Türkiye’de son yıllarda neredeyse her gün yeni bir şiddet haberiyle karşılaşıyoruz.

Trafikte başlayan tartışmalar anında taşlı sopalı kavgalara dönüşürken, başta sağlık çalışanları olmak üzere pek çok kamu görevlisi aynı şekilde saldırıya uğruyor.

Daha kötüsü…

Aile içi şiddet vakaları da günden güne artarken, evliliklerin süresi de git gide kısalıyor.

2025 yılına ait TÜİK verilerine göre ülkede fiziksel şiddet oranı %36, cinsel şiddet oranı %12, hem fiziksel hem de cinsel şiddetin birlikte görüldüğü vakalar ise %38 olarak kaydedilirken, döneme ilişkin suç verileri de yaşananların tesadüf olmadığını, aksine toplumda giderek ağırlaşan bir şiddet tablosuyla karşı karşıya olduğumuzu açıkça ortaya koymakta.

Memlekette hal böyleyken, bugün çok daha endişe verici bir durumla karşı karşıyayız.

Şiddetin yaşı giderek düşüyor.

Daha çocuk denecek yaştaki gençlerin cinayetlere karıştığı, sosyal medyada kabadayılık ve “Mafyacılık” Özentisinin yaygınlaştığı bir dönemden geçiyoruz.

Silahı ve güç gösterisini bir kimlik gibi sunan bu kültürün, özellikle genç zihinler üzerinde ciddi bir tesiri var.

Tüm bunların elbette birçok sebebi var.

Lakin göz ardı edilmemesi gereken en önemli hakikat, Türk aile yapısındaki yıpranma ve sahip olduğumuz değerlerin aşınmış olmasıdır.

Bundan mütevellit vaktiyle saygının, sabrın ve merhametin mektebi olan o bilindik aile kavramımız bugün, kuşaklar arası bağların gevşediği ve değer aktarımının zayıfladığı bir yapıya dönüşmüş durumda.

Hasılı.

Çözüm, yalnızca bu suçlarla hukuksal zeminde canhıraş mücadele etmekle elde edilmez.

Asıl iş, o suçları doğuran toplumsal zemini ve sarsılan temel direkleri yeniden ayağa kaldırabilmektir.

Bu sebeple çare yalnızca cezaları artırmak değil, aynı zamanda bize has değerleri ve aile yapımızı yeniden tahkim etmektir.

Demem o ki, gidişat kötü…

Bir an evvel şapkalarımızı önümüze alıp “Bundan daha kötüsü ne olabilir?” Diye düşünmeli ve şahit olduğumuz bu yaşananlarda az biraz sorumluluk hissetmeliyiz.

O ZAMAN ADAM OLURUZ

- Devletin ve milletin malını kendi çıkarımız için değil, gelecek nesillere bıraktığımız bir sorumluluk olarak gördüğümüzde ADAM OLURUZ.

- Yasaları, dini öğretileri, töreyi ve hukuku kendi menfaatimize göre çarpıtmayı bıraktığımızda; adaleti, kime karşı olursa olsun hakkını vererek sağladığımızda ADAM OLURUZ.

- Sadakati kişilere değil, doğrulara gösterdiğimizde; liyakat ve ehliyeti ölçü kabul edip, makamı bir ayrıcalık değil görev olarak gördüğümüzde ADAM OLURUZ.

- Para, çıkar ya da prestij peşinde olmadığımız hâlde doğruyu savunabildiğimizde ADAM OLURUZ.

- Başkasına yapılmasını istemediğimiz haksızlığı kimseye yapmadığımızda ADAM OLURUZ.

- “Bana ne?” demeyi bırakıp, “Ben de sorumluyum” diyebildiğimizde ADAM OLURUZ.

- Güçlünün yanında durmak yerine, haksızlığa uğrayanın yanında yer aldığımızda ADAM OLURUZ.

- Yanlışın kimden geldiğine değil, yanlış olduğuna baktığımızda ADAM OLURUZ.

- Riya ve gösterişi yönetim sanmak yerine, dürüstlüğü değerli bildiğimizde ADAM OLURUZ.

- Hep “biz” diyip, iş icraata geldiğinde “ben” demediğimizde ADAM OLURUZ.

- Emaneti hak edene teslim ettiğimizde, makamı bir imtiyaz değil hizmet fırsatı saydığımızda ADAM OLURUZ.

- İşimizin başında, sözümüzün arkasında ve vicdanımızın önünde durabildiğimizde ADAM OLURUZ.

- Başkasının üstüne basarak değil, elinden tutarak yükseldiğimizde ADAM OLURUZ.

Ve en önemlisi, çıkarın değil; ahlak, merhamet ve değerlerimizin peşinden gittiğimizde gerçek ADAM OLURUZ.

Huzur ve selametle…

Yazmak iyi gelir.

Bana; [email protected]adresinden ulaşabilirsiniz.