Zamanının
en büyük ve en güçlü devletlerinin önünde yenilmeyen,
Karşılaştığı binbir zorluğa rağmen yılmayan,
Bütün imkânsızlıklara rağmen girmiş olduğu savaşlardan galip ayrılan,
muzaffer komutan
Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Kurduğu Cumhuriyeti yaşatabilmek ve halkının refah seviyesini,
mağlup ettiği Avrupa devletlerinin seviyesine getirebilmek için
gecesini gündüzüne katarak çalışan, yaptığı devrimlerle
Türk milletinin ebedî önderi olan
yılmaz ve korkusuz savaşçı…
Kurtuluş Savaşı zaferi sonrası memleketi dolaşmaya başlar
ve dünya, nihayet en büyük devrimciyle tanışır.
10 yıl içerisinde
Türkiye’yi, Batı’nın 400 yılda başaramadığı bir noktaya taşır.
Cumhuriyet’ten önceki yıllarda yapılan nüfus sayımlarında
ahırdaki ineklerin ve kapıdaki köpeklerin bile sayıldığı,
Anadolu’nun cefakâr ve vefakâr kadınlarının sayılmadığı bir dönemde;
Avrupa’nın bile kadınlarına
seçme ve seçilme hakkı vermediği yıllarda,
Anadolu’nun yiğit ve mert kadınlarına
seçme ve seçilme hakkını tanımıştır.
17 Mart 1923’te Tarsus’ta Türk kadınına,
“Kahraman Türk kadını,
sen yerlerde sürünmeye değil,
omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.”
diye hitap etmiştir.
Sevdiği kadınlar onu hiç anlayamamış,
üç defa âşık olmuş, bir defa evlenmiştir.
Latife Hanım ile evliliği
29 Ocak 1923 tarihinde başlamış,
5 Ağustos 1925 tarihinde sonlanmış,
toplamda iki buçuk yıl evli kalmıştır.
Çocukları çok severdi.
Hiç çocuğu olmasa da,
Çocuk hasretini gidermek için
Büyük Önder, Cumhuriyet’ten önce
İhsan, Ömer, Afife, Abdürrahim ve Zehra’yı;
Cumhuriyet’ten sonra ise
Sabiha, Afet, Rukiye, Nebile, Ülkü ve Sığırtmaç Mustafa’yı
olmak üzere
11 çocuğu manevi olarak evlat edinmiştir.
Selanik’te doğup büyümüş olmasına rağmen,
kendi memleketinden önce Anadolu’nun özgürlüğü ve kurtuluşu için savaşmıştır.
Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da
Türk milletinin asil evlatlarıyla birlikte
birçok imkânsızlığa rağmen düşmana karşı savaşmıştır.
İzmir’e kadar düşmanı kovalamaları için ordularına
o meşhur
“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir.”
talimatını vermiştir.
İzmir’e giren Türk ordularının muzaffer subaylarından,
Pasaport’ta Yunan bayrağını indirip yerine
şanlı Türk bayrağını asan üç kişiden biri olan;
Timur’un İzmir’i fethettiği zaman kullanılan
üç kılıçtan biri olan Üçüncü Kılıç’ı,
Türk ordusunun muzaffer komutanlarından
Trabzon Maçkalı Yüzbaşı Şerafettin’e
vermekten gurur duymuştur.
Kurtuluş Savaşı’nda fedakârlıklarını defalarca gördüğü
Trabzon uşaklarını hiçbir zaman unutmamış,
bu vefasını da farklı tarihlerde Trabzon’u üç kez ziyaret ederek göstermiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtuluş reçetesi olan
Lozan Barış Antlaşması’na
Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen katılarak imza atan
üç baş delegeden biri olan
Trabzon Mebusu Hasan Saka’yı
Lozan’a gönderecek kadar
Trabzon uşaklarına güvenmiştir.
1937’de Trabzon’a son kez geldiğinde çok hastaydı.
Her defasında olduğu gibi
Soğuksu Köyü’nde kendisine tahsis edilen
tarihi köşkte ikamet etmiştir.
Trabzon’un, özellikle ikamet ettiği Soğuksu Köyü’nün havası
Gazi’ye çok iyi gelmiştir.
Vefatından sonraki yıllarda
Soğuksu Köyü’ne Kemik Verem Hastanesi’nin kurulmasına bile
Gazi’nin hastalığı sebep olmuştur.
Nedense Trabzon’a her geldiğinde
içi içine sığmazdı.
Ondan bize miras kalan Trabzon sevgisini,
millî sloganımız olan
“Bize her yer Trabzon” sözünü
her defasında hatırlatmaktan
büyük gurur duymuyor muyuz?
Millete sevdalıydı,
millet de ona sevdalıydı.
Milletine veda ettiğinde
57 yaşındaydı.
Bütün ailesini kaybetmişti.
Bir milletin yeniden doğuşuna
en büyük katkıyı sağlayan liderdi.
Dünyanın, o günden bugüne kadar
gelmiş geçmiş en büyük devrimcisiydi.
Vefatından önce
ailesinden kalan tek yakını
kız kardeşi Makbule Hanım’dı.
Çağımızın vazgeçilmezlerinden olan
kot pantolonu ve Converse marka spor ayakkabıyı hiç giymemiş,
Akıllı cep telefonu kullanmamış,
bilgisayarı hiç olmamış,
her şeyi sorabileceği Google bile yoktu.
Ama yaşadığı dönemden
yüz yıl sonrasını görebilecek kadar
ileri görüşlüydü.
O başarılı bir askerdi,
bir siyasetçiydi,
milletini refaha ulaştırmak için
devrimler yapan bir liderdi.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
ilk Cumhurbaşkanı ve
Türk ordularının ebedî Başkomutanı’ydı.
Ama her şeyden önemlisi,
son yüzyılın görmüş olduğu
en büyük mantık adamıydı.
O bir dehaydı.
Yedi düvele karşı savaşmış,
tarihin kıskandığı bir liderdi.
Ama hep yalnız bir adamdı
ve en güzel anları hüzün doluydu.
Ömrü boyunca
doğduğu topraklar olan Selanik’i
kurtaramamanın üzüntüsünü yaşamıştı.
Ama Türk’ün Anadolu’da kalmasını
ve her karışı şehit kanlarıyla sulanmış
bu topraklarda
ilelebet yaşamasını sağlamıştı.
Kurtuluş Savaşı’ndan ve Lozan’dan sonra
çok istemesine rağmen
doğup büyüdüğü topraklara,
Selanik’e gidememek
yüreğini burkuyordu.
Yaşamı boyunca
nankörlükler de peşini hiç bırakmadı.
1881-1938 yılları arasında
yalnızca 57 yıla
bir insan ömrüne sığması zor
nice başarıyı sığdırdı.
Zamanın hızlı ve acımasız akışına direnemedi,
vefasız zamana yenildi.
İlk ve son kez yenilerek
ebediyete göçtü.
Ardında bıraktığı genç nesil olarak bizler de,
ATAM, RAHAT UYU…
Kurduğun Cumhuriyeti ilelebet koruyacağımıza,
gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğimize,
zaten çocukken,
ilkokula başlar başlamaz
ant içmiştik.
Seni ve bu vatanın kurtuluşu için
gözünü kırpmadan canlarını feda eden
silah arkadaşlarını
ve kutsal vatan savunmasında şehit olan
kahraman Mehmetçiklerimizi;
Rahmetle,
Minnetle,
Özlemle anıyoruz.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…
Kalın sağlıcakla…