Trabzonspor için bu transfer döneminin, sadece kaçan isimlerle değil, verilen mesajlarla da hafızalara kazınması gerekiyor.
Çünkü bir kez daha net şekilde görüldü ki ne Fenerbahçe ne de Galatasaray, Trabzonspor’un dostudur. Geçmişte olmadığı gibi, bugün de değildir; yarın da olmayacaktır.
Geçen sezon kaptanın aklını karıştıran, süreci bilinçli şekilde allak bullak eden Fenerbahçe vardı. Bu sezon ise Ouali transferinde medya üzerinden “emri vaki” yapmaya çalışan Galatasaray sahne aldı.
Yetmedi; Trabzonspor’un el sıkıştığı Renato Nhaga ile anlaşarak adeta rövanşı da aldılar. Fenerbahçe cephesinde ise Oğuz için son ana kadar verilen umut, kapanan bir kapıyla sonuçlandı.
Günün sonunda herkes, nasıl bir camia refleksiyle hareket edildiğini bir kez daha test etmiş oldu.
Bu noktadan sonra Trabzonspor’un “ağır duruşu”nun başlaması gerekiyor.
Çünkü bu kulüp, hatırlatmaya gerek var mı bilinmez ama, İstanbul takımlarıyla iyi geçinerek değil, onlara karşı direnerek büyüdü. Bunu en net şekilde ifade eden isimlerden biri de Özkan Sümer’dir.
Onun yıllar önce söylediği o cümle bugün hâlâ yol haritasıdır: Trabzonspor, İstanbul takımlarıyla sevişerek değil, savaşarak büyük olmuştur.
Bu mottodan sapmak, Trabzonspor’un ruhundan sapmaktır. Dolayısıyla bundan sonra atılacak adımların daha net, daha mesafeli ve daha ilkesel olması şarttır.
Mümkünse söz konusu bu kulüplerle transfer alışverişinin tamamen kesilmesi, kulübün de camianın da hayrına olacaktır.
Trabzonspor’un gücü, başkalarının planlarında figüran olmakta değil; kendi yolunu kendi iradesiyle çizmekte yatar. Politik Güğüm’ün altını çizdiği gerçek de tam olarak budur.