Kültürümüzde öğüt yani nasihatin derin bir yeri olmakla birlikte bu bir deneyim olup, gelenekselleşerek saygı duyulan ve yılların deneyimleşmesi ile oluşan bir kavram halini almıştır. Öğüdün küçüğü ve büyüğü olmayıp, bir kimseye yapması ve yapmaması gereken davranışlar hakkında yol göstermek, doğruyu bulmasına yardımcı olmak amacıyla söylenen sözler anlamına gelir ki bu durum insanlık açısından çok önemli olup, bu yüzden evrensel bir özellik taşıyan bir kavram olmakla birlikte üretilmiş kültür anlamını da taşımaktadır. Bu kavramın yani gereksinimin kullanılmadığı hiçbir toplum veya bir birim bulunmadığı gibi olay aile eğitimi ve yönlendirmesiyle başlar; ilkokul, ortaokul, lise, üniversite ve kamusal alanlar da dahil olmak üzere müspet bilimin başvurduğu yöntemlerden birisidir. Yani öğüt (nasihat) bir bilgi birikimi ve donanımı gerektirdiği gibi insanların kendi sorunlarını aşamadığı zamanlarda, başvurduğu yol ve inandığı somut bir gerçekliktir. Onun için ülkemizin kırsal kesiminde yani köylerimizde sürekli değişiklikler olmakta, bu sevindirici bir olaydır ve olması gereken de budur. Yani dünün köyü ve köyleri yavaş yavaş geride kalmakta okuyan, irdeleyen ve analiz eden ve teknik gelişmelerin arkasından koşmasını bilen köylüler ve üreticiler daha çok kazanmanın, mutlu yaşamanın yolunu aramakta ve bulunmaktadır.

Çiftçiler için bu anlamda düzenlenen seminerlerin, dağıtılan broşürlerin dikkatle okunduğunu ve öğrenmek için sorularını çekinmeden dile getirmeleri, onlar açısından önemli bir hazine ve bilgi edinimi olmaktadır. Buradaki en önemli öğüt tarımsal çalışma, bitkisel ve hayvansal üretimden oluşmakta tek yönlü tarım yerine, hayvancılığa yeterli önemi ve yeri veren bir çalışmadır. Tarımın bir alt sektörü olan hayvancılığı belirlerken yerelin ve bölgenin durumu, iklimi ve besin olanakları dikkate alınmalıdır. Onun için küçükbaş mı yoksa büyükbaş mı yetiştirmenin daha karlı olacağı daha işin başında belirlenmeli, incelenmeli ve ayrıntılı düşünülmelidir. Bazı durumlarda her ikisinin de yetiştirmenin arazi varlıkları da dikkate alınarak planlama yapılmalıdır. İyi bir planlama karlı bir fikir olup, bu tarz üretimlerin daha fazla toplumsallaşmasının temeli de bu yöntemden geçmektedir. Bu bağlamda günde 30 kilo süt veren yüksek verimli bir süt hayvanı alıp besleyerek çiftçinin geçimini sağlaması olasıdır. Ancak bu hususun doğru olup olmadığını düşünmeyen bir yetiştiricinin geleceği pek parlak olmaz. Yani yeterli kaba yemi yetiştiremiyorsa, arazisi kifayet etmiyorsa sadece fabrikasyon süt yemi alarak süt sığırcılığının yapılamayacağını önceden araştırmalı ve ona göre kararını vermelidir. Zira üretici bir kilo süt satıp iki kilo yem alabiliyorsa bu karlıdır, aksi halde kar marjından bahsetilemez.

Bu husus hayvancılığın tüm dallarında (et ve süt sığırcılığı, keçi, koyun, tavuk, tiftik keçisi, arıcılık vs.) geçerli olup, üreticilerimiz yeni gelişmeleri, teknolojiyi, pazarlama seçeneklerini, ürün çeşitliliğini ve benzeri hususları devamlı araştırmalı, okumalı ve yeni açılımlara kesinlikle adapte olmalıdır. Başta Ziraat Bankası olmak üzere alacağı kredi ile hem kar elde edip hem de ana para ve faizini ödemek için yeterli üretim elde edemiyorsa demek ki ürünleri ucuza mal edemiyordur. Üreticinin bu hususları başarabilmesi için hemen hemen tüm girdileri, ahır rehabilitasyonu, yem, ilaç, veteriner giderleri, hijyen ve teknoloji gibi ucuza temin edemiyorsa, bu maliyet analizlerini önceden yapması veya yaptırması zaruri bir gerekliliktir. Çiftçinin mutluluğu ürettiği tüm ürünler ve harcadığı emeğin karşılığını kar elde ederek tamamlayıp, yeni yıla yönelik birikimi hazır edebiliyorsa sonuç karlıdır. Şayet bu husus sağlanamıyorsa devletin desteği yeterli düzeyde devreye girmeli ve bazı girdileri devlet sübvanse etmeli ki toplumsal bir olay olan üretim devam etsin ve çiftçinin yüzü gülsün ve mutluluğu devam etsin.

Aksi halde bugün olduğu gibi çiftçi sahipsizse iş sonuçta üzücü sonlanır ve mevcut varlıklarını da kaybeder, üretici olduğu halde tüketici olur ve işsiz durumuna düşer. Şayet araştırmalar ve hesaplamalar sağlıklı yapılmışsa üreticinin yüzü güler ve işini kesintisiz sürdürür. Onun için üreticilerimizin iştigal ettikleri konularda gözlerini dört açmalıdırlar ki kar etsinler ve mutlu olsunlar. Bu hususların yanında devletin himayesi kaçınılmaz olursa başarı daha kolay yakalanır. Ancak şu nokta unutulmamalıdır ki üreticiler kendi aralarında birleşerek örgütlenmelidirler. Bu anlamdaki sosyal oluşum gerçekleştirilemezse (kooperatif, birlik vs.) üretici ezilmeye mahkumdur. Üretimde ferdiyetçilikten kaçınıp, kolektif düşünce etrafında birlik ve beraberlik sağlanırsa kar ve mutluluk, bilgi, fikir ve güç kendiliğinden sağlanmış olur. Zira bilgi olmadan fikir olmayacağına göre altyapı, sosyal yapı ve pazar ağı bu düzlemde geliştirilerek örgütlülük kesintisizleşirse, başarı da kendiliğinden gelir. Yani Atatürk'ten mektupla, "Milli ekonominin temeli ziraattır, köylü yurdun efendisidir" söylemleri unutulmamalı ve her üreticinin, köylünün başucu mektubu yani kitabı olmalıdır. Bu söylemler tüm Türk çiftçisine bırakılan bir öğreti ve mirastır. Miras kutsaldır, hep birlikte sahip çıkalım.