Temel olarak aynı oyun anlayışını benimseyen iki takımın dün akşamki mücadelesinde, kadro derinliği ve kalite farkı sonucu belirledi. Eskihellaç, Savic, Oulai ve Onuachu gibi kritik eksiklere, sahadaki mevcut oyuncuların formsuzluğu da eklenince Galatasaray’ın maç boyunca çok fazla zorlandığını söylemek güç.

Trabzonspor’un bir yapılanma sürecinde olduğunu ve sonuçtan ziyade süreci merkeze alarak büyük fotoğrafa bakmamız gerektiğini her yazımda ısrarla vurgulasam da, bazı eksiklerin üzerini örtmenin faydadan çok zarar getireceğini düşünüyorum.

Galatasaray’ın set hücumlarını 6-3-1 yerleşimiyle karşılayan Fatih Tekke, savunmayı kalabalık tutarak defansif gücün artacağı yanılgısına kapıldı. Oyuncuların konumlanma hatalarından bahseden Tekke, savunma hattını kalabalıklaştırarak bu sorunu daha da derinleştirdi. Oyuncuların alışık olmadığı bu yerleşim, sahada ciddi bir kaosa yol açtı. Futbolda varsayımları sevmem; ancak normal oyunumuzu oynamaya çalışıp bu kadar geride karşılamasaydık, daha az pozisyon vereceğimizi düşünüyorum.

Oyunun, sonuç üzerinden ya da giren–çıkan oyuncular gibi basit referanslarla okunmasından rahatsız olduğunu bildiğimiz Fatih Hoca’nın, son dört maçta yediğimiz 11 golü yalnızca kadro eksikliğiyle açıklamaması gerekir.

Yönetim cephesinde de bazı konuların netleşmesi şart. Kadroda ihtiyaç duyduğumuz pozisyonlar, sezon başında transfer dönemi kapandığında da dile getirdiğimiz pozisyonlarla birebir örtüşüyor. Bu ihtiyaçların farkına sadece ilk yarıda oynanan maçlarla varmadık. Dolayısıyla yönetimin bu tabloya çok daha önceden hazırlıklı olması gerekiyordu.

Devre arasında transfer yapmanın zorluğunu anlamak zor değil. Sürekli konuştuğumuz maddi sıkıntıların varlığı da ortada. O hâlde takımın mevcut durumunu en iyi idrak etmesi gereken yönetimin, şampiyonluk sloganları atarken daha temkinli olması gerekir. Algıyı yalnızca kendi bekası için yönetmekten vazgeçmelidir.

Fatih Tekke’nin dün akşam, göreve geldiğinden bu yana hissettiği duyguları ifade ederken kurduğu cümlelerin bende uyandırdığı hislerden de bahsetmek istiyorum. Tekke’nin şu sözleri dikkat çekiciydi:

“İnsanlar sevdikleri dostlarından şu cümleyi bekler: ‘Ne olursa olsun, kötü de olsa biz sizin yanınızdayız.’ Bunu hiç hissetmedim.”

Sosyal medyayı hiç takip etmediğini söyleyen hocanın bu sözleri, bu konuda bir danışmana ihtiyaç duyduğunun da ilanı niteliğinde. Zira medyada, sosyal medyada, kahvede, sokakta; ne olursa olsun Fatih Tekke’ye laf söyletmemek için birçok konuyu sürece bağlayarak izah etmeye çalışan ciddi bir destekçi kitlesi var. Hocanın bunun yeterince farkında olmadığı görülüyor. Bu konuyu daha fazla derinleştirerek Fatih Tekke’ye zarar vermek istemiyorum.

Fatih Tekke’nin kendi inisiyatifiyle üstlendiği misyon, teknik direktörlük görevinin çok ötesinde. Okan Buruk ile yaptığı basın toplantısında da görüldüğü üzere Tekke, Trabzonspor camiasının futbol anlayışı ve sosyolojisi üzerinden başlatmak istediği dönüşümü ülke geneline yayma arzusunda. Bu konuları açıkça dile getirmek cesurca. Ancak Fatih Tekke’nin, tebliğin özelden genele yapılması gerektiğini henüz tam olarak fark edemediğini düşünüyorum. Kendi camiası üzerinde gerçekleştireceği dönüşümün meyvelerini topladıktan sonra bunu ülke geneline yayması çok daha sağlıklı olacaktır. Şu an kurduğu cümlelerin ise kendi kitlesi üzerinde dahi karşılık bulmadığı, aksine antipati oluşturduğu bir gerçek.

Eğer bir akil insan çıkıp sürece ağırlığını koymazsa, Süper Kupa yarı finali öncesi ve sonrasında yaşanacaklar yalnızca bir maç kaybıyla sınırlı kalmayacaktır. Takımın ne kadar kırılgan olduğunu bildiğimiz gibi, camianın da en az takım kadar hassas olduğunu biliyoruz. Bu süreci yönetim desteği olmadan tek başına yönetmeye çalışan Fatih Tekke, dün akşam ilk büyük kırılmasını yaşadı. Hocanın bu sitemleri taraftara değil, yönetime yöneltmesi gerekiyor.