Bu savaşın sonucunda bölgedeki istikrarın bir daha kurulamayacak şekilde ortadan kalkacağına işaret eden Köse, “Savaşlar gerçekleştikleri coğrafyalarda kurulu düzeni sarsarlar, ekonomik istikrarı bozarlar, göç hareketlerini tetiklerler, devletler arası ilişkilerde hasara neden olurlar, ticari aktiviteleri zarara uğratır ve silahlanmayı hızlandırırlar. Dolayısıyla bütün bu gelişmeler gerek sivil insanların gerekse devletlerin, hükümetlerin politikalarını doğrudan etkiler ve olumsuz olarak bulunulan durum kısa ya da uzun vadede etkilerini gösterir” şeklinde konuştu.


İsrail’in, batı devletlerinin ilk defa bu kadar güçlü desteğini aldığını kaydeden Köse, “Kaçınılmaz olarak her savaş her çatışma simetrik ya da asimetrik fark etmeksizin bulunduğu bölgeye geri döndürülmesi güç zararlar verir. Savaşlar gerçekleştikleri coğrafyalarda kurulu düzeni sarsarlar, ekonomik istikrarı bozarlar, göç hareketlerini tetiklerler, devletlerarası ilişkilerde hasara neden olurlar, ticari aktiviteleri zarara uğratır ve silahlanmayı hızlandırırlar. Dolayısıyla bütün bu gelişmeler gerek sivil insanların gerekse devletlerin, hükümetlerin politikalarını doğrudan etkiler ve olumsuz olarak bulunulan durum kısa ya da uzun vadede etkilerini gösterir. Filistin’de yaşanan çatışma asimetrik savaş, şu anda Filistin’de asimetrik bir saldırı var, savaş demek mümkün değil çünkü savaş iki eşit güç arasında gerçekleşir. İki devlet arasında gerçekleşir bir tarafta her türlü olanağa sahip ve anormal şekilde de desteklenen bir İsrail devleti var. Belki de batının, batı devletlerinin ilk defa bu kadar güçlü desteğini alan bir İsrail devleti var.

Bu sadece psikolojik destek değil mühimmat, cephane olarak da destek sağlanıyor. Karşı tarafta imkânsızlıklar içerisinde ayakta kalmaya çalışan yaklaşık 2 milyon insan var. Bir de Hamas’ın örgütlediği militan kadro var bu kadronun ne kadar silahı olduğu hangi boyutta ve ölçüde silahların olduğunu ne kadar militanın olduğunu biz de bilmiyoruz İsrail istihbaratı da büyük olasılıkla bilmiyor. Dolayısıyla bu asimetrik bir çatışma, asimetrik bir savaş iki devlet arasında olan bir savaş değil devlet ve örgüt arasında olan bir çarpışma. Bu savaşın sonucunda da bölgedeki istikrar bir daha kurulamayacak şekilde ortadan kalkacak. Daha kötüsü savaşın ya da çatışmanın, bölgeye yayılma olasılığı ve potansiyeli yüksek. Üst düzey söylemler bu tür olasılığı şimdilik kışkırtmıyor nitekim ABD, üçüncü dördüncü günlerden sonra daha mutedil daha rasyonel açıklamalar yapmaya başladı” dedi.

"ABD Doğu Akdeniz’e ikinci uçak gemisini gönderiyor ki, bu ileriye dönük hazırlık anlamına gelir"
ABD’nin Doğu Akdeniz’e ikinci uçak gemisini göndermesini ileriye dönük bir hazırlık olarak nitelendiren Köse, “Özellikle ABD Başkanı Joe Biden’ın son yaşanan nefret suçundan, katliamdan daha doğrusu cinayetten sonra fakat yine aynı ABD Doğu Akdeniz’e ikinci uçak gemisini gönderiyor ki, bu ileriye dönük hazırlık anlamına gelir ABD’nin zihnini okumamız mümkün değil. Fakat tarihte bu tür hazırlıkların bölgesel bir çatışmanın alt yapısını oluşturduğunu görüyoruz. Sanki bir yığınak yapılıyor gibi görünüyor bu fırsat kullanılarak İran’a karşı bir operasyon düzenlenecek mi, İran’da bunu çok sert karşılıyor sert politikayla kendisinin böyle bir çatışmaya hazır olduğunu söylüyor. Esasta belki de büyük olasılıkla hazır da değil. İç politikada iktidarda mollalarla karşı, yolsuzluklara, baskıya karşı güçlü itirazlar var. İran yönetimi içinde bulunduğu zorluğu kendi iç politikasını konsolide edebilmek için çatışma potansiyelini söylemde yüksek tutmayı yeğliyor fakat bunun sonunda bölgesel bir çatışma gelişebilir mi? Gelişebilir, Türkiye bundan etkilenebilir mi? Doğrudan etkilenir, ekonomi etkilenir. Hiçbir şekilde etkilenmediğimizi düşünün, göç kriziyle etkileniriz. İran’dan Ortadoğu’dan gelecek göç. Göç zaten Türkiye’nin sırtında şu anda çok yoğun gücünün ötesinde bir göç, sığınmacı rakamı mevcut nasıl yönetileceği tam olarak bilinemiyor sığınmacı kriziyle karşı karşıyayız. Buna bir de savaşın tetikleyeceği sığınmacı krizi eklenirse nasıl baş edilir bilemiyorum” diye konuştu.

“Çözüm, Filistin devletinin kurulması ve Kudüs’ün uluslararası hukuka göre idare edilmesidir”
Çözümün Filistin devletinin kurulması ve Kudüs’ün uluslararası hukuka göre idare edilmesi olduğunu belirten Köse, “Çözüm aslında açık iki devletli çözüm, ideal 1967 sınırlarına dönülmesi fakat bu çok mümkün görünmüyor, buna karşın Bağımsız Filistin Devleti’nin kurulabilmesi, Kudüs’ün statüsünün uluslararası hukuka göre düzenlenmesi de önemli bir çözüm adımı olabilir. İsrail şunu öğrenemedi, öğrenmek istemedi 1948’den 2023’e kadar geçen yaklaşık 70 yıllık sürede Arap devletlerini bir şekilde mağlup ederek ki bunu dört kez yaptı güvenlikçi politikalarla bu günlere geldi. Fakat Filistinli çocukların babalarını, annelerini öldürerek evlerini yıkarak elde edebileceği tek şey yeni nefret tohumları ekmek yeni düşmanlar oluşturmak. Esasında akıllı politika yeni düşmanlar değil yeni dostlar oluşturmaktır. Bunun da çözümü Filistin devletinin kurulması ve Kudüs’ün uluslararası hukuka göre idare edilmesidir. Bunun da yolu Kudüs’ün statüsü uluslararası hukukta corpus seperatum olarak özeldir" ifadelerini kullandı.

"Kudüs, hiçbir ulusun sahip olamayacağı bütün ulusların ortak malı"
Köse, Kudüs’ün hiçbir ulusun sahip olamayacağını ve bütün ulusların ortak malı olduğunu ifade ederek açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Kudüs, hiçbir ulusun sahip olamayacağı bütün ulusların ortak malı. Çünkü üç semavi dinin kutsal merkezi Kudüs’te bulunuyor. İnsanlığın ortak malıdır Kudüs fakat İsrail bu ikisini de yapmıyor. Kudüs’ü başkent ilan etti ABD’de bunu destekledi bu çok rasyonel bir yaklaşım değildi. Ve İsrail iki devletli çözümü sonuna kadar reddediyor. Fosfor bombalarıyla annesi babası öldürülmüş çocuklar, 20 yıl sonra İsrail’in karşısına yeni Hamas savaşçıları olarak çıkacaktır. Devlet terörünü bu şekilde tırmandırmanın İsrail’e hiçbir katkısı yok. Şu anda İsrail’i aşırı dinciler ve aşırı milliyetçiler gerek Savunma Bakanı gerekse Başbakanı, Netanyahu idare ediyor. Zaten iç politikada hakkında çok sayıda yolsuzluk olan bir lider idare ediyor ve bir bakıma masumların kanı üzerinden kendi varlıklarını politikalarını meşrulaştırmaya uğraşıyorlar. Bunu yakın geçmişte Sırp katiller Radko Miladiç ve Slobodan Mİleşoviç de yaptı sonları Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde hapisle bitti. Bir gün gelecek ki gerek Netanyahu, gerek Savunma Bakanı Yaov Galant gerekse Genel Kurmay Başkanı Herzi Halevi savaş suçuyla yargılanacaklar. Çünkü fosfor bombasını açık şekilde kullanmak, hastaneleri acımasızca bonbardıman etmek, sivil insanları katletmek, yardım konvoylarını bombalamak hastaneleri, okulları bombalamak hiçbir savaş hukukuna sığmaz. Bunun karşılığı savaş suçudur. Uluslararası hukuk bir yana sivil halka karşı bu tür aşırının aşırısı güç kullanımı, katliam insanlığın vicdanında hiçbir yere sığmaz.”