Trabzon’un dar sokaklarında top oynayarak büyümüş çocuklarının, büyümüş de küçülmüş insanlarının hatıralarını bünyesinde barındıran, şehrin ortak hafızası sayılan ve günümüzde millet bahçesi yapılan Avni Aker’i ziyarete gittiğinizde, yalnızlığa ve nedensiz derin bir sessizliğe terk edildiğini görürsünüz.

Trabzon’un çocuklarının yaşanmış binlerce hatırasının saklandığı gizli hafızası kesinlikle Hüseyin Avni Aker Stadyumu’dur.
Emsallerine göre gösterişli bir yapı değildi belki ama bir şehrin çocuklarının hayallerini süsleyen, çılgın tezahüratlar eşliğinde yapılan alkışları işitmek isteyenlerin rüyalarına giren bir şehrin simgesiydi Avni Aker.

Bünyesinde barındırdığı yüzlerce yaşanmış acı tatlı hatıra vardı; hâlâ da unutulmayan.
Nice şampiyonluklar gördük,
sayısız kupalar kaldırdık seninle.
Unutulur mu sanırsın sevincimizden gülerken ağlamayı becerebildiğimiz o güzelim yıllar?
Yaşamın kaynağı insandır ama nihayetinde insan ölümlüdür.

İnsan ölünce belli bir süre sonra ister istemez unutulur gider. Hayat devam ediyordur, yapacak bir şey yoktur.
Oysaki şehrin gerçek hafızası ve sembolü olan, şehre katkı sağlayan, şehirle özdeşleşmiş ve şehrin simgesi olmuş binalar; bakımları yapıldığı sürece ölümsüz olmalıdır.
Aradan beş nesil değil, yirmi beş nesil geçse de insanlar geçmişe dair yaşamak istediği hatıraları, şehrin üst kimliği olmuş simge binalarını görmek; duvarlarına dokunarak, hissederek hafızasındaki anıları canlandırmak ister.

Avni Aker, son jenerasyon hariç bizim ve bizden önceki jenerasyonun yüzlerce hatırasının olduğu çok özel bir yerdi Trabzon’un gençleri için.
İlkokul çağımızda başlayan 23 Nisan törenlerinden, lise çağlarımızdaki 19 Mayıs törenlerine,
Trabzonspor’umuzun lig ve kupa maçlarını seyretmek için okulumuzdan kaçtığımız, derslerimizden feragat ettiğimiz günlere kadar çok şey ifade eder bu şehrin çocuklarına Avni Aker.
Avni Aker’in ruhu başlangıcından günümüze kadar bu şehrin çocuklarının genetik kodlarına doğuştan üflenmiştir, bilesiniz.

Bu şehrin geçmişten günümüze gelen idarecilerinin hemen hemen hepsinin eskiyi yaşatmak ve korumak yerine yıkmak gibi kötü bir huyu var maalesef.
Tarihi yıkmak, eskiyi yıkmak, hatıraları yok etmekle mazisini kaybeden şehir olduk resmen.
Futbolda Anadolu ihtilalini gerçekleştiren, devrimler yaratan; Süper Lig’e çıktıktan sonra kendi öz evlatlarıyla sekiz yılda altı şampiyonluk yaşamış takımın doğduğu yerdir Avni Aker.
Sadece o kadar mı? Değil tabii ki!
Özellikle maç günleri Avni Aker bu şehrin en önemli mozaiğiydi.
İçeride maç, dışarıda ise ne ararsan vardı. Köfteciler, sucular, simitçiler, karaborsacılar… Tam bir panayır yeri gibiydi Avni Aker.
Hemen yanı başında bulunan ve Avni Aker’le aynı kaderi paylaşarak yıkılan şehrin tek atış poligonunun dilleri olsa da konuşsa, göremediğimiz neler söylerdi belki de bizlere.

Yetmişli, seksenli yıllarda Avni Aker’de lig maçları gündüz saat 13.00’te, kupa maçları ise 12.00’de oynanırdı. Genç takım maçları ise lig maçlarından iki saat önce başlardı.
Pazar günü sabah erkenden kalkar, elimizdeki tepsilerde içleri hazırlanan kıymalı, peynirli yaptırma kuyruğuna girer; afiyetle yedikten sonra Avni Aker’e doğru yürümeye başlardık.
Sanki biraz önce peynirli, kıymalı yememişiz gibi; Avni Aker’in önündeki köftecilerden gelen mis gibi kokular iştahımızı yeniden açardı, tuhaf bir şekilde.

Maça girmeden önce bol soğanlı köfte ekmek yemek, maç havasına girmemiz için mecburiyetti sanki.
Kızgın güneşin ya da şiddetli yağmurun altında saatler geçirmek nedir bilmezdik.
Trabzonspor nihayet sahaya çıkardı. Çıkış tünelinin en başında kalecimiz ve kaptanımız Şenol Güneş’i görünce başlardık “Trabzon, Trabzon” diye avazımız çıktığı kadar bağırmaya.
Maç biter, galip gelir; gazımızı atardık. Yorucu ama sonu mutlu biten bir gün geçirmiş olurduk.

Artık bundan sonrası hafta sonu oynadığımız maçın kritiğini bir hafta boyunca yapmaktı.
O yıllar, günümüzün teknolojik imkânlarından yoksun olsak da ne kadar mutluyduk hepimiz, değil mi?
Avni Aker’i yıkmakla bir şehrin çocuklarının hayallerini de, yaşanmış hikâyelerini de yıkmış olduk maalesef.
Ne geçti elimize? Koskoca bir hiç.
Üzülmemek elde değil.
Yazık, çok yazık oldu.

Yarınlara ulaştıramadığımız, futbolda çağ açıp çağ kapatan bordo-mavili renklerine âşık olduğumuz Trabzonspor’umuzun doğuşuna şahitlik eden Hüseyin Avni Aker’e…
Kalbimde bir hayal kalıp hafızasını kaybeden şehir…
Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir.
Çok sürse de ayrılık, aradan uzun yıllar geçse de…
Biz sende olmasak bile,
sen bizim gönlümüzdesin
Avni Aker.
Kalın sağlıcakla.