Ekonomi toplumun tüm birimlerinde sınırlı kaynaklar ile kısıtlı şartlar içinde üretim, tüketim, alım, satım ve fiyatlandırma gibi konuları içinde barındıran toplumun temel bir sektörüdür. Aynı zamanda sonsuz ihtiyaçlar için kıt kaynakları kullanarak en verimli bir şekilde değerlendirilmesini inceleyen sosyal bir bilim dalıdır.

Burada eğitim, sağlık, giyim kuşam, gıda, kira, elektrik, internet, ulaşım, erişim, su, eğlence, turizm, barınma, ev cihazlarının tamiri, hasta ve çocuk bakımı, tiyatro, sinema ve toprak işleyip tarımsal üretim yapma, otomobil kullanma gibi çok bileşenli sosyal bir olgudur aile yani ev ekonomisi...

Bu ve daha birçok ihtiyaç vazgeçilmez olup, bunların aile ekonomisine bir maliyeti olduğuda ayrı bir realitedir...

Tüm bu giderlerin karşılanması sistematik bir gelirin devamlılığıyla sabit bir olaydır.

Aslında ihtiyaçların sonsuzluğu da dikkate alındığında hane halkı sayısıyla ilgili giderlerin karşılanması ve kaliteli bir hayatın yaşanması sınırlı bir gelirle olanaklı değildir. Durum böyle oluncada insanların tasarruf (faturalar, planlı alışveriş, eskimiş malzemeleri atmayarak dönüşüm ,çocukların tasarrufa alıştırılması, garanti kapsamındaki ürünlerin seçilmesi, bozulan eşyaların aile fertlerince tamir edilmesi vs.) etmeleri gelir durumu ne olursa olsun hesaplı davranmak artık bir tercih değil aşırı bir zorunluluk haline gelmiştir.

Planlama bir proje olup, aile içi olanı çekirdek özelliği taşımakla birlikte bütçenin doğru kullanılması az para harcamanın ötesinde, tasarruf ederek tüketim alışkanlıklarınıda kontrol etmek veya değiştirmeyi gerektiren bir zorunluluktur.

Yani ev ekonomisini yönetmek gelir kaynaklarına bağlı olarak en verimli ve israfsız olarak yürütülmesi ülkemizde geçim ekonomisinin zorunlu bir kuralı haline getirilmiştir. Aslında bu ve bunlara yönelik önlemler sıkıcı ve istenir olmasa bile mevcut ekonomik koşullar gereği önemsiz görülen bir takım harcamaların devreden çıkarılması dahi, ev bütçesindeki yükü azaltabilir.

Hane içinde çalışanlar olduğu gibi çalışmayanlarda olacağından, burada ki temel sorun gelir gider dengesinin bilinçli bir şekilde sürdürülmesiyle ilgilidir. Mevcut kaynaklar anlık değil uzun vadeli harcamaya göre planlanıp hane bazlı ekonomiyi sorun yaşanacak duruma sokmadan yürütmek olmalıdır.

Yani ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız (Ata sözü).

Ancak, gelinen koşullar gereği zorlanacak fazla bir olanak kalmamış olup, aralık ayında 0,89olan enflasyon ne oldu da ocak ayında 4,84 olarak bir ayda yaklaşık yüzde yedi yüz fark oluştu.

İnsanların ne çalışma gücü ve ne de gelir kaynakları en düşük emekli maaşı olan 20 bin TL'nin veya asgari ücret olan 28 bin TL'nin bu hızlı enflasyon sıçrayışıyla yarışması olanaksızdır. Zira çekirdek aile toplumsal kalkınma açısından önemli olup, bununda en büyük unsuru, ekonomi, kültürel ve sosyal açıdan toplumu tetikleyen etkileşimleridir.

Beslenemeyen aile fertlerinin hiç birinden yukarıda sayılan unsurları yerine getirmesini beklemek aşırı iyimserlik olup, aynı zamanda toplumunda olumsuz etkilenmesinin yolunuda açar ve her tütlü suç eğilimide burada ortaya çıkar.

Yani daha açıkçası beslenemeyen aile bireylerinin kendi aile içinde ve aile dışı toplumsal olaylarda olumsuz etkisinin arttığı rahatlıkla gözlenmektedir. Maalesef bugün toplumumuzda gittikçe ağırlaşan ve çocukluktan başlayan suç oranlarının yükselişi, cinayetler, hırsızlıklar, kara para tasarrufları, uyuşturucu eğilimlerinin artması, zina, sokaklarda kadınların katletilmeleri, vergi kaçakçılığı, sanal kumar ve daha bir çoğu gibi yaşanan travmalar ortamında nasıl olacakta aile bu yapısıyla ülkemiz kalkınmasına katkı verecektir.

Tabiki temel sorun iyi bir eğitimin verilmeyişi ve bilgi aktarımlarının sağlıklı olmamasının yanında Türk toplumunda aile içinde çok önemli bir yere sahip olan ev hanımlarının aile ekonomisi yönetimi anlamında ciddi bir şekilde eğitimden geçirilmemiş olmalarının önemi büyüktür.Yani ev ekonomisi aynı zamanda bir bilim dalı olup, burada ailede meydana gelecek sorunların çözülmesinde tüm bireylerin sorumluluğu vardır.

Aile ekonomisi özel olup çeşitli sayıdaki fertlerin ortak yaşamını oluşturduğundan genel ekonomideki gibi çok farklı bileşenleri bünyesinde taşımaktadır. Onun için yani ev ekonomisi muhakkak üniversitelerimizde iktisadın bir dalı olarak kapsamlı bir şekilde ders olarak verilmeli ve tüm meslek disiplinlerinde okutulmalı ki ailenin başta kendi ekonomisine ve genelde ülke ekonomisine kalkınma anlamında katkısı olsun.

Yani liselerde ve üniversitelerde meslek disiplini ayırmadan herkesin bu konuda eğitilip bilgilendirilerek, temelde insanın yeniden üretilmesine özel önem verilmesi ülkemizin geleceği açısından önem arzetmektedir. Ülke nüfusumuzun 86 milyon olduğu bir dönemde ekonomik şartlarında çok ağırlaştığı ve bir türlü düzeltilemediği ortadayken ve aileler derin bir çırpınış girdabına sürüklenmişken, her türlü seçenek denenmeli ve kalıcı çarelerin hayata geçirilmesi artık bir zorunluluk haline gelmiştir.

Onun için de bir aile ekonomisi bakanlığının veya maliye bakanlığı bünyesinde bir aile ekonomisi genel müdürlüğünün kurularak acilen bu sorun ele alınıp çözülmelidir. Aynı konuda gelişmiş ülkelerin deneyimlemelerinden de yararlanarak ülkemizin demografik yapısıyla örtüşen bir model oluşturulması çok faydalı olacak ve toplumun çekirdeği olan aile de sağlıklı, bilgili, eğitimli ve kaliteli yaşamın temelleri atılmış olacaktır.

Zira ekonomimizin her bakımdan ilerlemesi ve gelişmeside ev ekonomisi çalışmaları bir düzen içinde yürütüleceği için çok faydalı sonuçlar verecektir. Bu konu en kısa zamanda ele alınıp düzene sokulduğunda kırsal kesimde üretim artacak şehirlere göç azalarak, disiplinde kendiliğinden düzene girerek olay kurumsallaşacaktır. Sonuçta tolumun çekirdeği olan aile bazlı özne ülkemiz genelinde daha da güçlenerek toplumsal kalkınmadaki yerini almış olacaktır.