İstanbul'da Beşiktaş maçını seyredenler bilirler seyirci atmosferinin nasıl olduğunu derbiye bu gücü arkasına alarak öne uzun derin paslarla başladı ev sahibi ekip.

Bordo mavililer ise Monaco gibi bir takımı dörtlemenin gururu ile kendine güvenli tedbirli idi ataklar karşısında bu ataklar Maxi Gomez'in golü ile kısa sürdü önce trübünler sonra Beşiktaş takımı bir balon gibi söndü adeta.

Atak oynama sırası Trabzknspor'a gelmişti adına yakışır futbol yoktu ama heyecanı hatırı sayılırdı bu maçın.

Şimdi İstanbul'da Beşiktaş'la berabere kalıp bir puan alman iyi değil çok iyidir.

Hani eskiden Allah sağlığinı versin Suat hocam içerde iki dışarıda bir derdi şimdi adına yenemiyorsan yenilme diyorlar.

Neyse dönelim maça Larsen'in kendi kalesine attığı gol talihsizlikti. Ancak Bardhi 'nin karşı karşıya atamadığı gol maçın kırılma anı idi.

Gelelim madolyonun diğer yüzüne Monaco gibi bir Avrupa'lı karşisında skor 1-2 oluyor yetmez deyip kendine yakışan bir şekilde rakibin üzerine üzerine gidip 4'lüyorsan defansı hangar gibi açık Beşiktaş karşısında rakibinin üzerine gitme yerine geriye çekilerek yana geriye oynuyorsa işte bu olmadı! Bu Beşiktaş'dan 3 puan hemde farklı şekilde alınmalı idi.

Bir daha hatırlatmak istiyorum belki Trabzonspor büyük kulüp olamamıştır ama hep büyük takım olmuştur. Dünya durdukça, bu sevda sürdükçe devam edecektir.

Birde yine hatırlatmakta yarar var. Kuruluşunu bile bildiğim takımımızın böylesine geniş bir kadroya sahipde olmamıştır. Ve Yusuf seni Abdülkadir'lere alttan geleceklere kulüp politikasını yönlendirenlere hep idol gösterdim yazılarımda Yusuf'lar çoğalmadıkça takımın iskeletini oluşturmadıkça kulübün geleceği aydınlık olmaz diye yazıp durdum. Sahi izlediğim Yusuf sen misin? Sen kendine hiç bakmaz mısın ? Yazık ki ne yazık!