Abdurrahman Pektaş yazdı...
Bir önceki yazımızda Trabzon’un yeni dolmuş düzenlemesine değinmiş ve sistemin hayata geçirilmesini, kentin hamuruyla harmanlanmış bir vatandaş olarak memnuniyetle karşılamıştık.
Merkezdeki keşmekeşin sona erdirilmesini, Postane önündeki o bitmeyen korna senfonisinin susturulmasını, hatların daha planlı ve disiplinli bir yapıya kavuşmasını açıkça desteklemiş ve sorunun çözümündeki en büyük payın sahibi Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in kararlılık ve iradesini aynı şekilde takdir etmiştik.
Gelinen noktada sistem artık devrede…
Şehir yeni düzene alışmaya çalışıyor.

Hanife Hatun Camii çevresi ve Pazarkapı Yaşam Alanı’na alınan dolmuşlar sayesinde adeta açık hava garajını andıran Meydan bölgesi ve Postane önü olabildiğince ferahladı.
Dolayısıyla devreye giren bu depolama sistemiyle birlikte merkezdeki araç sirkülasyonu da kontrollü hale geldi.
Şehir estetiği açısından bakıldığında bu adım öyle küçümsenecek bir adım değildir.
Neticede yıllardır çözülemeyen büyük bir problem tarihe karışırken, sahil hattında daha planlı bir ulaşım merkezi oluşmaya başladı.
Peki.
Ulaşıma dair şehir planlaması yalnızca dolmuş sirkülasyonunu hizaya sokmak mıdır?
Hayır, değil.
Mesele, bu düzeni kurarken şehir insanını incitmemek, daha doğrusu yaya trafiğini daha güvenli ve daha insani bir hale getirebilmektir.
İşte bu noktada demem odur ki, Pazarkapı Hanife Hatun Camii çevresindeki yeni duraklara ulaşmak isteyen vatandaşın kullanımına sunulmuş, vızır vızır akan çift yönlü trafiğin ortasındaki yaya geçitleri yoğunluğa cevap vermemekle birlikte, tehlike saçıyor.
Geçitlerin bazıları her ne kadar trafik ışıklarıyla güvenli hale getirilmeye çalışılsa da, o mesafeyi kat ederek karşıya geçmek yayalar için hiç de kolay olmuyor.
Öyle ki özellikle ilçesine gitmek için oradaki dolmuşa binmesi gereken bir yaşlının, elindeki poşetlerle yolun karşısına varması hayli meşakkatli bir durum.
Üstüne bunun engellisi, çoluk çocuğu, kucağındaki bebekle aynı çileyi çekeni de var.
Tüm bu insanlar dolmuşa ulaşabilmek için araçların arasında güvenli bir boşluk arıyor.
Hülasa…
Dolmuş düzenini sağladık derken, yayayı trafikte imtihan etmek çok büyük eksikliktir.
Aslında çözüm zor değil.
Bölgeye yürüyen merdivenli, asansörlü, engelli erişimine uygun modern bir üst geçit yapılabilir.
Bunu bilhassa vurgulayalım;
Öyle alelade bir demir köprüden bahsetmiyoruz.
Trabzon’a yakışır, estetikle uyumlu, uzun mesafeyi kolaylaştıran kapalı sistem bir üst geçittir kastımız.
Kaldı ki doğayla uyumlu, modern bir ekolojik köprünün hizmete sunulduğu bu şehirde bahsi geçen bir üst geçit de pekala yapılabilir.
★
Sözümüzü yineliyoruz.
Yeni dolmuş düzeni bu şehir için hayli gerekli ve doğru bir adımdır.
Ortaya konulan iradeyi de kimse küçümsememeli.
Lakin bu adımın güvenli, çağdaş ve insan onuruna yakışır bir yaya geçişiyle tamamlanması lazım.
★
“Mevcut yaya geçidini kullansınlar, ne olacak canım!” Diyerek bu mesele hafife alınmamalı.
Yarın “Yolcu, dolmuşa varamadı” Manşetlerini okumak istemiyorsak, bir an evvel bu eksiklik giderilmeli.
ORUCU BOZAN MI, MÜSLÜMANI BOZAN MI?
Mübarek Ramazan ayının ikinci günündeyiz.
Yüce Rabbimiz hep birlikte sağlık, sıhhat ve huzurla bizleri bayrama ulaştırsın.
★
Sofralar kurulup sahurlar yapılırken, televizyon ekranlarında her yılki rutin düzenin soruları var:
“Sakız çiğnemek orucu bozar mı?”
“Diş fırçalamak caiz mi?”
“Kolonya sürmek oruca zarar verir mi?”
★
Elbette dini meseleleri konuşmak önemli…
Lakin Ramazan’ı sadece mide üzerinden tartışmak, aslında Ramazan’ın ruhunu ıskalamaktır.
Zira oruç sadece aç kalmak değildir.
Nefsin bir nevi terbiyesi, dilin tutulması, kalplerin pisliklerden arınmasıdır.
Bundan mütevellit…
Gelin biraz da “Orucu bozar mı?” sorusundan çıkıp, Müslümanı nelerin bozacağı sualine yönelelim.
Bilgi artık elinizin altında…
Araştırın, göreceksiniz.
- Komşunun arsasından toprak arşınlamak Müslümanı bozar.
- İnsan haysiyetini iftiralarla zedelemek Müslümanı bozar.
- Kamu malından şahsi çıkar sağlamak Müslümanı bozar.
- Yalanı alışkanlık haline getirmek Müslümanı bozar.
- Olmayanı varmış gibi gösterip sağa sola ithamlar yağdırmak Müslümanı bozar.
- Adaleti işine geldiği gibi eğip bükmek Müslümanı bozar.
- Mazluma sırt çevirip güçlüye yaslanmak Müslümanı bozar.
- Riyakârlık yapmak Müslümanı bozar.
- Her haltı yiyip “Cuma namazına gidiyorum” Reklamlarıyla pantolon paçası kıvırmak Müslümanı bozar.
- Kalp kırmayı hafife almak Müslümanı bozar.
- Haksızlık karşısında susmak Müslümanı bozar.
- Gücü yetene sert, yetmeyene suskun kalmak Müslümanı bozar.
★
Hülasa efendiler.
Ramazan ayı yalnızca mideyi aç bırakma ayı değildir.
Ruhlara bir nevi MR çekmektir.
Bir ay boyunca aç kalıp on bir ay imanla arasına mesafe koyanın belki takvimi değişir ama elde edeceği netice değişmez.
Velhasıl…
Muhasebe iyi yapılmalı.
Çünkü o gün bir ay değil, bir ömür sorulacak.
★ ★ ★
Yazmak iyi gelir.
Bana;
“[email protected]” adresinden ulaşabilirsiniz.