RANDEVU KUYRUĞUNDALAR…

Trabzon Valisi Tahir Şahin’in göreve başlamasının üzerinden üç haftadan fazla bir süre geçti. Bu süre içinde Vali Şahin, şehre hızlıca adapte oldu; sahaya indi, vatandaşlarla temas kurdu, Trabzon’un ritmini yakalamaya başladı. Ancak her yeni görevin değişmeyen bir gerçeği vardır. Hayırlı olsun ziyaretleri. İşte tam da bu noktada Trabzon’un kendine has bir özelliği devreye giriyor. Nüfusuna oranla bakıldığında, Türkiye’de en fazla dernekleşmenin ve STK yapılanmasının olduğu illerden biri Trabzon. Hal böyle olunca;

– Siyasi partiler,
– Sivil toplum kuruluşları,
– Kamu kurumları,
– Özel sektör temsilcileri

Vali Şahin’e hayırlı olsun ziyareti için adeta randevu yarışına girmiş durumda. Elbette bu taleplerin tamamına anında dönüş yapmak mümkün değil. Çünkü yoğunluk oldukça fazla. Edindiğimiz bilgilere göre, Vali Şahin’in randevu takvimi günleri değil, haftaları bulabiliyor. Bazı ziyaretler için bekleme süresi şimdiden ileri tarihlere sarkmış durumda. Bu tablo, Trabzon’un hem sivil toplum refleksini hem de yeni valiye gösterilen ilgiyi net şekilde ortaya koyuyor. Ama aynı zamanda Valilik makamındaki yoğun temponun da habercisi. Görünen o ki; Bu hayırlı olsun trafiği en az bir ay daha devam edecek. Trabzon’da devlet kapısı her zaman yoğundur. Yeni valiyle birlikte bu yoğunluk, şimdilik zirve yapmış durumda.

SOSYAL MEDYADA HESAPLAŞMAYA DÖNDÜ…

CHP’de bu sıralar seçimlere yönelik ciddi bir hazırlık olduğu gözlerden kaçmıyor. Ancak son günlerde parti kulislerinde konuşulan başlık, bir organizasyondan çok geçen dönemin ağır isimlerinin buluşması ve ardından gelen yorumlar oldu. Buluşmayı aslında bir çok kişi CHP eski İl Başkan Adayı ve eski Meclis Üyesi Oktay Söğüt’ün paylaştığı bir fotoğrafla öğrendi. Söğüt, fotoğrafın altına da şu dikkat çekici notu düştü:

“Vefa her baba yiğidin harcı değildir. Vefalı dostlara iyi akşamlar…”

Peki bu karede kimler vardı? CHP’nin eski İl Başkanı Ömer Hacısalihoğlu, Büyükşehir Belediye Meclisi CHP eski Grup Başkanvekili Turgay Şahin, CHP’nin hem önceki hem de mevcut dönemde Meclis Üyesi olan Ömer Dayı, Ve CHP’den bir önceki dönem Beşikdüzü Belediye Başkanı Ramis Uzun… Ancak tam da bu noktada, partililer arasında itiraz sesleri yükselmeye başladı. Özellikle Ramis Uzun’un bu buluşmada yer alması, bazı CHP’lilerin tepkisini çekti. Tepkinin gerekçesi de netti… Uzun’un, son yerel seçimlerde yıllarca belediye başkanlığı yaptığı Beşikdüzü’nde, CHP’nin karşısına farklı bir partiden aday olarak çıkmasından kaynaklı… Bu nedenle bazı partililer, yapılan paylaşımı “vefa” kavramı üzerinden sert biçimde eleştirdi. Tabi bu sözlere cevap da gecikmedi… Hem Ramis Uzun hem de Turgay Şahin, ‘Vefa’ eleştirisine sert ifadelerle karşılık verdi. Yorumlar büyüdü, doz arttı ve iş bir noktadan sonra partililik sorgulamasına kadar gitti. Ramis Uzun’un verdiği yanıt ise tartışmayı iyice alevlendirdi.

Uzun, kendisine vefa eleştirisi yapan isime yönelik şu ifadeleri kullandı:

“Partimizde hava atıp, insanların ve ilçelerin kaderiyle oynuyor.” Derken ardından da devam ediyor: “Çok bilgiliyse aday olsun veya ilçesinde 100 metre yürüsün, bir çay ısmarlayacak esnafı var mı? Yok… CHP, üstüne yapışan asalaklardan inşallah en kısa zamanda kurtulur.”

Özetle…

Bir fotoğraf karesiyle başlayan “eski dostlar buluşması”, kısa sürede sosyal medyada sert bir hesaplaşmaya dönüştü. Belki de asıl soru şu: Yüz yüze olunduğunda bu kadar kolay dile getirilemeyecek cümleler, klavye başında neden bu kadar rahat kuruluyor? Sonuçta bu eski dostların bir birine vefasını içeren bir kare… Bu kareye sadece iyi temenniler dile getirilerek geçilmez miydi?

KATKI SAĞLADIĞI İÇİN…

Araklı ve Sürmene’de çekimleri devam eden ve neredeyse her hafta bir önceki rekorunu egale ederek izlenme rekorları kıran Taşacak Bu Deniz dizisinin setinde bir misafir vardı. Aslında misafir demek de doğru olmaz. Çünkü zaten buraya gelen Sürmene Belediye Başkanı Hüseyin Azizoğlu’ydu… İlkokul öğrencilerini herkesin merakla izlediği ve beğendiği dizinin setine getiren Azizoğlu burada oyuncularla da sohbet etti.

Daha önceleri başrol oyuncusu Ava Yaman’a "Fahri Hemşehrilik Beratı" ve plaket takdim eden Azizoğlu, bu kez de dizinin başrol oyuncularından Ulaş Tuna Astepe’ye "Fahri Hemşehrilik Beratı" ve plaket takdim edileceğini söyledi. Azizoğlu, “İlçemiz açısından çok büyük tanıtım ve katkı sağladınız. Biz sizin fahri hemşehriliğinizi hazırladık” dedi. Astepe ise, “şerefle” diyerek duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

SAYI ARTABİLİR…

Geçtiğimiz hafta içinde önümüzdeki günlerde Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından okul kantinlerinde geniş kapsamlı bir denetim gerçekleştirileceğini duyurmuştuk. Perşembe ve cuma günleri bu denetimler gerçekleştirildi. Edindiğimiz bilgilere göre son kullanma tarihi geçmiş ürün bulunduran az sayıda işletmeye ceza kesildi.

Toplamda 110 kantin ve yemekhanede gerçekleştirilen denetimlerde 70’e yakın sucuk ve kaşar numunesi alındı. SKT geçen ürün bulunduran 2 işletmeye ceza kesildi ancak alınan numunelerin sonuçlarının çıkmasıyla birlikte ceza kesilen işletme sayısının artacağı öngörülüyor.

Trabzon’da faaliyet gösteren 110 kantin ve yemekhanenin dışında kalan işletmelere ise önümüzdeki hafta içi denetim yapılacak. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekipleri bu konuda gerçekten bir takdiri hak ediyor.

BU MAÇ FATİH TEKKE’YE YAZAR

Sancılı bir transfer döneminden çıkan Trabzonspor, kâğıt üzerinde güç kaybetmiş görünüyordu. Ama futbol bazen kâğıdı yırtar. Antalyaspor karşısında dağılan takım, Samsun gibi kritik ve zor bir deplasmanda üç gol atarak kazandıysa, bunun adı tesadüf değildir. Bu galibiyet direkt hocaya yazar.
Neden mi?
Çünkü sahada bir plan vardı. Müthiş bir saha dizilimi kuruldu. Hoca direkt, oyunun içindeydi; takımıyla birlikteydi. Doğru yerde, doğru zamanda müdahale etti.

Ernest Muçi, Mustafa Eskihellaç ve Chibuike Nwaiwu üçlüsünden maksimum verim alındı. Özellikle Chibuike… Oyunun görünmeyen ama belirleyici kahramanıydı. Neredeyse bütün atakların başlangıcında o vardı. Geriden oyun kurma denildiğinde adres belliydi. Muçi futbol dersi verdi. Buna uzun uzun girmeye gerek yok.
Paul Onuachu için ise zaten söylenecek söz kalmadı. Ne vurduysa gol oldu. Bir başka kritik başlık: Sikan’dan bir sezondur beklenen “oyuna gir, oyunu değiştir, maçı kopar” rolünü bu kez Umut Nayir oynadı. Yirmi dakikalık performans, ama dolu dolu. Girdi, presini yaptı, maçı çözen asisti yaptı. Net.

“Set oyunu oynuyor”, “geçiş oyunu oynamıyor” diye hocaya yüklenen eleştiriler de bu maçla birlikte anlamını yitirdi. Doğru oyun, eleştiriyi yerinden söküp attı. İşin belki de en çarpıcı tarafı şu:
Deplasmanda maç kazanamayan bir takım devralındı. Bugün gelinen noktada, deplasman Trabzonspor’un en güçlü silahı haline geldi. Ve son not…
Bir teknik adam için en büyük referans, oyuncusunu parlatabilmesidir. Hoca bunu da yapıyor. Oulai gibi bir yeteneği parlatıyor, özgüven kazandırıyor, oyunun içine çekiyor. Bu maç yalnızca üç puan değil. Bu maç, hocanın imzasıdır.


TRABZONSPOR’DAN KAMERALI ÖNLEM

Trabzonspor’un son üç deplasmanında yaşananlar artık “tesadüf” parantezine sığmıyor. Kocaelispor deplasmanında kulüp başkanının aracına yönelik saldırı, Antalyaspor maçında takım otobüsünün hedef alınması ve son olarak Samsunspor karşılaşması… Üç maç, üç farklı şehir, aynı sonuç: saldırı.
Burada sormak gerekiyor. Trabzonspor özellikle bu anadolu kulüplerine ne yaptı? Bu kin, bu nefret, bu öfke nereden besleniyor?

Sorunun cevabı sahada değil. Tribünde de değil. Asıl mesele, yıllardır normalleştirilen bir iklim. Trabzonspor’a karşı sergilenen holigan tutum, zamanla “olağan” hale getirildi. Birkaç kendini bilmezin taşkınlığı gibi sunuldu. Üzeri örtüldü. Cezasızlık duygusu büyüdü. Bugün gelinen noktada ise tablo daha ağır. Üst üste üç deplasmanda yaşananlar, artık bireysel öfke patlaması değil; sistematik bir güvensizlik ve caydırıcılık eksikliği sorunu. Bu noktada soru şudur: Bu tablo İçişleri Bakanlığı’nın ilgi alanına girmiyor mu? Giriyorsa, bugüne kadar hangi önleyici çalışma yapıldı? Spor müsabakaları öncesinde risk analizleri, güzergâh güvenliği, takım kafilelerine yönelik koruma protokolleri neden işletilmedi?

Bir diğer dikkat çekici detay ise şu: Trabzonspor kendi önlemini aldı. Takım otobüsünün ön bölümüne geniş açılı bir kamera yerleştirildi. Yolculuğun tamamı artık kayıt altında. Samsun’da yaşanan olaylarda birkaç kendini bilmezin görüntüleri de bu sayede net biçimde ortaya çıktı. Peki bu neyi gösteriyor? Kulüpler, devletin sağlaması gereken güvenliği kendi imkânlarıyla mı sağlamak zorunda? Eğer bir kulüp, deplasmana çıkarken saldırıya uğrayacağını hesaplayarak kamera sistemi kuruyorsa; burada yalnızca spor güvenliği değil, kamu düzeni tartışması vardır.
Bugün Trabzonspor’dur. Yarın başka bir kulüp olur.