Günümüzde su ekonomik bir varlık olmakla birlikte canlı âleminin yaşamı içinde çok ciddi ve birincil stratejik varlıktır. Geçtiğimiz yıllarda çok önemli olan petrol artık yerini tarım ürünlerine yani dolayısıyla suya bırakmaktadır.

Daha açık bir ifadeyle insan yaşamındaki önemi ve tarım ürünlerindeki rolü gereği su artık önemini daha fazla hissettirmektedir. Su kaynakları aynı zamanda sürdürülebilir bir kalkınma ile doğanın dengesinin varlığı açısından da ağırlığını gün geçtikçe hissettirmektedir. Bu nedenlerden dolayıdır ki ileriye doğru uzanan yıllarda olası savaşların belirleyicisi olma ihtimali çok yüksek olan su da görünmektedir.

Gittikçe azalan toprakların kıt kaynaklara dönüşmesi üretimin sonu olmamakla birlikte, sulama devreye girmeden istenilen verimde alınamayacaktır. Onun için sulama yatırımlarına daha fazla bütçe ayrılması ile ancak tarıma elverişli topraklarımızın yarıdan fazlasını işletme kapasitesine ulaştırabilelim. Ancak; özellikle kırsal kesimde üretimde yoğun bir uğraş sarf edilirken tarımsal sulamada istenilen seviyeye gelinemediği için susuzluktan dolayı da önemli ürün kayıpları yaşanmaktadır. Nüfusu sürekli artan bir ülke olmamız nedeniyle bir an önce bu handikaptan kurtulmamız gerekmektedir. Buradaki temel sorun projelerin insana yatırım yapmaması yanında nitelikli iş gücü oluşturulamaması da yatmaktadır. Yani bu tarz projelerin kalkınma programlarında eğitim, örgütlenme ve katılım gibi bileşenler bir düzlemde buluşturulamıyorsa yani insan merkezli süreç yürütülemiyorsa başarı elde edilmesi de olanaksızdır.

Burada önemli olan tarımsal üretim tesisi ve bu üretimden yararlanacak insan olduğu için başarılı, etkin ve sürdürülebilir verimli bir sulamada yukarıda bahsi geçen üç unsurun rasyonel kullanımı çok önem taşımaktadır. Üretim toplumsal bir faaliyet olup, ekonomiye katkısını yoğunlaştırmak için tarımsal kalkınma projelerinin başarısız olması çiftçiyi tarımdan koparmaktadır.

Genelde ülke kalkınmasının sorunlarının çözülmesi için yürütülen kırsal kalkınma çalışmalarında temel sorun insan gelişimi ve geliştirme eksikliğidir. Zira tarımdaki çağdaş ve teknolojik gelişmelere adapte olmak, ayak uydurmak, fiziksel, yasal ve maddi önlemlerin eksiksiz devreye sokulması gerekmektedir. Bugün günümüzde kabul edilen ve önemsenen görüş; kalkınmayı hızlandırmak ve gelişme yönündeki değişimler ile dönüşümleri sağlamak için başta insanın geliştirilmesi gerekmektedir şeklinde ortaya konulmaktadır.

Onun için insanları bir an önce birey konumuna getirmenin temel unsurları da eğitim, katılım ve örgütlenme sağlanmalı ki bu anlamda çiftçimiz yeniden üretilmiş olsun ve o da üretimde başarılı olsun. Burada birçok girdi önemli olmakla birlikte en başta su gelmekte olup, sulama suyu kullanan üreticinin modern anlamda eğitimli ve öz güvenli olması gerekmektedir.

Yani insanlara verilen imkânlardan ve kaynaklardan tam kapasitede çok iyi yararlanması ve kaliteli bir yaşam düzeyine ulaşması eğitimle çok yakından ilgilidir. Milyonlarca işletmeden oluşan bir tarım sektörünün ahenkli bir şekilde yürütülerek insanların refahını düşürmeden yürütebilmek bu alandaki insanların ortak katılımlarının sağlanmasından geçmektedir. Şayet çiftçi bilinçli ise verimlilik, ekonomik ömür, bakım ve onarım masraflarının azalması ve toprakların muhafazası gibi hususlar gittikçe minimize edilerek tesisin geliri riske sokulmamış olur.

Tüm bunlara rağmen ülkemiz uzun yıllardır yatırımlar yapılırken çiftçilerin görüşlerinin alınmaması, teknik, ekonomik ve siyasi olarak uygun görülen her projenin merkezi otoritenin baskısıyla tepeden inme bir şekilde gerçekleşmesi çiftçiyi de projeden uzaklaştırmaktadır. Dünyanın hiçbir yerinde üreticinin bilgisi olmadan uygulanacak projenin çiftçinin önüne konularak işte yatırım sende bu koşullarda üreteceksin diye bir uygulama söz konusu olmamakta olup, ama bizde olmakta ve harcanan paralar da heba olmaktadır.

Hangi yatırım olursa olsun o projelerin muhataplarının fikirleri ve maddi olanaklarıyla örgütlülükleri dikkate alınmadan devreye sokulan hiçbir yatırım kârlı bir fikrin ürünü olmadığı uygulama aşamasında ortaya çıkmaktadır. Böyle olunca da neticede çiftçide güvensizlik oluşmakta ve harcanan emekler ile sermaye de heba olup gitmekte ve ortaya çiftçiye endeksli bir varlık konulamamaktadır.

Onun için her aşamada halkın veya üreticinin kendisini ilgilendiren konularda katılımın ve örgütlülüğün devreye sokulması gerektiği hâlde böyle bir ilke sürdürülmemektedir. Su varlığı açısından ortalama 500-550 milyar metreküp yağış potansiyeline sahip olan ülkemiz bölgede birinci ve dünyada ise onuncu sırada yer almasına karşın tarımsal sulamada hâlâ istenilen seviyeye gelememiş olmamız anlaşılabilir gibi değildir. Ayrıca mevcut ülke rezervlerimizin yarısı dahi kullanılamıyorsa demek ki tarıma yapılan yatırım oldukça düşük seyretmektedir ki dışa bağımlılığımız hâlâ devam etmektedir.

Tüm bunların başında sorun olan ve yanlış uygulamalara sebep olan, devlet sulama işletmeciliği, sulama kooperatifleri, sulama birlikleri ve mahalli idareler gibi çok başlılık yer almaktadır. Bu kadar farklı kurum ve kuruluşun yetkilendirildiği bir ortamda radikal bir tarımsal sulama uygulamasının yürütülmesinden olumlu sonuç alınamaz.

Onun için bu durumun tek merkezden yürütülen yasal bir statüye kavuşturulması bir zorunluluktur. Bu karmaşa hem birlikteliği hem de örgütlülüğü riske sokan bir sonuçtan başka bir şey olmadığı gibi eğitimin sağlanması da gerçekleştirilemeyecektir. Onun için başarının kuralları başarılı insan, eğitim, katılım, örgütlenme, nitelikli iş gücü ve ekonomiye daha fazla katkı sağlamaktan geçer. Bu bağlamda çiftçi ve teknik eleman eğitiminden, insan kaynağının etkin kullanılmasını sağlayacak ve çağdaş çiftçi örgütlenmesinden geçen bir yöntemin başarısızlığı söz konusu olamayacaktır.