Yük taşımak için üç yerde toplanırlardı.
Pazarkapıdaki eski halin ve kadınlar pazarının önü bir numaralı toplanma alanlarıydı.
İki numara molozdaki eski balıkhane önündeki alan,
Üç numaralı toplanma alanları ise ertuğrul'un fırının arka tarafındaydı.
Mahalle aralarında, özellikle meydandaki
sıra mağazalar aralığında ve arafil boyu yokuşunda bir gurup sürekli beklerdi.
Eskiden büyük AVM'ler, zincir marketler yoktu Trabzon halkı pazarlardan esnafdan alış veriş yaparken sosyalleşmeyi de çok severdi.
Pazarın kendine münhasır uğultulu ve cazibeli sesi insanın kulağına çok hoş gelirdi.
Alışveriş bittikten sonra hamallarımız devreye girer, sepetleri veyahut tahta semerleriyle
bir Trabzon'un yükünü sırtlarında taşırlar gidecekleri yerlere ulaştırırlar dı.
O zamanlar Trabzon küçük bir şehirdi, herkes herkesi tanırdı.
Öyle ki herkesin tanıdığı işini gördürdüğü bir hamal mutlaka vardı.
O yılla cep telefonu olmadığı için tanıdık hamallara ulaşmak için mecburen pazara gitmeniz gerekirdi.
Hepsinin bir hikayesi vardı, her sabah gün doğmadan kalkarlar ekmek parası için bekleme alanlarına geçerlerdi.
Gece gündüz, çok çalışarak alın terimle hak ederek kazandım diye bildiğimiz sözün karşılığı
Kesinlikle hamallarımız için geçerlidir.
Trabzon'da hamallık mesleğini yapan yüzlerce kişiden günümüzde sadece bir kişi kaldı.
Hamal Hasan ağbi, pazarkapıda ki yine aynı yerinde, aynı saatte,
Sepeti önünde müşterilerini bekliyor gelip geçerken selam verenede sepetinin içinden çıkardığı şekerleri ikram etme geleneğini sürdürüyor.
Bizde
pazarkapı Eski Hal esnafı olduğumuz için,
Hemen hemen hepsini yakınen tanıma fırsatımız olmuştu.
Çömlekçi'ye yük taşır sepeti kırk yamalı,
Deri ceket üstünde hem belide kamalı.
İspirli Salim Dayı omuzunda yük ağır,
Hadıraklı Murat'ın dili lâl kulak sağır.
Diğer yanda koca dev Akhisarlı Tufan'ı,
Hamal Hoca Ahmet'in vardı ilim irfanı.
Duymadık'lı Temel'in imtihanı epey zor,
Tanerel'i Hakkı'nın yüreğinde koca kor.
Recep Hayal bekliyor Kadınlar Pazar'ında,
Kelkitli Hamal Hasan hakikat nazarında.
Aga Kazım bir başka Trabzon'un rengiydi,
Yakup Emmi çalışkan
o pazarın dengiydi.
Rüştü'nün fırınında peynirlinin kokusu,
Trabzon hamalları şehrimizin dokusuydu.
Vahit ağabey vardı kızar ıslık sesine,
Sıpacı'nın zarardı sigara nefesine.
Bir yanda Hamal Tahsin epey kısacık boyu,
Bilinmezdi nereden gelirdi onun soyu.
Hamal Zarif ağabey adı gibi zarifti,
Kimi üstü perişan ama çoğu arifti.
Abados Süleyman'ı Almanya'yı görmüştü,
Tahta semerli İsmet ömrü çile örmüştü.
Hamal Ali ağabey ne verirsen ses etmez,
Felsefesi kanâât asla kötülük gütmez.
Rahmetli Hamal Emin sepetine baş koymuş
Saçı sakal bembeyaz yetmişine yaş koymuş
Hamal Abbas Çömlekçi Pazarı'nın gülüydü,
Yüz kiloyu taşırdı Trabzon bülbülüydü.
Kul Hayalî bir ömür işte taşıdığım yük,
Ezelinden ebede bu yük sırtımda büyük.
Trabzon'un yükünü yıllarca sırtlarında taşımışlardı.
Ama tahta semerleriyle ama sepetleriyle, herkesin evine ve iş yerine yük taşıyan aslan yürekli hamallarımız vardı bizim.
Onlarında kalpleri, duyguları ve yürekleri vardı. İstirahat saati gelince alırlardı önlerindeki süzgeçsiz meşhur (çöplü) çaylarından bir yudum,
dalıp giderdiler sessiz ve derinden
hülyalara
Hatırlamaya çalışırlar doğup büyüdükleri evleri, mahalleyi ebediyete intikal etmiş
Anne ve Babayı.
Hatırla bakalım hamal kardeşim doğduğun evi,
ve yeri.
Bahçenin ve çiçeklerinin
O çocukluk günlerini
Hatırla,
Emekleyerek çıktığın merdivenlerini,
Burnunun ucunu
dayayıp saatlerce ağladığın duvarları unutma hatırla.
Doğduğun ev ne güzeldi değilmi.
Hatırla kardeşlerini hamal kardeşim,
Mutluluk taşan gecelerini,
Babanın yıkılmaz desteğini
İlk aşkın olan melek yüzlü anneni.
Yok ağlama, yalnızca hatırla
Biliyorum sende benim gibi hasretsin o anne kucağına,
Şimdi herşey artık bir hikaye
Hem de dönüşü olmayan bir yerde.
Dönülmek olsaydı bin güçlükle geriye,
Sevdiklerin, senelerin, çocukluğun,
doğduğun ev hani,
Hani nerde...!!!
Hiç bitmeyecek sandığımız bir devir hamallarımız ile birlikte göz açıp kapayıncaya kadar çok çabuk yaşandı bitti işte,
Kalın sağlıcakla...