Ekonomi veya ekonomi politik, alternatifler bütünlüğü olup bu kavramın bileşenleri de birçok ayrıntıyı içinde barındıran seçim yapma hareketidir. Burada temel kriter, kaynakların sonsuz olmayıp kıt olmasıdır. Bu durum insanları bazen kolaycılığa sevk etmekte ve bu bakımdan sonuç alma daha zor olmaktadır. Zira insanlar ekonomik kaynakları bir araç olarak görüp amaçlarına ulaşmak için uğraşırlar ve sonunda araç ile amaç örtüşmeyince beklenen iş minimum bir karşılıkla sonuçlanır ve hedeflenen maksimizasyon gerçekleşemez. Yani minimum kaynak kullanarak maksimuma ulaşmak pek kolay olmadığı için bu anlamda yapılan hesaplar uzun vadeli olmamaktadır.
Demek ki üretim ve tüketim organizasyonunu planlarken hane bazlı geliri veya toplumsal gelir dağılımını iyi hesaplamak ve ona göre projeksiyonlar oluşturmak gerekmektedir. Aksi hâlde ileriye yönelik yılları da kapsayacak ve kesintisiz bir hızla ilerleyecek ekonomik bir kurgunun tüm boyutlarını objektif olarak, pazar payını da içerecek şekilde, günün koşullarıyla bağdaşık ve esnekliğe sahip bir yol haritasını zaman zaman revize ederek güncelleştirmek için can damarı oluşturulmalıdır. Aksi hâlde gelişme olmaz ve az gelişmişliğin sosyolojisi içerisinde kıvranarak yıllar gelip geçer ve zaman da her şeyi geçirir, sonuçta ortada hiçbir şey kalmaz.
Bu bağlamda Trabzon; üç bin yılı kapsayan siyasi, sosyal ve ekonomik geçmişiyle bilinen ve Doğu Karadeniz denince ilk akla gelen bir il olup, tarihî misyonu da bunu kanıtlayan bir kenttir.
Ticaret denince ilk akla gelen ticaret ve sanayi odası ve üyeleri olup; liman, havaalanı, sivil ve kamu kurumları, bölge müdürlüklerinin hinterlant merkezi olması, bölgenin sağlık üssü olması, kitlesel tarımdan ziyade stratejik tarım (çay, fındık), balıkçılık, hayvancılık, kooperatifler, AVM’ler, çay ve fındık fabrikaları, bankalar, inşaat sektörü, sivil meslek disiplinleri, şirketler ve turizm gibi birçok kurum ve kuruluş ilin ekonomisinin temel iç dinamikleridir.
Ancak tarıma elverişli alanlar gittikçe azalmakta, hayvancılık için önemli olan meraların elden çıkması, yabancılara toprak satılması, tüm su kaynaklarının HES’lere tahsis edilmesi; Arsin ilçesi Yeşilyalı’daki mobilya fabrikasının, yine Arsin Organize Sanayi Bölgesi’ndeki bölgenin en büyük mobilya fabrikasının, çimento fabrikasının, Et Balık Kurumu fabrikasının, Araklı’daki tuğla fabrikasının, Yomra’daki süt fabrikasının ve yılda iki milyon sebze fidanı üretim serasının, Işıklar Hidroelektrik Santrali’nin, Değirmendere’deki Ofluoğlu Bakır Sanayi’nin, Maçka yolu üzerindeki entegre fındık fabrikasının, Yomra’da Karsusana ait balık unu ve yağı fabrikasının, Dünya Ticaret Merkezi’nin, kırsal kesimdeki onlarca süt kooperatifinin, Düzköy’deki tohumluk patates üretim ve depolama istasyonunun, Arsin Organize Sanayi’deki bisküvi fabrikasının, Bosaş boru ve profil üretim fabrikasının, Değirmendere’deki un fabrikasının, Atapark’taki tütün işleme tesisinin, Petrol Ofisi yanındaki Katgüt (ameliyat ipliği üretim fabrikası), Gemasan Makine Sanayi, şarap fabrikası, sac galvaniz fabrikası, Vakfıkebir–Tonya yolu üzerindeki süt işleme fabrikası ve salyangoz işleme tesisinin tamamı kapanmış veya satılarak üretimi sonlandırılmıştır.
Görüleceği üzere ilimizde ekonomiye ciddi katkılar verip istihdam sağlayan ve binbir emekle kurulan bu tesisler, Cumhuriyet döneminden bugüne kadar tüm kazanımlar satılıp kapatılarak istihdam yok edilmiş ve işsizlik patlamıştır. Trabzon’un yerel ihtiyaçları bu üretim ünitelerinden karşılanırken, yerlerine hiçbir fabrika kurulmayarak ilimiz tamamen ülke içi veya ülke dışı üretimlerle baş başa bırakılmış ve bu anlamda ilimizden önemli miktarda para çıkmasına yol açmıştır.
Ayrıca ilimizde bulunan üç AVM ve ulusal market zincirleri vasıtasıyla milyarlarca para tamamen dışarı çıkmakta (hiçbirinin yerel vergi dairelerinde kayıtları yok), aynı şekilde banka şubeleri de benzer durumdadır. Bu hususları bir tespit olarak yazmamın yanında bir karşıtlığımın olmadığını da belirterek, ilimizden yerel ekonomiye katkısı olmayan devasa miktarda paranın dışarı çıktığını ifade etmek istememin haricinde bir amacım bulunmamaktadır. Onun için Trabzonlunun parası bu anlamda ilimiz için değil, başka illerin GSMH’sına yazılmakta ve Trabzon’un katma bütçeden alacağı pay azalmaktadır.
Durum böyle olunca da varlıklar olmasına karşın artan nüfus Trabzon’da geçimini sürdürememektedir. İşte tam da bu açıdan ilimizde kurulan bir sektör gelişip holdingleşerek borsada kâğıdı olan bir varlık gösterememekte olup, yukarıda açıklandığı üzere ya kapatılmakta ya da satılarak il dışından birileri için önemli kazanç hâline gelmektedir. Tarihî misyonu ve bölgesel gücü olan Trabzon, hakikaten gelişme yerine ekonomik açıdan devamlı küçülürken sosyal aktivite de gelişememektedir.
Aslında üretimin kesintisiz sürmesi bir planlama sorunu olup, devletin sorumlu organları devreye girmelidir. Olayın asıl çelişkili tarafı, bu kadar varlık kapatılıp satılarak yok edilirken yerine başka bir üretim ünitesi ilave edilmeyerek nasıl oluyor da 3. derecede kalkınmış bir il oluyoruz; bu husus anlaşılabilir değildir.
Garip olan ve anlaşılamayan bir diğer husus da 2008 yılında tütün üretiminin yasaklanmış olmasıdır. İlimizde 12 bin dönüm alanda tütün tarımıyla uğraşan binlerce çiftçi bir anda geçimini sağladığı ve birikim yaptığı bu üretim olanağından yoksun bırakılmış ve tütünden boşalan bu alanlarda da hiçbir üretim yapılmayarak gelir kaynakları ellerinden çıkmıştır.
Özetin özeti; Trabzon’un sanayi, tarım ve turizm yönünden sanki önü bilinçli bir şekilde kesilerek gelişmesi engellenip, dışarıdan gelen göç ile ilimizin demografik yapısının da değişimi planlanmaktadır. Netice olarak tarım, sanayi, ticaret ve turizm gibi ilin ekonomik katalizörü durumunda olan sektörler çırpınmakta ve bu anlamda yatırım yapılmayarak gelişmede yerel ve genel yetkililer ile siyasiler tarafından bu hususların aşılması için bir politika üretilmemektedir.
Hâliyle ekonomik çıkmaz derinleşerek devam ederken asıl sorumlu olan yerel idareciler de hiç ses çıkarmamaktadırlar. Bu durumdan tüm siyasiler, ili idare edenler, tüm sivil toplum örgütleri ve Trabzon özelindeki büyük sermayedarlar sorumludur. Konu iç dinamiklerce gündeme getirilerek kamuoyu oluşturulup bu gidişat durdurulamazsa, çöküntü önü alınamaz bir girdaba sürüklenir; çare aramak da fayda etmez ve güzel Trabzon’umuza yazık olur.