Tarım ürünleri topraktan ve hayvansal faaliyetlerden elde edilen işlenmiş ve sanayi ürünü formuna dönüşmüş ürünlerden ibarettir.
Buradaki temel kural, ihtiyaçlar sonsuz olduğundan tek düze bir tüketimden daha ziyade çeşitliliği artırarak ürünlerin pazar şansı kabiliyetlerine dayanmaktadır.
Bu sistem bir değerler zinciri olup, her sosyal seviyeden insanın gıda gereksinimlerini karşılamaya yönelik olmasına rağmen, marketlerde binlerce kalem ürünün arz edilmesi işin kontrol mekanizmasınıda zorlaştırması ile birlikte, hizmet etiği maalesef kar marjı nedeniyle fire vermeye devam etmektedir.
Sonuçta serbest piyasa koşullarını gerekçe gösteren şirketler, kendilerince oluşturdukları tasarrufların arkasına sığınarak veya desteğini alarak istedikleri ortamı oluşturup, beslenmeyle ilgili bu hassasiyeti acımasızca çıkarları için kullanmaktadırlar Yani raflarda yer alan ürünleride istedikleri fiyatlardan satmaktadırlar.İnsan hayatının birinci şartı beslenme ile ilgili olup ,bu temel ihtiyacı tarladan markete kadar olan sirkülasyonda sömürü düzenini devam ettiren tüketiciler mağdur olmakta ve çiftçiler ise tarımdan kopmaktadırlar.
Bu ulusal mesele onlar için sorun olmamakta zira ülke içinden alamadıkları ürünleri, ithalatla alacakları garantisinide rezervde tutmaktadırlar. Bu garip durum hiç bir şekilde durdurulmamakta zira ithalat kotalarının düşürülerek Türk çiftçisinin yokolması pahasına kasalarını daha fazla dolduracakları bir düzen ve zihniyet bilinçli olarak oluşturulmuş bir proje gibi izlenim vermektedir.
Böyle bir düzende çiftçi zarar etmiş, girdi fiyatlarını karşılayamaz olmuş, bankaya borçlanmış, icralık olmuş, yıllarca uğraştığı ve ürettiği kültür elinden gitmiş, bağını bahçesini bırakmış ve başka alanlarda iş aramaya başlamış olması gibi üretim sektörünün sonunun geliyor olması, kimsenin dikkatini çekmediği gibi çiftçinin bu içler acısı durumuda cılız bir gündemin dışında etkili bir şekilde ele alınmamaktadır.
Tohumdan gübreye, fideden fidana, akaryakıta ,elektriğe suya, iş gücüne ve kredi gibi daha birçok olanağı kullanarak üretim yapmak için çiftçi çırpınırken, yalnızlaştırarak içinden çıkamayacağı bir girdaba sürüklenmektedir.
Tarladan beş veya on liraya alınan bir ürün pazar ve marketlerde 350-400 TL'ye satılmakta hayvansal ürünlerin yanına yanaşmanın telafuzu dahi yapılır olmaktan çıkmıştır. Durum daha vahim olmaya doğru giderken dünyadaki tüm ülkeler tarımsal üretime ve fiyatlarına müdahale etmekte ve tarım stratejik bir sektör olduğu için ön plana çıkaracak tüm önlemleri almaktadırlar.
Üreticilere istikrarlı bir şekilde emeğinin karşılığını garantileyen gelir vermekle, kırsal kalkınma kesintisiz devam ettirilmekte, bölgesel kalkındırmayı artırmakta, havza projelerini sürekli bir bütünlüğe taşımakta, şehirlerdeki tüketicilere bizzat güvenilir gıda ve göreceli ucuz fiyattan sağlama çabasını amaçlamakta ve sürdürmektedirler. Bunların yanında sanayileşmiş ülkeler üretim fazlası oluşturarak ihracata yönelik dış satış gerçekleştirirken, bizdede fiyatlar daha yükselsin diye patates ve bazı hububatlar depolarda çürütülmektedir.
Yapılan bir araştırmaya göre Avrupa birliğinde sanayinin yüksek katkı payına karşı, çiftçinin refahını geliştirmek için verilen sübvansiyonlar üreticilerde sermaye birikimi oluştururken, ülkemizde bu durum azalmış ve üreticilerimiz banka kredisi-icra daireleri arasına sıkıştırılarak tarımdan kopartılmaktadırlar.
Ülkemizde 2025 yılının mazot gübre desteği dönüme 310 TL olup, bu marjinal destekle bugünün fiyatlarına göre ancak 12 kilo gübre alınabilmektedir. Haliyle durum bu kadarlada kalmayıp yıllık gayri safi gelirin yüzde biri çiftçiye yasal olarak verilmesi gerekirken verilmeyerek çiftçiye tabiri caizse üretme ve hazır tüketici ol denilmektedir. Yani ülkemiz tarım ürünleri ithalat ve ihracatında bir denge oluşturamamış, neticede eğilim ithalat ağırlıklı seyretmeye başlamış ve de devam etmektedir. Halbuki yüksek oranlı bir sübvanse uygulandığında hem iç piyasa düzelecek ve hemde ihracatta tarım ürünleri ağırlık kazanacaktır.
Burada güçlü bir koruma politikası oluşturarak olay güncellenmeli ve gereksinimlere göre sübvansiyon uygulaması devreye sokulmalıdır. Tüm bunlara karşın ülkemizde fiyatlar takip edilmemekte ve sübvansiyonun çok altında tarımsal ithalat yapılarak türk tarımına darbe vurulmaktadır. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı ülkemizde çiftçimize verilmeyen destekler ve sübvansiyonlar ithalat dolayısıyla yabancı ülkelerin çiftçilerinin kasalarına akmaktadır. Gıda maddeleri insan sağlığını ve yaşamını doğrudan etkileyen unsurlar olduğundan hiç bir devlet bu konuda dışa bağımlı olmayı istemez. Onun için tarih boyu tarımda korumacılık varolmuşken, şimdilerde ise ülkemiz dışa bağımlı hale gelmesi, alınması gereken önlemlerden uzak durulmasının sonucudur.
Bu bağlamda dünyada gelişmiş ülkelerin tarımda almış oldukları önlemler en kısa zamanda ülkemizde de devreye sokularak çiftçinin korunması, ithalat kotaların artırılması, sübvansiyonların yükseltilmesi, piyasa denetiminin tarladan markete kadar kesintisiz kontrol edilmesi, desteklemelerin artırılarak ürüne verilmesi ve tarım sanayı entegrasyonunun dengesinin oluşturulması önemli olup, bunlar sağlandığında insanımız ucuz ve kaliteli gıdaya erişimde sorun yaşamayacak çiftçilerimizde üretime devam edecektir.
Devlet planlı proğramlı yönetilen milletin teşkilatlanmış bir örgütü olup, gübrenin tonu yaklaşık 30 bin TL'yi bulmuşken bu şartlarda hangi üretici bu riskin altına girerek zararına üretim yapar?
Hazır gübre fabrikaları yok pahasına satılırken bu günlerin projeksiyonları yapılsaydı, şimdi sızlanacak bir gerekçe olmazdı. Tüm bu koşulların düzeltilmesi için ülkemiz tarımı her gün gündem olmasına karşın alınan marjinal önlemlerde toplumsal karşılık bulmamaktadır.
İçinde bulunduğumuz yılda gıda fiyatlarının beklenmedik artışlar gösterceği konusunda bazı emarelerin altyapısının şimdiden savaşa endeksli olarak hazırlanıyor olması, geçmişte yaptıklarına bakmayanların geleceği planlayamayacaklarının bir göstergesidir. Bu gidişatla enflasyonun önünün alınmasınında olanaklı olmadığı bir çok kuruma düşük faizli kredi verilip, dolar milyarderlerinin vergi borçlarının silinmesine karşı bütçeye 768 milyar para konulurken, çiftçinin yüzde birlik koruma önleminin konulmaması tarıma, tarımcıya verilen önemin seviyesini göstermektedir. Onun için tarım kapsamlı bir şekilde korunmadığı sürece her olay kompanse edilmek için devreye sokulacak ve fiyat düşmemesine yönelik vurguncu düzende devam edecektir. Olay ancak çiftçinin ve tüketicinin örgütlenmesiyle düzene girer ve son bulur gerisi ise lafügüzaftır.