Trabzon'un 18 ilçesi içerisinde Of ilçesi tarım ekonomisi açısından özellikle çay üretimi ve çay fabrikaları ile önemli bir yere sahiptir. Bu özelliği ilçeyi tanıtmakla birlikte isminin iki harfli olması da akılda kalmasını ön plana çıkararak kendi reklamını kendisi yapan bir ilçe olmuştur.

Dolayısıyla özelde çay üretiminin yoğun yapılması ilçeye yıllık olarak giren gayri safi milli hasılayı artırmakla birlikte, ticari sirkülasyonun gelişmesine katkı sağlamakta ve insanlar zorlu çay hasat sonunda elde ettikleri gelirden ötürüde kısmen mutlu olmaktadırlar.

Ancak çay tarımının girdileri işçiliği ve verilen emeğe rağmen bir kilo yaş çaya verilen fiyat, maliyet analizine dayanmadığından üreticiyi memnun etmemektedir. Tarım çok bileşenli bir uğraş olup, aynı zamanda birçok risklere açık olduğundan sorunlu bir üretim ve zor bir sektördür.

Aynı zamanda üretici emeğinin karşılığını alamadığı halde yinede toprağına olan bağlılığından dolayı üretime devam etmekte ve hane bazlı gelir ise belli bir ölçüde kırsal kesimde insanlara zoraki bir nefes almayı sağlamaktadır. Bu sorunlar ve emeklerinin karşılığı eksik değerlendirilen çiftçiler tüm kısıtlara karşın çekirdek aile yapısını bozmadan mücadeleyi sürdürmektedir. İlimizin en doğusunda bulunan bu ilçeler de temel uğraş ve geçim kaynağı tarım, turizm ve ticaret olup, zaman içinde bölge insanının özel mücadelesiyle turizm sektörüde yükselen bir trend mecrasına girerek, olumlu katkıları görülen bir aşamaya taşınmıştır.

Ancak çay tarımı ve minimize olmuş hayvancılık yok sayıldığında turizminde yeterli gelişmeden payını almasıda imkansızlaşacaktır. Onun için muhakkak çay tarımı dışında diğer tarım alt sektörlerininde devrede olması bölge turizmi açısından önemli bir katalizatör görevi görecektir.

Solaklı Vadisi'nin başlangıç kenti olan Of'tan yola çıkıldığında tarihi Hapsiyaş Köprüsü, Dernekpazarı ve Çaykara ilçesini müteakiben yol üç varyanta ayrılmaktadır. Aslında ilimizinde en büyük turizm trafiğini taşıyan bu havza en yüksek GSMH oluşturan lokal bir coğrafyadır.

Hatta İstanbul İğneada'dan Artvin'e kadar olan zon ile bölgenin kırsal kesimleride dikkate alındığında, oluşan bütünlükçü coğrafyada böyle bir çekim merkezi bulunmamaktadır. Çaykara ilçesinin çıkışından itibaren birinci turizm varyantı, Ataköy, Sultan Murat Yaylası, Bayburt Aydıntepe, Zigana, Maçka ve Trabzon, ikinci varyant; Uzungöl, Haldizen Vadisi yukarı havzasında Arpaözü ve Demirkapı Mahalleleri ile Karagöller, üçüncü varyant ise; Ataköy, Köknar Mahallesi, eski Rus Yolu Sıcaktaş Yaylası, Aydıntepe, Sultan Murat ve Parma Yaylası ve Çaykara güzergahıdır...

Geçen bu alanlar havza turizmini daha geliştirmek için safari amaçlı kullanabilirlik açısından yol ve sosyal tesisler yönünden oldukça müsaittir yine bu havzada zengin ve temiz su kaynakları yanında fotoğraf sanatçıları için harika doğa manzaralarıyla ayrı bir güzellik ve canlı varlıklar bütünlüğü taşımaktadır.

Onun için bu bölge turizm ve tarım açısından geniş anlamda bir çevre düzeni planıyla planlanarak ilan edilip, koruma kapsamı altına alınarak başka da hiç bir faaliyete de izin verilmeyip, ileriye doğru uzanan yıllar içinde de turizm ve tarım amaçlı kullanabilsin...

Su kaynakları açısından Solaklı Deresi ve onun yan kolu ve köknar mahallesinden (Eski belde belediyesi) gelen dere üzerinde HES'ler kurulmuş olup, deredeki su debisi düşmüş olmakla birlikte kırsalda gittikçe artan içme ve kullanma suyu sorunuda yaşanır hale gelmiştir. Bu bölge özelde Trabzon genelde ülkemiz için önemli olup, özellikle çok iyi bir havza planlaması yaparak doğal yapısının korunması vakit geçirmeden yasal bir hüviyete kavuşturulmalıdır...

Aslında Uzungöl merkezi ile Haldizen Vadisi, Demirkapı ve Arpaözü ile Karagöller'e kadar uzanan turizm vadisi için özel bir imar planı hazırlanmalı ve görsel açıdan çarpık yapılaşmaya son verilmelidir. Sorun aslında daha geniş bir perspektifden ele alınarak of ilçesinden başlayıp vadi deniz kodundan itibaren sözü edilen tüm varyantları ve dahasını içerecek şekilde güncellenerek kalıcı olarak düzenlenmelidir.

Uzungöl'ün çıkışına yapılmak istenen HES tartışmaları sonlandırılmalı ve bu havzada hiçbir HES projesine bölgenin geleceği için izin verilmemelidir. Zira izin verilen ve uzun vadede önemli sorunlar yaratacak tasarruflardan kaçınılmalı ki böyle bir alanda hem turizm ,hem tarım hem de HES ve benzeri oluşum zıtlıkları ve başarılar engelle karşılaşmasın.

Tüm bu sorunlar yaşanıp güncelliğini korurken hiç olmayacak bir faaliyet yani maden arama ve işletme olayı bu elit ve seçkin bölgeye yerleştirilmeye çalışılmaktadır .Son zamanlarda bu havzanın 4.sınıf maden ruhsatıyla ruhsatlandırılıp arama ve işletmeye açılmasının alt yapısı hazırlanmış olup, bu olay gerçekleştiğinde ortada ne tarım ne doğa ,ne su ve ne de turizm diye bir şey kalmayacak...

Topraklar da kullanılamaz hale gelecektir...

Zira Solaklı, Haldizen ve Köknar Vadileri'nde bulunan Dernekpazarı'nın yüzde yüzü, Çaykara'nın yüzde doksanı ve Of'un da yüzde doksanı 4.sınıf maden ruhsatıyla ruhsatlandırılmışlardır. Buradan hareketle ortaya çıkacak manzarayı tahmin etmek pekte zor olmasa gerek...

Özellikle bu bölgenin seçilmesi, ciddi anlamda yeraltı bakımından kıymetli cevherler olan, altın, gümüş, bakır, çinko ve kurşun madeni gibi yataklarının yoğun zenginlik ihtiva etmesinden kaynaklanmaktadır.

Onun için ilimizin bu güzel bölgesinin çalışkan, üretken ve yaratıcı olan insanlarının elinden bu doğal kaynakların alınmasına izin verilmemelidir. Şayet bu hususlar önlenemez ise bir arada yerleşik olarak yaşayan insanların gelecekleri ellerinden alınarak göç etmeye zorlanacaklardır.

Madenleri işleten firmalar kullanacakları kimyasallar ve çok tehlikeli olan siyanür gibi maddeler ortamın bitkisini, toprağını ve yerüstü yeraltı su kaynaklarınıda kullanılamaz hale sokacaklardır.

Sonuç olarak; Devletin bu konudaki yükümlülüğü koruyucu ve himaye edici olmalı ki bölge insanı denetimli faaliyetlerini devam ettirerek ülkemize yük olmasınlar...

Üretsinler, ürettikçe gelişsinler ve geliştikçe zengileşen daha güçlü ve istihdam yaratıcı bir sektör haline gelsinler. Zira devletimiz; çok seçkin ve verimli bir bölge kendi öz halkı tarafından kıt kaynaklar ve yoğun emek savaşımıyla oluşturdukları böyle bir olanağın maden ruhsatı verilerek ellerinden alınması değil, tarım, turizmin ve ticaretin daha fazla trend kazanmasına yönelik tüm alt yapı organizasyonlarını planlayarak çözmelidir.

Dahası bu insanlara ucuz turizm kredileri vererek dominant hale gelmeleri sağlanmalı ki insanlar daha üretken olsunlar yoksa yıllardır yerleşik düzende yaşayarak tarımla turizmle uğraşan insanların, birilerinin kasaları dolacak diye topraklarından yoksun bırakılmaları çıkar yol değildir...

Temel olan insanların karınlarının doyduğu yerde yaşamaları/yaşatılmaları devletin en öncelikleri görevleri arasındadır. Bunu beklemekte yurttaşlarımızın en öncelikli haklarıdır.