Yoksulluk veya fakirlik, temel insan gereksinimlerinin tamamını veya büyük bir kısmını karşılayacak yeterli gelire sahip olamama durumudur. Ayrıca, yiyecek, içecek, eğitim, erişim, ulaşım, sağlık, giyim, kuşam ve barınma gibi temel ihtiyaçlara zor erişmek veya erişememek yoksulluğu çağrıştırmaktadır.

Aslında yoksulluk, temel yaşam koşullarının çözülemeyişi, gerçek anlamda ise insan hakkı ihlalidir. Evi olmayan, yeterli gelirden mahrum yaşayan, elindeki paranın iş görme kabiliyetinin az olması, üretimin istenen düzeyde olmayışı, serbest piyasa denetiminin gereği gibi yapılmayışı, girdi fiyatlarının yüksek ve pazar payının azalması, sanayicilerin ülkeyi terk etmesi sonucu istihdamın azalarak işsizliğin artması ve böyle bir ortamda nüfusun artmasına paralel olarak GSMH'nın yeter düzeyde gerçekleşememesi, üniversite mezunlarının iş bulamaması gibi sorunlar en üst düzeyde yaşanırken, bu olumsuzlukların tetiklediği toplumsal ayrışma, millî gelirden yeteri kadar pay alamayan çoğunluğun ıstırabını giderek artırmaktadır.

Yani geçim sorunu ve iş bulamama gibi sorunlardan dolayı oluşan beyin göçü, ülkenin geleceği açısından belki burjuvazi için sorun olmamakla birlikte, devletin ileriye doğru uzanan varlığında telafisi zor engeller oluşturması ve bir jenerasyonun devreden çıkarak ciddi bir boşluğun oluşması da çok büyük bir risktir. Sosyal devlet, insanların kaliteli yaşamları için önlemleri almadığı sürece, hayatın hiçbir aşaması açlık, yoksulluk ve yoksunluk derinliğinden düzlüğe çıkarak medeni ve saygın bir toplum beklemek oldukça zorlaşacaktır.

Onun için sosyal değişim bağlamında eşitlikçi, adil ve özgür bir toplum yapısı gerçekleştirilmelidir, yoksa ileriye yönelik cezası çok ağır olur.

Ülkemizde yoksulluk sınırı dört kişilik bir ailede 92.547 TL olup, istatistikler veya farklı sosyal kaynaklar bu verileri içerik performansı açısından değişik ve daha yukarılarda açıklamaktadırlar. Tüm bu verilere karşı bekar yaşayan ve çalışan birisinin aylık yaşam maliyeti 39.123 TL olup, 2026 yılı için belirlenen asgari ücret ise 28.075 TL olarak tespit edilmesi, azınlık bir kesimin ne derece haksız ve adaletsiz olarak bu çoğunluğun hakkını gasbetmiş olması başka bir kavramla ifade edilemez.

Yoksulluğun toplumlarda her zaman yaşandığı bu hususunda, kapitalizm gibi bir sömürü düzeniyle başladığı, bunun yanında tarımın ticarileşmesiyle bu sektörde bütünlüğün bozulması ve kırsal alanda yaşayanların geçimlerini sağlayamadıkları için şehirlere göç etmeleri sonucu, talep dalgalanmalarını etkilediğinden ticaret, istihdam, imalat, eğitim, sağlık, barınma ve beslenme gibi düzenlenemeyen hayat şartları toplumda yoksulluğu daha da derinleştirmektedir. İşte tam da bu konumda olan ülkemizde çok ciddi yoksulluk yaşanmakta, yoksulluk sadece gelir meselesi, ekonomik büyüme ve gelir bölüşümüyle ortadan kalkacak bir olay değildir.

Zira biyolojinin temel karakteri olarak ömrün kısalması, on veya on beş yaşına gelmiş birinin okuma yazma bilmemesi (bugün milyonlarca çocuğun okula gitmemesi)nin genel nüfustaki oranı, temiz su kaynaklarına ulaşamama, bozulan ekosistemden yararlanamama, beş veya altı yaşındaki çocukların arasında yaşına göre boy ve kilo kayıplarının gittikçe artması gibi hususlar insani yoksulluk sorununun varlığına işaret etmektedir.

Ayrıca yoksulluk, nüfusun büyük bir kısmının güvence altında olmaması çok önemli bir sorunken, kırsal kesimde çalışan dört kişiden üçünün, kentsel kesimde çalışan üç kişiden birinin sosyal güvencesi bulunmamaktadır. Özel sektörde kaçak olarak çalışanların da düşük ücret, güvensiz koşullar, fazla mesaisiz uzun saatler çalışma ile hastalık ve yaşlılık durumunda ise hiçbir korumaya sahip olmadıkları bir gerçektir. Tüm bunlara rağmen bu topraklarda derin ve sessiz bir yoksulluk Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında da çözülecek gibi görünmemektedir.

Zira kendi hakkına kanaat getirip, diğer insan haklarına saygı duymayıp, sömürü sınırlarını sürekli zorlayan insan sayısının devamlı artması, ülkemiz insanının yardımsever geleneksel kültüründen uzaklaştığının bariz ve üzücü bir göstergesidir. Aslında Anadolu’nun verimli toprakları ve fevkalade olanakları mevcutken insanların fakirleşmesi, yoksullaşması ve yoksunlaşması gibi ıstırap veren bu ağ girdabının gittikçe artması ve toplumu sarsma aşamasına doğru gitmesi anlaşılabilir değilken, yıllarca devletine hizmet eden emeklinin pazarlardan çürük meyve ve sebze toplama durumuna düşmesi de ayrı bir içler acısıdır. Devletin koruyucu, kapsayıcı, acırgayıcı ve himaye edici bir teşkilat olup, hiçbir zaman mensubiyetlerinin kendisine şüpheci bakılmasına izin vermemek için sosyal devlet kriterlerini uygulamasıyla tüm topluma göstermek gibi bir görevi vardır.

Onun için, ülkemizin ortaya koyacağı sosyal politikalarla kamu kaynakları üzerindeki baskıyı azaltmasının tartışıldığı günümüzde, kendi tarihi misyonumuzdan ve kültürümüzden kaynaklanan yardımsever eğilimlerin, sivil toplum inisiyatifiyle ciddi anlamda bir insanlık hakkı yaratması çok önemlidir. Yoksulluk sorununa toplumsal hak temelinde yaklaşmaya çalışan STK'ların ülkemizde kendilerine biçilen rolü yürütürken, gelişmiş ülkelerde yoksullukla ilgili yürütülen politikalardan da esinlenmesi önemli olup, asıl sorunu çözecek olan devletimizin de ülkemizin ana koşullarıyla örtüşen bir süreç içinde yoksulluk gibi bir insanlık ayıbını bir an önce ortadan kaldırmalı veya minimize etmek için yeni bir çağdaş politika oluşturmalıdır.

Aksi halde toplumda ayrışma ve kötücül gelişmelerin zemini gittikçe genişleyerek önü alınamaz kaotizme evrilebilir. Onun için dünyada en büyük ve teşkilatlanmış örgüt devlet olup, ülkesine, toprağına ve bayrağına sahip çıkan bu bağlılığını da her aşamada göstererek içselleştiren, susan ve devletten başka güvencesi ve beklentisi olmayan insanlarımızın üzerinden bu derin yoksulluk ağı denen belayı kaldırarak, kaliteli yaşam sürmelerini sağlamak devletin en önemli birinci görevidir.

Devletin güvenilirliği, sürekliliği ve insanını sahiplenmesi bu sorunları ortadan kaldırmaya fevkalade yeterli olup, ülkemizin her türlü kaynağı da buna müsaittir, yeter ki eşit ve adaletli bölüşüm toplumsallaşsın. Yoksa süreç şimdiki gibi devam ederse yoksulluk çok daha derinleşecek, çocuklar yatağa aç girmeye, bebekler ölmeye devam edecek ve önemli bir çoğunluğun kaliteli yaşamı hayatı boyunca görmesi mümkün olmayacaktır.