAHTASINDA

Türk futbolunda tartışma artık sadece VAR çizgisiyle, ofsayt milimiyle sınırlı değil. Bu kez mesele doğrudan kürsüden karakola taşındı. Trabzonspor yorumcusu Ulaş Uğraş Özdemir, Aspor yayınında dile getirdiği sözler nedeniyle Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu tarafından “hakaret” iddiasıyla şikâyet edildi. Özdemir önceki gün karakola giderek ifade verdi ve savunmasının bazı bölümlerini kamuoyuyla paylaştı

Özdemir’in tavrı net: “Sözlerimin arkasındayım” diyor. İddiası ağır, tonu sert, geri adımı yok. “FETÖ’cü olup olmadığını bilmiyorum” diyerek başlayan ifadede, geçmiş döneme, TSK yıllarına ve kamuoyunda yer alan haber içeriklerine atıf yapıyor. Hatta işi Yargıtay içtihatlarına kadar götürüyor. Mesaj açık: “Eleştiri yaptım, kanaat söyledim.” Asıl cümle ise futbol cephesini daha fazla yakıyor: “Ferhat Gündoğdu Türk futbolunun düşmanıdır.” Bu sözün de arkasında durduğunu söylüyor. Gerekçe olarak ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bahis ve şike soruşturmasını, PFDK’ya sevk edilen hakemleri ve klasman yükseltmelerini gösteriyor. Trabzonspor özelinde ise “en az 20 maçta hakem kıyımı” yaşandığını iddia ediyor.

Bu noktada tablo ikiye ayrılıyor. Bir tarafta, “Hakem düzeni sorgulanamaz mı?” diyenler var. Özellikle Trabzonspor cephesinde uzun süredir dile getirilen hakem eleştirileri, bu çıkışla daha sert bir form kazandı. Diğer tarafta ise kişisel ithamların, hele ki terör örgütü iması içeren ifadelerin, eleştiri sınırını aşıp hukuki zemine taşınmasının kaçınılmaz olduğu görüşü hâkim.

Mesele şu: Türk futbolu yıllardır güven krizi yaşıyor. Hakem kararları tartışılıyor, MHK yapısı sorgulanıyor, soruşturmalar gündeme geliyor. Ancak bu kriz, kurumların şeffaflığıyla mı çözülecek, yoksa mahkeme salonlarında mı büyüyecek? Ulaş Uğraş Özdemir’in sözleri artık sadece bir televizyon programının cümleleri değil; resmi bir dosyanın satırları. Ferhat Gündoğdu cephesinin hukuki adımı ise “eleştiri mi, hakaret mi?” tartışmasını yargıya taşıdı. Top şimdi savcılıkta. Ama asıl soru hâlâ sahada:
Türk futbolu gerçekten adil yönetiliyor mu, yoksa güven duygusu her geçen gün biraz daha mı eriyor?