Bu yazı bir “iman ilanı” değil.
Bir davet de değil.
Bir sorgulamanın ilk durağı.

Uzun zamandır kendime şu soruyu soruyorum:
Kur’an gerçekten sıradan, rastgele, savruk bir insan ürünü mü?
Yoksa bu cümle, konuyu kapatmak için söylenen kolay bir ezber mi?

Bunu cevaplamak için kanıt avına çıkmadım.
Çünkü bazı metinler, kanıtla değil davranışıyla konuşur.

Kur’an’ı bu gözle okumaya başladığımda şunu fark ettim:
Bu metin kendini merkeze koymuyor.
Yazarını öne çıkarmıyor.
Okuyucunun onayını aramıyor.

İkna etmeye çalışmak yerine, sizi açığa çıkarıyor.

İnsan ürünü metinler genelde iki yerde açık verir:
Ya çağının bilgisini taşır ve zamanla eskir
ya da yazanın psikolojisini ele verir.

Kur’an’da ikisini de net biçimde göremiyorum.

Ne bilim kitabı gibi konuşuyor
ne de masalsı bir mitoloji kuruyor.
Yanlışlanabilir teknik iddialardan bilinçli biçimde kaçıyor
ama doğaya, insana, zamana dair güçlü bir bakış açısı inşa ediyor.

Bu yüzden vardığım yer şu oldu:
Kur’an’ı kaynağını okuduklarım ve anlatılanlar dışında bilmiyorum.
Ama onun sıradan, rastlantısal, savruk bir üretim olmadığına dair
ciddi gerekçelerim var.

Bu noktada “aşkın bir kaynak” fikri,
bilimsel bir kanıt değil elbette.
Ama mevcut açıklamalar arasında
en az zorlanan ihtimal olarak duruyor.

Bu beni korkutmadı.
Çünkü Kur’an korkuyla konuşmuyor.
Sorumlulukla konuşuyor.

Ve burada asıl soru değişiyor.

Artık mesele “Yaratıcı var mı?” değil.
Mesele şu:

Eğer varsa, benden ne istiyor?

Cevap şaşırtıcı derecede sade:
Merkezde olmadığını fark etmeni.
Özgürlüğünü sorumlulukla taşımanı.
Niyetini temiz tutmanı.
Adaletten sapmamanı.
Ve düştüğünde yönünü yeniden bulmanı.

Bu yüzden Kur’an sadece “iyi insan olmayı” yeterli görmüyor.
Çünkü iyilik, ölçüsüz bırakıldığında keyfe dönüşebiliyor.
İbadeti bu yüzden önemsiyor:
Yaratıcının ihtiyacı olduğu için değil,
insanın dağılmaması için.

Teslimiyet burada düşünmeyi bırakmak değil.
Teslimiyet, kendini mutlak merkez sanmaktan vazgeçmek.

Ben bu yazıyı yazarken şunu söylemekle yetiniyorum:
Kur’an beni kör bir kabule zorlamıyor.
Ama acele bir inkâra da izin vermiyor.

Bu yüzden onu ciddiye alarak,
sessizce, gösterişsizce, samimi bir biçimde
hayatımı yeniden hizalamayı
meşru bir seçenek olarak görüyorum.

Bu bir sonuç değil.
Bu bir başlangıç.

Ve bazen bir metnin yapabileceği en güçlü şey de budur.