Bazı kelimeler vardır.
İlk kez duyduğunda yabancı gelmez.
Herkes kullanır, herkes konuşur.

Ama ne olduğu bilinmezse, hızla yanlış anlaşılır.

“Yapay zekâ” mesela.
Kimine göre insan gibi düşünen bir akıl,
kimine göre gizli bir güç,
kimine göre kontrol eden görünmez bir el.

Oysa yapay zekâ,
kurallarla eğitilmiş bir sistemden ibarettir.

Anlamı bilinmeyen her kelime gibi,
korku üretir, gerçeği gölgeler.

Tengri, kut, töre de böyledir.
Tanıdık gelirler ama doğru anlaşılmazlarsa,
hakikati anlatmak yerine onu örterler.

Türklerin inanç yolculuğu da işte bu kavramlarla doludur:
Tengri, kut, töre, Orhun Yazıtları…

Bunlar sadece tarih terimi değildir.
Bunlar, Türk zihninin Tanrı’yı, gücü ve adaleti nasıl anladığını anlatır.

İşte bu yüzden önce kavramları doğru anlamak gerekir.


Tengri nedir?

Tengri, Türklerin yaratıcı dediği varlıktır.

Ama bugünkü anlamda:

  • İnsan biçimli bir tanrı değildir

  • Heykeli yoktur

  • Resmi yoktur

  • Tapınağı yoktur

Tengri:

  • Tektir

  • Üstündür

  • Her şeyi kuşatır

  • Doğanın kendisi değildir, doğanın üstündedir

Gök, Tengri’nin kendisi değil; işaretidir.

Bu yüzden Türklerde:

  • Güneş tanrısı yoktur

  • Ay tanrısı yoktur

  • Dağ tanrısı yoktur

Doğa kutsal değil, emanettir.

Bu çok önemli bir ayrımdır.


Peki “kut” nedir?

Kut, Türklerde en çok yanlış anlaşılan kavramlardan biridir.

Kut:

  • Şans değildir

  • Talih değildir

  • Güç hiç değildir

Kut şudur:
Tanrı’nın bir yöneticiyi, adaletle yönetmesi şartıyla desteklemesi.

Yani:

  • Bir kağan Tanrı değildir

  • Yetkisini Tanrı’dan aldığını düşünür

  • Ama bu yetki şartsız değildir

Eğer kağan:

  • Zulmederse

  • Adaleti bozarsa

  • Töreyi çiğnerse

Kut geri alınır.

Devlet yıkılır.
Kağan düşer.

Yani Türklerde iktidar:

  • Kutsal değildir

  • Sorumludur


Töre ne demektir?

Töre, “gelenek” değildir.
Töre, “örf” hiç değildir.

Töre:

  • Adaletin ölçüsüdür

  • Doğrunun sınırıdır

  • Gücün çizgisidir

Kağan da, halk da töreye uymak zorundadır.

Kim töreyi bozarsa:

  • Haklı olsa bile haksız duruma düşer

  • Güçlü olsa bile meşruiyetini kaybeder

Bu yüzden Türklerde denir ki:

“İl, töre ile tutulur.”

Yani devletin temeli:

  • Ordu değil

  • Soy değil

  • Zenginlik değil

Adalettir.


Orhun Yazıtları neden önemli?

Orhun Yazıtları, Türklerin bıraktığı ilk yazılı metinlerdir.

Bu yazıtlarda çok net bir şey görülür:

  • Kağan kendini Tanrı yerine koymaz

  • Başına gelenleri Tanrı’nın lütfu ya da uyarısı olarak anlatır

  • Halkına hesap verir

En çarpıcı ifade şudur (anlam olarak):

“Tanrı buyurduğu için kağan oldum.”

Ama devamı daha da önemlidir:

“Halkı açken doyurdum, çıplakken giydirdim.”

Yani yaratıcıya yakınlık,
sadece dua ile değil,
halkı korumakla ölçülür.

Bu, ahlâk merkezli bir yaratıcı anlayışıdır.


Peki Türkler İslam’la ne yaşadı?

Türkler Müslüman olduğunda:

  • Yaratıcı kavramı yıkılmadı

  • Ahlâk çöpe atılmadı

  • Düzen bozulmadı

Tam tersine…

İslam geldi ve dedi ki:

  • O tek yaratıcının adı Allah’tır

  • Adaletin hesabı vardır

  • Güç imtihandır

  • Zulüm cezasız kalmaz

İslam:

  • Tengri fikrini yok etmedi

  • Arındırdı ve netleştirdi

Bu yüzden Türkler:

  • İslam’a girerken direnmedi

  • Uzun uzun tartışmadı

  • “Bu bize yabancı” demedi

Bir tanıma duygusu yaşadı.

Bu zihinsel altyapı, Türklerin İslam’la temasını da belirledi.


Türkler İslam’la ilk kez savaş meydanında değil,
hayatın içinde karşılaştı.

İpek Yolu’nda ticaret yaparken,
Müslüman tüccarın sözüne sadakatini gördüler.

Sınır boylarında askerî temaslarda,
Disiplinli ama ölçülü bir güçle tanıştılar.

Komşuluk ilişkilerinde,
Hesap bilinci olan bir ahlâk fark ettiler.

Ve zihin şunu söyledi:

“Bu yaratıcı anlayışı bize yabancı değil.”

Sonra karar geldi.
Bu karar, önce bireylerde, sonra devlet aklında şekillendi.

Karahanlılar döneminde yaşanan şey ani bir “din değişimi” değildi.
Zaten tanıdık gelen bir inancın resmî olarak kabul edilmesiydi.

Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han,
İslam’la önce bireysel temas kurdu.

Tüccarlar, dervişler ve Müslüman komşular aracılığıyla tanıdığı bu din,
onun zihninde töreyle çatışmadı.

Çünkü İslam:

  • Tek Tanrı diyordu

  • Adaleti merkeze alıyordu

  • Gücü sorumlulukla sınırlıyordu

Satuk Buğra Han Müslüman olduktan sonra,
İslam’ı zorla yaymadı.
Ama devlet düzenini yavaş yavaş
bu yeni ahlâk ve hukuk anlayışına göre şekillendirdi.

Böylece Karahanlılar:

  • İslam’ı kabul eden ilk büyük Türk devleti oldu

  • Töre, şeriatla çatışmadı

  • Yerini buldu

İdil Bulgarları bunu açıkça ve bilinçle ilan etti.
Selçuklularla birlikte Türkler sadece Müslüman olmadı;
İslam’ın yükünü omuzladı.

Halifeyi korudu.
Düzeni sağladı.
Adaleti taşıdı.

Bu bir tesadüf değildi.
Bu, uzun bir hazırlığın sonucuydu.

Çünkü İslam, Türklerin yaratıcı anlayışını yıkmadı.
Onu isimlendirdi.
Ahlâkı hesapla bağladı.
Vahyi koruma altına aldı.

Bu yüzden İslam, Türkler için yeni bir din olmadı.
Son söz oldu.

Belki de bu yüzden şunu söylemek yanlış olmaz:
Allah, Türklere İslam’dan önce de dokunmuştu.

Ve bu yolculuk, Allah’ın şu sözleriyle anlamını bulur:

“Biz her ümmete mutlaka bir uyarıcı gönderdik.”
(Nahl 16:36)

“Allah bir kavmin durumunu, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez.”
(Ra‘d 13:11)

“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim.”
(Mâide 5:3)

Türklerin inanç yolculuğu işte bu ayetlerin arasında yürüdü.
Ve bu yüzden İslam, onlar için
son söz oldu.