Galatasaray’la, Fenerbahçe’yle, Beşiktaş’la sayısız kez karşı karşıya gelindi. Lig maçları oynandı, kupa finalleri oynandı, yarı finaller oynandı…
Ama bu kez başka bir şey oldu.
Bu kez Trabzonspor’a ayrılan tribünler boş kaldı.
Bu, sıradan bir detay değil.
Çünkü Türkiye’nin neresinde olursa olsun Trabzonspor taraftarı bir yolunu bulur, o maça giderdi.
Bilet yoksa kapıda beklerdi, yol yoksa dolanırdı, imkân yoksa borç alırdı ama orada olurdu.
Bu kulübün tarihini biraz bilen herkes bunu bilir.
Gaziantep’te ise bu kez öyle olmadı.
Trabzonspor tribünlerinde yalnızca 1200-1300 civarında taraftar vardı.
Kimisi Ankara’dan gelmişti, kimisi Trabzon’dan, kimisi çevre illerden…
Trabzon’dan gelenlerin sayısı neredeyse bir uçak dolusu kadardı.
Çünkü ortada ciddi bir ulaşım sorunu vardı.
Trabzon’dan Gaziantep’e doğrudan uçuş yoktu.
Bunu günler öncesinden defalarca yazdık, söyledik, dile getirdik.
Ama ne kulüp cephesinden ne de ilgili kurumlardan güçlü bir refleks geldi.
Hava şartları nedeniyle kara yoluna cesaret eden de çıkmadı.
Yine de gelen geldi.
Yaklaşık 15-20 saat uykusuz kalmayı göze alarak, aktarmalarla, dolambaçlı yollarla, fedakârlıkla tribüne ulaşanlar oldu.
Onlar yine oradaydı.
Ama olması gereken sayının çok gerisindeydi.
Ve burada şu soru kaçınılmaz:
Bu kadar zor olmak zorunda mıydı?
Erteleme için daha güçlü bir baskı kurulamaz mıydı?
Bir ek uçak için daha yüksek sesle mücadele edilemez miydi?
Bu şehir, bu camia, bu taraftar bu kadar mı sahipsiz kalmalıydı?
Bu maç sıradan bir lig maçı değildi.
Bu maç bir yarı finaldi.
Sezonun belki de en kritik virajlarından biriydi.
Taraftarın bu kadar zor şartlara terk edilmesi kabul edilebilir bir şey değil.
Bu yüzden bu maç sadece sahada kaybedilmedi.
Bu maç tribünde de kaybedildi.
Bu maç organizasyonel olarak da kaybedildi.
Trabzonspor’un gücü sadece sahadaki 11 oyuncudan ibaret değildir.
Bu kulübün asıl gücü tribündür, şehirdeki ruhtur, yollara düşen insanlardır.
Ve o ruh bu kez oraya taşınamadı.
Asıl sorun da tam olarak burada başlıyor.





