Çocukluğumda rahmetli Fetiye nenem hep derdi (başım dizinde saçımı karıştırarak anlatırdı) Sariovn, alikinos, loriya, krom ,parti…

Anlam veremez ama zevkle dinlerdim. Yıllarca bu saydığı yerlerde yaylacılık yapmış  farklı din ve dilden insanlarla komşuluk yapmış, kah ağlamış kah gülmüşler ve o güz son ayrılışları olmuş bilmeden bilemeden kromni denilen ander yerden. İlkbahar gelince yaylaya göçmüşler ama eser kalmamış hemera, hesber den  Sonra öğrenmişler tam anlam veremeserde mübadeleye…..

Biraz Fetiye nenemin özlemi biraz Kromni merakı ile yollara düştüm bir ilkbahar sabahı Karaca Mağarasından Cehennem Vadisine doğru. Sırt çantam ve ben Kromni yollarındaydık artık.Bu gezi backparcing akımının ilklerinden olma özelliğini taşıyordu. İlkini lycian way de denemiş başarılıda olmuştum. Ülkemizde bireysel trekking e ilgi duyan bir avuç insan dışında henüz pek bilen/yapan yok. Ama gelişimin önünde durmak mümkün değil, er geç bizde de yaygınlaşacak. İlk hedefim Yağlıdere namı diyar Parti. Biraz yürüdükten sonra Şişe köyüne geldim. Bizim köyde yıllarca öğretmenlik yapmış İsmail hocamın köyü etrafı mağaralarla çevrili arkasını dağa dayamış mimari açıdan Gümüşhane evlerine hakim olan bir coğrafya  …..Bakmak ile doymak arası bir bölge çiçeklerle bezeli arılar oğul vermiş dallara sırılmış, köpek yavruları hayatlarının ilk seslerini çıkarıyor. Güneşte sabahın ilk ışıklarını buluttan süzerek bize ulaştırıyordu.

Yanımda bir araç durdu imerayı sordu. Arka koltuğa baktım gayri ihtiyari olucakmı dedim, tarif ettim bana sen nereye buyur yol üstü ise bırakalım dedi. Kabul ettim.Partiyi(Yağlıdere) geçtik imerayi tarif ederek ben Kromni sapağında indim. Hemen yolun girişi idi   zembelek kilisesi sağımda tüm heybetiyle duruyordu. Kilisenin kapısı Santa-Zurnacılı mahallesindeki ilk kilisenin kopyası gibiydi. Ulaşımı zor bir girişi olmasına rağmen köprü yapılması hiçte zor değildi. Belkide ahşaptan bir köprüsü vardı. Zamanla yıpranmış olmalı. Yavaş yavaş yükseliyordum. Yükseldik cede manzaram genişliyor. Yok olmaya yüz tutmuş kilise şapel ve Tümülüsler etrafıma doluşmaya başlamış hangisini ziyaret edeceğimi şaşırmıştım. Yukarılarda bir yerde kırmızı bir kale olmalıydı. Henüz göremiyordum ama oralarda bir yerde olduğunu hissediyordum. Artık tek tük evler başlamış antik kente yaklaşmıştım. İlk aklıma gelen Sarıovn mahallesini sormak için doğru kişiye raslamışım. Bana vadiyi anlatmaya başladı. Anlattıklarından anladığım kadar oda benim gibi başkasının emeğinin üzerinde yaşamaktan mutlu değil. Bir anekdot anlattı. “Bir yunanlı grup geldi, Kirkorun cevizinden yaprak, taş gurnadan su ve kırmızı tarladan toprak istedi sebebini sorduğumda buralar dedesinin olduğunu ve dedisi kör olduğu için bunlarla yapacağı ilaçla gözlerinin açılacağını düşündüğünü söylemiş”   Torun dedi haboyle adamlarun yerinde çalışacasun vede hayır edecesun. Nanay….

Buruk  bir başlangıç ama doğru. Beni evine davet etti çadır kurma evde kal ayılar seni öper dedi. Bana vadiye hakim olan bir tepe göster çadır kurayım diyince Alikinnos  dedi . Sanki Fetiye anneme yaklaşıyordum. Şamanli alikinnos sariovn dizilişinize gurban. Artık Alikinostaydım. İlginç olan ise kilisenin Freksleri bile sağlamdı. Ama o ne koku ,ne rezalet meğer yıllarca ahır olarak kullanılmış. Ayakta kalmasınamı sevineyim, ibadethanenin ahır olarak kullanılmasınamı üzüleyim. Pes.Alikinoson gönüllü bekçisi henüz gelmemiş Numan amca namı dıyar ofli Numan. Sarıovnu ve çayırovn nanak sırtı şamanlıyı gören güzel bir tepe buldum. Çadırımı buraya kurmalıydım. Yan taraftaki bahçe   dikkatimi çekti. Geçen yıldan kalan soğanlar yapraklarını açmış tam yenmelik olmuşlardı.  Gelişmelere bakılırsa akşama gongoroş ziyafeti olacak. Çadırımı kurmak artık 3 dakikayı geçmiyordu. Jetboil kahve kokusu veriyordu suyu bulup kahvemi yudumlamak 5 dakikayı bulmamıştı. Gün kararmamasına rağmen çadırımın lambasını yakarak dolaşıp etrafı tanımak üzere şamanlı  tarafına  yola çıktım. Meskün mahalden uzaktaydım ilk ışıklı eve 3-4 km uzakta ,  köpek havlamaları ve Hanzaharya denilen tepeden kurt ulumaları geliyordu. Ateşli momoçlar sağa sola sinyal veriyor dere gürültüsünden artık köpek seslerinide duymaz olmuştum. Derenin en coşkulu zamanıydı. Gongoroş genelde dere kenarlarında ve sulak yerlerde yetişen endemik olmasına rağmen yenebilir bir bitki dağlardaki en büyük favorim. Kafa lambası ile gongoroş toplamaya başladım. Nasılsa taze soğanda topladım akşam yemeğim hazır sayılırdı.Bayat ekmeklerimden de ekmek makarnası yaptımmı ancak oldi.

Yemek faslından sonra kahve ve Tunç Fındık hocamın İrtifa 8000 yüksek macera adlı kitabını okumaya başladım tavsiye ederim.

Sabah ilk ışıkları ile uyandım. etrafta kuş sesleri ve kuzu sesi ile uyanmak bir ayrıcalık olsa gerek. Kahvaltımı hazırlarken karşıdaki yükseltinin aradığım kale olma ihtimalini düşündüm. Tele objektifle fotoğrafını çektim. Evet kırmızı blok taştan doğal bir kale az bir ilave yapılarak mükemmel hale getirilmiş. Yaklaşık üç saat yürüyerek gidilecek bir yer kahvaltımı bitirmeden elimde sandviçle yola koyuldum. Önce Kavalak kilisesini ziyaret etmeli sonra mağara kiliselerden Ceneviz kalesi tabiri ile anılan bölgenin en hakim tepesine ….Ne güzel bir gün kale yüksek  ip,karabin ,sikke ,takoz emniyet kemeri gerekebilir düşüncesi ile ekipmanımı her zamanki gibi çantama koymuştum.2,5 saatlik yürüyüşten sonra kalenin etrafında bir tur attım kaleye çıkış tekdi ya buradan çıkacak yada geri dönecektim. Biraz risk alarak ipsiz çıktım ama tavsiye etmem. Yukarı çıkınca insan kendini güvende hissediyor. Bir orduya karşı gelebilecek kadar emniyetli bir yer . Eeee artık kahveyi hakettim kanımca kahve ve öğle uykusundan sonra dönüş zamanı gelmişti. Çayırovn kilisesini ziyaret edip dönüş yoluna inmeliydim. Çayirovn kilisesi çatısı çökmüş ama duvarları ayakta yan tarafında su gözesi olan harika bir yerleşke. Artık ana yoldaydım .  Dolu başlamış ve ben haşlanmıştım . Dolu kesecek gibi değildi. Pançom imdadıma yetişti. Dolu  yağmur ben yollarda. Partiye yaklaşmıştım Ali amca saçağın altında çayını yudumluyordu. Buyur etti davete icabet etmemek ne kadar ayıp derdi rahmetli annem. Yarma mısırdan sarma ,patates kokmuş yayla peyniri tadına gurban, taze soğan, tebessümlü yüzler. Daha ne olsun. Yemek ve muhabbet faslından sonra beni bir yayla münübüsüne koyup Trabzona uğurladı.

YAPMADAN DÖNME

*Gongoros kavurması yemeden

*Bahçelerden taze soğan çalmadan

*Ceneviz kalesine çıkmadan(Dikkat etmek gerekir)

*Alikinosun sırtında çadırda yatmadan

*Bir taş govuğunda öğle uykusuna dalmadan

*Partide Ali amcanın masasına misafir olmadan

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Münür Aydoğdu 5 yıl önce

İmdat adamın kütüphanesi gibisin.selamlar

Avatar
Münür Aydoğdu 5 yıl önce

İmdat adamın kütüphanesi gibisin.selamlar

Avatar
Turgay 5 yıl önce

Tebrikler. Güzel bir bacera olmuş.

Avatar
Münür AYDOĞDU 5 yıl önce

adamin kütüphanesi̇

Avatar
y.yavuz 5 yıl önce

Bu resimleri olan kilise hangi kilise, freskler bile aynı canlılıkta duruyo, mükemmel, sümeladan ayasofyadan binlerce kat iyi. Demekki köylü diye dağlı diye hor gördükleri şehirli burjuvadan daha kültürlü, korumacı.

Avatar
Melike 5 yıl önce

Guzeldi imdat by yine yazilarini bekleriz. Bnde biraz bilirim oralari lakin sizin gibi anlatamam yazilariniza tesekkurederim

Avatar
Resül 5 yıl önce

Eline sağlık, devamını bekleriz..

Avatar
Melike 5 yıl önce

Yine yazin biz okuruz guzeldi elinize saglik