Erkek futbol takımı Süper Lig’de 3. sırada. Basketbol takımı Süper Lig’de 4. sırada. Kadın futbol takımı ise Süper Lig’de 3. sırada. Kâğıt üzerinde bakıldığında tablo net: ciddi bir yükseliş, istikrarlı bir grafik ve şampiyonluk ihtimali barındıran üç ayrı hikâye.
Ancak bu üç takımın da ortak bir problemi var. Tribünler. Sezon boyunca üç takım da üst üste iki maçta “tam destek” göremedi. Trabzonspor tribünleri yalnızca Beşiktaş maçında doldu. Basketbolda benzer bir tablo var; ciddi doluluk sadece Fenerbahçe karşılaşmasında görüldü. Kadın futbol takımı ise neredeyse tamamen yalnız bırakıldı.
Oysa sahadaki tablo bunun tam tersini söylüyor. Kadın futbol takımı bir başarı hikâyesi yazıyor ve şampiyonluğa ulaşabilecek potansiyele sahip. Basketbol takımı doğrudan zirveyi hedefliyor; temposu yüksek, savunması sert, rakip tanımayan bir oyun oynuyor. Futbol takımında ise net bir yapı oluştu. Oyun planı oturdu, roller belli, saha içi disiplin sağlandı. Tek eksik parça tribün.
Mesele sadece “seyirci gelmedi” başlığıyla geçiştirilecek bir konu değil. Trabzonspor yıllarca “taraftarıyla kazanan” bir kulüp kimliği inşa etti. Bugün sahada bu kadar net bir ivme varken, tribünlerin bu ivmeye eşlik etmemesi ciddi bir çelişki oluşturuyor. Futbolda oyun istikrar kazanmış, basketbolda ritim yakalanmış, kadın futbolunda inanç oluşmuşken; taraftarın hâlâ “sonuç görelim” pozisyonunda kalması, bu şehrin genetiğine pek uymuyor. Çünkü Trabzonspor’un tarihinde destek, başarıdan sonra değil; başarıya giderken verilirdi.
Özetle mesele net: üç takım da yarışın içinde, üçü de yukarı bakıyor. Sahada düzen var, akıl var, emek var. Tribünlerden beklenen ise sadece bir şey: sırtlamak.





