Sus diyor içimizdeki ses Susss...
Bizden saklanan çocukluğumuz aranıyor. Çocukluğumuz öyle saklanmış ki kimse bulamıyor.
Karanlıkta koşanlar düşer, çocukluğumuz karanlıkta koşuyordu, düşe kalka büyüdükçe bütün renkler hızla kirleniyordu.
Birinciliği yine beyaza veriyorlardı.
Şimdilerde her şey anılarda kalmış olsada hatırlayınca o güzel günleri özlememek ne mümkün.
Geçmişe dair ne kaldı ki elimizde acı tatlı hatıralardan başka.
Ne kadar yaşarsak yaşayalım hatırlayacağımız tek şey saf ve tertemiz çocukluğumuzdur.
Denizimiz artık yok, doğal plajlarımız yok, ilk saç tıraşı olduğumuz berberimiz yok, anne sütünden başka tek efsanemiz olan Arı mamamız yok, bakır sobalı, mermerden kurnalı hamamlarımızda yıkanırken kullandığımız beyaz sabunlar bile eskisi gibi artık köpürmüyor.
Evlerde kese yapma alışkanlığımız bile yerini şampuanlı duşlara terk edip gitti.
Ne bulursak giyelim yeterki top oynayalım dediğimiz sokaklarında özgürce dolaştığımız mahallelerimiz birer birer yıkılıp gittiler.
Her şeyi maddiyat düşünenler şimdilerde apartmanların on birinci katlarında balkonlarındaki saksılara maydanoz ekmeye çalışıyorlar.
Nerede bize ait yaşamımızın bir parçası olan tütün damlarımız ve sebze bahçelerimiz.
Tavukları ve horozları bile tanımayan çocuklarımız var.
Böcekleri ve kelebekleri artık belgesellerde seyreder hale geldik.
Fabrikasyon süt içmekten gerçek sütün ve bu sütten yapılan yoğurdun tadını unuttuk.
Fırınlarımız bile ekmek yapmıyor artık, iki çeşit olan ekmek çeşitlerimizin yirmi iki çeşide çıktığına aldanmayın, eski tad ve lezzet hiç birinde yok.
Tabiatın bize bahşettiği güzellikleri hep birlikte bilinçsizce yok ettik.
Hepimiz dört duvar arasındaki odalarımızda yaşamaya çalışıyoruz, sokağa çıksakta şehrin gürültüsü bizi boğuyor bir an önce evimize odamıza dönmek için can atıyoruz, pencereyi açıp nefes almak bile lüx oldu bizim için.

Mahalle aralarında arkadaşlarımızla saatlerce severek oynadığımız oyunları çocuklarımız bile bilmiyor.
Tecrübe mirastır kullanamazsan israftır derler.
Yeni nesile de bir şey öğretemeden geçti gitti hayatımız.
Oysaki ne güzel başlamıştık değilmi.
Bizim kuşağın yüzde sekseni evlerde ebelerin ellerinde dünyaya geldi, şimdiki özel ve modern hastahanelerin hiç biri yoktu.
Hijyen diye diye bağışıklığımızı kaybettik.
Doğal olan her şeyi modernizme terk etmekle hata ettik.
Sohbet etmeyi bile unuttuk, bir araya geldiğimizde konuşarak sosyalleşme yerine vatsaptan yazışmayı tercih eder hale geldik.
Saçlarımıza ak düşsede eskiyi ve saf duygusallığımız, çocukluğumuz aklımıza geldiği zaman gözlerimizden akan yaşlarımızın bizi teyit ettiğini unutmayalım.
Ne diyeyim, nasıl diyeyim bilemiyorum, kaybolanları geri getirme şansımız olmasa da olanı koruyabilme şansımız hala daha var.
Dünyayı gezsek de doğup büyüdüğümüz çocukluğumuzun geçtiği yer bizim için en değerli yerdir.
O yerde kesinlikle bizi biz yapan en önemli değer havasıyla suyuyla genetiğimize işlemiş, varlığımızın başlangıcı olan binlerce efsaneyi koynunda saklayan şehrimiz Trabzon'dur.
Trabzon'umuzu koruyup kollayalım, asırlara meydan okuyan kültürel mozaiğimizi daha fazla yok etmeyelim kaybetmeyelim.
Emin olun dünyanın hiç bir yerinde bizim memleketimiz gibisi yok.
Havasına suyuna taşına toprağına
Bin can feda bir tek dostuma
Her köşesi cennetim,
ezilir yanar içim,
Bir başkadır benim memleketim.
Kalın sağlıcakla...
