Plansız bir hayat artık iletişimin en üst düzeyde yoğunlaştığı günümüzde vazgeçilmez somut bir olaydır. En küçük bir planlamadan aile yapısı idaresine kadar ve daha geniş entegre sistemler gibi hususlara ait yerleşim planları başta olmak üzere en önemli konudur. Bu bağlamda devletlerin ve hükümetlerin ekonomi, üniversite, yatırım; üretim, insan kaynağı, sağlık, turizm, sanayi gibi daha birçok sektörel alanda yatırım planları vardır. Yani özet olarak bugünün uygar toplumunda plan ve planlama güncel konudur. Daha açık bir ifadeyle belirlenen hedeflere ulaşmak için neyin, nerede, ne zaman, nasıl ve kim tarafından yapılacağının tasarlanması ve organize edilmesi sürecidir planlama. Burada esas olan hedefe ulaşmak için planlanması düşünülen olayın hayata geçirilmesi anlamında atılacak adımların, yöntemlerin ve davranış biçimlerinin araştırma, inceleme ve analiz sonucunda olayın tasarlanıp organize edilmesidir. Buradaki temel kriter karışıklığı önlemek, zamanı verimli kullanmak ve sistematik olarak başarıya ulaşmak için oluşturulan bir algoritmadır. Bu bağlamda söz konusu tarım olunca özlenen ilerleme ve gelişmenin sağlanabilmesi için mutlaka planın şart olduğu tartışma götürmez bir gerçekliktir. Bir zamanlar ülkemizde beş yıllık planlardan oluşan, akılcı, gerçekçi ve son derece başarılı ve ahenkli çalışma dönemleri vardı. Hatta birinci beş yıllık plan dönemi ve ikinci beş yıllık plan dönemi gibi kitaplara konu olmuş uzun uzun anlatılan dönemleri de ülkemiz yaşamıştır.
Kuşkusuz bu planlamalar güzel şeylerdi ve yapılan işlerin ülke kalkınması, insan refahındaki belirgin göstergeler bir şeylerin doğru düşünülüp kârlı planlandığının hayata geçmiş hâliydi. Yani ülke ekonomisinin hangi yollardan geçeceği, hangi dönemlerde neler yapılacağı planlanıyordu. Ve dönem sonunda öngörülenlerden gerçekleşen ve gerçekleşemeyen konular ele alınıp tartışılıyor, sonraki dönemlerde daha ciddi hesaplamalara dayanan kararlar alınıyordu. Böyle olunca da planlı çalışma düşüncesi de adım adım yerleşiyordu. Ne olduysa 1950-1960 döneminde bir başbakan çıktı “Bize plan değil, pilav lazım” dedi ve işler birden karıştı. Bu anlamda planlı dönemden plansız anlayışa geçişin yolu açılmakla birlikte yeniden kişilerin ya da tek kişinin güdümünde yönetim biçimi ülkede kol gezmeye başladı. Kâğıt üzerinde planlar yazılıp çiziliyor ancak anahtar tek kişinin elinde bulunuyordu. Parti amaçlı politik görüşlere keyfî idare böylece ülkenin zararına fakat belli bir topluluğun yararına ağırlığını hissettiriyordu. Daha sonraki dönemlerde kimi insanlar ve planlı çıkışlar yapılarak konu gündemde tutuldu ve ülkemizde bir Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kuruldu. Ancak iktidarlar bu teşkilattan hoşnut olmadıklarını zaman zaman telaffuz etmekten de geri kalmadılar.
Zira bu kuruluşun etkinliği iktidarların yani hükümetlerin kendi görüşlerine uygun yolda, kendi dediklerini yapacak kişilerin DPT’nin başına getirilmelerine tüm ülkemiz tanık olmuştur. Böyle olunca da sektörel bazlı planlamalardan uzaklaşılarak ülkemiz günübirlik düşüncelerin tahmin edilemeyecek ölçüde, karmaşık tasarruflarına evrilerek çağdaş anlamda gelmesi gereken ile olması gereken aşamaya bir türlü gelememiştir. Artık günümüzde bu geçmiş plansızlıkların yarattığı sorunları ve sıkıntıları aşarak dünyada hızla yarışan devletler arasındaki yerimizi almak bir zorunluluk olmalıdır. Ve bu şekilde ancak birçok konuda dışa bağımlı olmaktan ülkemizi kurtarmış oluruz. Onun için bir an önce normal planlama dâhil mega planlama dönemini başlatmalıyız. Planlama çalışmalarının başarıya ulaşması için ülkemizin tüm sektörlerinde en azından mevcut durumların tespit edilip, birer master planlarının hazırlanarak (ortalama on yıllık) bu duruma göre önümüzü görüp, kalkınma planlarımıza hız vermeliyiz. Yoksa gelişen ve geliştikçe değişen yeni dünya düzeninde yerimiz dışa bağımlı olmaktan ileri gidemez. Bulunduğumuz coğrafyanın jeopolitik durumu ile savaşların devamlılığını da dikkate aldığımızda, gittikçe yığınlaşan riskleri bertaraf etmek için buna mecburuz.
Yoksa sektörel endeksli temel ihtiyaçların ön plana çıkarılması diğer ihtiyaçları öteleyeceğinden, dışarıdan ithalat bize planlama fırsatı vermez ve bağımlılığımız da gittikçe artar. Onun için planlı bir sistem temel çıkış olacağından kuvvet alacağımız tek varlığımız vatan toprakları olup, bunun geçmişte övünç verici onurunu yaşadığımızı geriye bir akıl yürütmekle görebiliriz. Bu bağlamda planlamayı kâğıt üzerinde karalayıp, kamu ve özel sektör kuruluşlarına ne hâliniz varsa görün diyemeyiz. Devlet olarak üzerinde yaşadığımız vatan topraklarının tarımdan sanayiye, turizme, eğitime, teknolojiye, sanata, sağlığa velhasıl tüm ekonomik alanlara kadar uzanan kapsayıcı ve kucaklayıcı durumda planlama sürekli diri tutulmalı, ilerleyişinden de taviz verilmemelidir. Yani her sektör kendi içinde planlanmalı ve iç çelişkileri giderilmeli ki ekonomikliği görülsün ve dünyayı arkadan takip etmeyelim. Bir elbise giyeceksek ki giymek zorundayız o hâlde elbiseyi patlatmadan giymeliyiz ki vücudumuza tam otursun. Yani elbiseyi diken terzi yıllar geçtikten sonra diktiği elbiseyi inkâr etmesin. Artık gelinen aşamada görülüyor ki herkes şikâyetçi, o hâlde soru şu, şikâyetçi olmayan ayağa kalksın.