Yaylalar, Karadeniz'in nice çınarlarının baba ocağı olmuştur.
Artık hikayelerde yaşayan yaylacılık gelenekleri de yavaş yavaş kaybolmaya yüz tutmuş.
Ama yine de bu geleneği sürdüren eski insanlarımız var.
Haziran Ayı'nın başında başlayan yaylalara göç, havaların ısınmasıyla yeşeren en güzel ot hayvanlar için bir ziyafete dönüşüyor.

Süt, yağ ve peynirin en güzelini burada yapmaya başlıyor yaylacılar. Kışın yaklaşmasıyla da en yakın köylerini dönmeye başlıyorlar.


*

Dünyanın en güzel yaylalarında geçirilen dört aylık süre sonunda kışın habercisi olan vargit çiçeği beyaz renkte açmaya başlıyor. “Artık hazırlan!” demek istiyor doğa ana. Mora dönüşmesi ile de “Artık dön köyüne!” diyor doğa.
Benim filmim de burada başlıyor.
Ağasarlı çoban Ümit; ailesi ve sürüsü ile 5 aydır Kadırga Yaylası’ndadır. Ekim ayının ortalarına doğru hava soğumaya başlar. Kar kendini göstermeye başlamıştır. Vargit çiçekleri de açmıştır. Artık köye dönme zamanı gelmiştir. Önce ailesi ve büyükbaş hayvanlarını bir kamyonla köye gönderir.
Kendisi de üç gün sürecek köye yolculuk hazırlığını yapmaya başlar.
Koyun sürüsünü hazırlar. Zor bir yolculuk olacağı için çok sevdiği Kalecik Köyü’nden can arkadaşı Coşkun’u beklemeye başlar.

Yörenin bir insanı olan Ağasarlı Coşkun, nam-ı diğer Garabalta. Bu yayla dönüşlerinde arkadaşı Ümit’e destek olmak için Zigana’ya kadar gelip 6 saat yürüyerek kadırgada ki arkadaşı Ümit’in yanına varır.
Ama bu sefer Garabalta’nın yanında bu dönüşü hikayeleştirmek isteyen bir arkadaşı da vardır. Onlarla beraber 3 gün boyunca olacak fotoğrafçı yazar Varol Uzlu da vardır.

*

72 dakika olacak olan bu film belgesel bir sinema tadında olacak.
Amacım; yönetmenliğini ve oyunculuğunu da yapacağım bu filmle memleketin güzel naturası ile beslenen basit bir hikayeyi görsel bir şölen ile izleyiciye aktarmak olacak.
Farklı bir sinema türünü, kendi yorumum ile iki çobanın doğal yaşamını film kareleri gibi işleyeceğim.
Çok zor bir iş yapacağımı biliyorum.
5 günde bir film çekmek zorundayım.

Çok geri dönüş şansımız yok.
İyi bir ekip le çalışacağım.


*

Gelecek olan yeni nesle bir şeyler bırakalım diye çırpınıyoruz.
Bunu yaparken karşılığını düşünmüyoruz.
Meta’nın hesabını yapmıyoruz. Sadece bizi destekleyen birkaç iyi adam olsun yeter diyoruz.
Bu coğrafyada binlerce renk ve çeşitli bitkinin; yağmurların, sisin, masmavi gökyüzünün içimize sinmiş güzellikleri vardır. Keşfedilmeyi bekleyen bir sürü zeki ve güzel insanımız da var.
Çok zor bir iş yapacağım bunu biliyorum.
Bütün paramı harcayacağım, belki de epeyce de borçlanacağım.
Hiç umurumda değil.
Para kazanmayacağımı biliyorum.
Önemli olan bir eser daha ortaya çıkartmak.
İlk filmim Mahalle Maçı çıraklık eserimdi.
İmkansızlıklarla çektiğim bu film halen bu ülkenin en iyi futbol belgeselleri arasında.
Bundan büyük mutluluk olabilir mi?
Bizim ruhumuz mal-mülk-para edinmeyle mutlu olmaz.
İnsanlık için bir şey yapmayla mutlu olur ancak.

Hayata tutunmamızı sağlayan bu işleri bırakırsak biz ölürüz ve dünya ölür.
“Haydeee...”, “Vargit… “ diyerek bütün olumsuzluklara rağmen kalfalık eserim olacak olan bu filmi çekeceğim.
Var olmak için…